Bir Zamanlar Boğaz’da…

Onlar Ne Kadar da Güzeldiler!

 

 

Resanet vapuru –Bir Şirket-i Hayriye vapuru ~Fotoğ. WowTURKEY.com’dan ('Resanet' [/a/ uzun okunur] 'sağlamlık, metanet' demek) 

 

Bu, gerçek bir hikâyeymiş: Vaktiyle, Boğaz’daki (İstanbul) deniz ulaşımı Şirket-i Hayriye vapurlarıyla olurmuş. Bunlardan biri Boyacıköy’e gelmiş, iskeleye yanaşacak; ama kaptan biraz acemiymiş, bir türlü yanaşamıyormuş… Boyacıköy, Ermeni ailelerin çoğunlukta olduğu bir semtmiş o zamanlar. Kayalar ile Mirgûn arasında… Şimdiki adlarıyla Rumelihisarı ile Emirgân arası yani. Vakit akşam vakti olsa gerek, vapur işlerinden dönenlerle doluymuş…Yolcular birikmişler, bekleşiyorlarmış… Vapur ara ara az biraz iskeleye vurup açılıyormuş… Ahali de hâliyle iskeleye doğru gidip geliyormuş… Ön sıralardakiler başlarını ileriye doğru uzatmış, aralardan durumu görmeye çalışıyorlarmış… Gözünüzde canlandırıyorsunuz değil mi? Vapurun hareketleriyle oluşan kitle hâlinde dalgalanmalar… Vapur iskeleye çarptıkça insanlar da önlerindekilerin üzerine doğru gidiyor tabii… Bu yüzden çoğu yolcu önündekine gövdesiyle abanmamak için ellerini tampon durumuna getirmiş… Yolcuların arasında bir de cüce varmış; şimdi düşünün, onun elleri önündekinin neresine dokunur? Tamam mı? Bu bir değil, iki değil… Cücenin kabalarına dokunmasından rahatsız olan adam hışımla döndürmüş başını arkaya ve “Nerdeyiz be!?” diyerek aşk edivermiş tokadı karşısındakine; ancak, cüceye değil de onun arkasındakine… Niye? Geriye döndüğünde kiminle yüz yüze geldiyse ona tabii; cüceyi fark etmiyor, kendisine münasebetsizce el atanın o adam olduğunu sanıyor hâliyle… Çünkü adam başını vapurun kıç tarafına uzatmış, oraya bakıyormuş, kabalarına ellenen de, adamın o tarafa, kendisini ele vermemek için numaradan baktığını sanmış tabii… Ve bizim cüce de paçayı kurtarmış bu şekilde. İyi mi?

 

Ama asıl hikâye bundan sonrası: Adam tokat attı ya cücenin arkasındakine, tokadı yiyen garibim “bu da ne oluyor” diye şaşkın… Ama kendisini tokatlayan adamın sorusunu yanıtlamaktan da geri kalmamış: “Boyacıköy önlerindeyiz.” Ve yanıtını bir soruyla sürdürmüş: “Böyle soru’lur? Böyle soru’lur!?”

 

Bilenler anlamışlardır, tokadı yiyen, Boyacıköylü bir Ermeni vatandaşımızmış. O tatlı kırık konuşmaları kulaklarımda: özellikle de bir şey sorarken soru ekini söylemezler, meramlarını, eylem bildiren sözcüğün son hecesindeki kendilerine has vurgularıyla anlatırlardı. Onlar ne kadar çoktu, ne kadar güzeldiler…

 

 

İnal Karagözoğlu

5 Şubat 2014

 

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom

 

 

© 2014 İK

 

 

 

Anahtar sözcükler: acemi, acemi kaptan, Boğaz, Boğaziçi, Boğaz vapuru, Boyacıköy, cüce, Emirgân, Ermeni, Kayalar, Mirgûn, Rumelihisarı, Şirket-i Hayriye, tokat aşk etmek, vapur

 

628 | Başkaca (İ) | Öykü | 050214

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. Fevziye Yazman said,

    Şubat 5, 2014 at 13:09

    Yeniköy’de de Rum vatandaşlarımız çoktu. O semtte doğmuş, büyümüş bir arkadaşım vardı, Yani Davernos. Tatbiki’yi birlikte okuduk. Okul bittikten sonra evlendi ve Yunanistan’a gitti. Kısa bir süre sonra ölüm haberi geldi. Buralara hasret gittiğini duyduk.
    Düğünü Yeniköy’ün tepelerindeki Aya Nikola Killisesisinde olmuştu. Köybaşı Caddesinden her geçişimde kiliseye bakar, o günleri hasretle anarım.

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.