“Cemaat Bizden Ne İstedi de Vermedik”

Yok Böyle Bir Şey

 

 

Türkçenin güçlü bir dil olduğu söylenir. Her dil güçlüdür aslında onu konuşanlar için… Türkçenin gücünden söz edenler de daha çok anadilleri Türkçe olanlar. Bunun böyle olduğunu söyleyen yabancılar yok mu? Var, olmaz mı? Türkçeyi şöyle dört dörtlük inceleyenlerin başında yabancı dilciler geliyor. Tuhaf değil mi? Evet, tuhaf ne kelime ayıp, ama öyle… Diline en büyük zararı verenler de Türkçe konuşanlar. Bu daha da ayıp.

 

Dikkatinden kaçmayanlar olmuştur, yıllardır Türkçeye onu bozan yeni yeni anlatım şeyleri giriyor. ‘Şeyleri’ dedim, çünkü somut bir adlandırma yapamıyorum bu olgu için. Hadi, ‘söylemler’ diyeyim ya da ‘moda laflar’… “Yok böyle bir şey” kalıbı da bunlardan biri.

 

Birisi çıkıyor, az rastlanır bir maharet sergiliyor, “Yok böyle bir şey” diyoruz. Güzel bir fotoğraf görüyoruz, “Yok böyle bir şey” diyoruz. Lezzetli bir yemek tadıyoruz, “Yok böyle bir şey” diyoruz.

 

Konu aslında bu değil, ama içime dert olan sorunlardan birine değinmem için iyi bir fırsat çıktı da onun için yazdım bunları.

 

Nedir o fırsat? Adalet ve Kalkınma Partisi’nin dünkü seçim mitingi. İstanbul’daki…

 

İş biraz karışık, en iyisi sırayla gitmek:

 

Ne saklayayım, son zamanlarda sık sık işte bu “Yok böyle bir şey” sözünü eder olmuştum. Her gün sağda solda duya duya şartlanıyor insan hâliyle… Dün de yine dilime dilime geldi. Ama bana bu sözü söyleten durumlar yukarıdaki örneklere pek benzemiyor. Hem benim “yok böyle bir şey”lerimin anlamsal ayrılıkları da var.

 

Epeydir ortalıkta, “Cemaat bizden ne istedi de vermedik” diye bir söz dolaşıyor; Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan söyleyesiymiş bunu. Hayır, yok böyle bir şey… Haber başlıklarında, yorumlarda falan bu söz pek çok kere yer aldı almasına, ama bu cümleyi bu sözün atfedildiği kişi kurmadı (işte bir moda laf daha: cümle kurmak). Gazetecilerin marifeti bu…

 

Peki, nereden geliyor bu laf?

 

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçen Kasım ayında katıldığı Rusya’daki bir toplantıdan dönerken gazetecilere, ‘dershane kapatma’ kararına karşı belli çevrelerin tepkilerine ilişkin açıklamalarda da bulunmuştu. Açıklama şuydu: “Cemaate kızgınlıkla bu adımların atıldığı iddiası dört dörtlük iftira, yalan. Cemaatin en ileri gelenleri, mensupları, bugüne kadar acaba ne getirdiler de Tayyip Erdoğan bunu geri gönderdi?…  Yani, üniversitelerin verilmesiyle alakalı adımlardan tutun da birçok faaliyetlere yönelik yapabileceğimiz ne varsa bunları yaptık. Benden geri dönen hiçbir şey yoktur. Buna rabbim şahittir.”

 

Ve bu açıklama, “Cemaat bizden ne istedi de vermedik” manşetleriyle yer almıştı basında.

 

Ancak…

 

Ancak, devlet içinde bir ‘paralel yapı’dan söz eden ve bu konuda, hiçbir isteklerini geri çevirmediğini belirttiği ‘cemaat’ ileri gelenlerini, mensuplarını suçlayan da aynı Erdoğan. Bana “Yok böyle bir şey” dedirten ikinci durum da bu. İşin içerisine ne kadar muhalifi varsa hepsini kattığına ise hiç girmeyeyim…

 

Şimdi de, biraz zaman ve mekân atlayıp Adalet ve Kalkınma Partisi’nin dün İstanbul’da düzenlediği seçim mitingine gidiyorum. Orada ne dedi bu partinin genel başkanı?

 

“Ey Pensilvanya, daha ne istiyordun?!” deyip ekledi: “Üniversite dedin, sana üniversite verdik. On yedi tane üniversiteye sana müsaade verdik. Ne istiyordun yaa?… Dünyanın değişik yerlerindeki okullarını ziyaret etmemizi istediğinizde, oralara gidip ziyaret ediyor, oralardaki devlet, hükümet başkanlarına biz refere oluyorduk ya… Ne istiyordun sen bizden? Unutmayın, kişi sevdikleriyle beraber haşrolunacaktır.(*) Pensilvanya, sen Bahçeli’yle, sen Kılıçdaroğlu’yla haşrolunacaksın. Ama biz de işte biz de bu meydandakilerle haşrolunacağız. Biz vatan, millet, bayrak yolundayız, samimiyetle bunu devam ettiriyoruz.”

 

Üçüncü “Yok böyle bir şey”im de bu sözlere…

 

 

Aslında, kulakları olup da duymazdan, gözleri olup da görmezden gelmeyenler, Yeni Şafak gazetesinin köşe yazarlarından Abdülkadir Selvi’nin, bu gazetede 2 Aralık 2013 günü yayımlanan ‘Cemaat ve dershaneler’ başlıklı yazısını şu satırlarla bitirdiğini de biliyorlardır:  

 

“Madem 2004’ten beri bu hükümet sizi bitirmek istiyordu. O zaman sormak istiyorum.

2004’ten önce kaç valiniz vardı, 2004’ten bu yana kaç valiniz oldu?

2004’ten önce kaç milletvekiliniz vardı, 2004’ten bu yana kaç milletvekiliniz oldu?

2004’ten önce kaç bakanınız vardı, 2004’ten sonra kaç bakanınız oldu?

2004’ten önce kaç üniversiteniz vardı, 2004’ten sonra kaç üniversiteniz oldu?

2004’ten önce ticaret hacminiz neydi, 2004’ten sonra ticaret hacminiz ne oldu?

Bu soruları uzatayım mı?

Sadece şunu hatırlatmak istiyorum.

2004’ten önce ülkesini terk etmek zorunda kalan ve vatan hasretinden Türkiye’den getirilen toprakları koklarken gözyaşları döken muhterem Hocaefendi’yi, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın ülkeye davet ettiği bir Türkiye size yetmiyor mu?”

 

Hadi bakalım, sen gel de “Yok böyle bir şey” deme!… Hak etmedi mi yani?… Demek, üniversitelerin sayısı 17 imiş; Adalet ve Kalkınma Partisi’nin dünkü İstanbul mitinginde verilen sayı da buydu. Yani, lafın gelişi söylenmiş bir sayı değil bu 17…

 

Peki, vali, milletvekili, bakan sayısı? Aklım ticarete ermediğinden muhteremlerin bu konudaki hacimlerini merak etmiyorum; bununla ilgili bakan uğraşsın…

 

 

İnal Karagözoğlu

24 Mart 2014

 

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom (susturulmuş)

 

 

 

______________

* haşr (haşir): Kıyamet gününde bütün insanların bir yere toplanmaları, Allah’ın ölüleri diriltilip ‘mahşer’ denen toplanma yerine çıkarması. haşrolunmak: Ölünce toprağa gömülen, çürüyüp toprak olan insanların Allah tarafından oradan çıkarılmaları.

 

 

© 2014 İK

 

 

Anahtar sözcükler: bayrak, cemaat, dershane, dershanelerin kapatılması, haşrolunmak, millet, miting, seçim, seçim mitingi, şartlanmak, vatan, “yok böyle bir şey”

 

 

640 Başkaca (İ) | Günlük | 240314

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.