Hiç Unutulur mu?

Uğur Mumcu’yu Anarken…

 

 Bugün Uğur Mumcu’nun ölüm yıldönümü.

 

 Uğur Mumcuyu Anıyoruz: “Eğilmeden Bükülmeden” (Görsel, www.umag.org.tr/tr kaynağından.)  

Bu usta gazetecimizin ne zaman adı geçse, pek çok kişinin aklına, hemen onun, yazılarında, ‘tarikat, siyaset, ticaret’ üçlüsünün ilişkilerine dikkat çekişleri ile “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” sözü gelir. Bunlar duruma göre yer değiştirir. Bende de böyle.

Uğur Mumcu, ‘tarikat, siyaset, ticaret’ üçlüsü bağlamındaki görüşlerini 1988’de yayımladığı ‘Tarikat Siyaset Ticaret’ kitabıyla ortaya koymuştu.

Ve Mumcu şunları derdi hep:

“Türkiye, bir İslamcı devlet değildir; laiktir, laik kalmalıdır. Ve laik kalacaktır. Amerikancı bütün etkilere karşın Türkiye, kendi bağımsız siyasetini kendisi çizecek ve bu siyaseti yine kendisi uygulayacaktır.

Müslümanlığı, bir antikomünist ideoloji olarak Türkiye’nin komşularına karşı kullanmak, hem İslam dinine saygısızlıktır hem de Türkiye Cumhuriyeti’ni sonu gelmez bir serüvene itmek demektir.” 

*

Bilmem herkesler de öyle mi, ama ben bugünlerde şiddetli bir biçimde şu sözleri hatırlamaktayım: “Kurban olduğum Allah, verdikçe veriyor.” Bu cümle, bugün, bir 24 Ocak gününde daha da şiddetli biçimde beynimde uğuldayıp duruyor.

Bunlar, bugün için 61’inci Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nde başbakan yardımcılığı ve hükümet sözcülüğü koltuğunda oturmakta olan Bülent Arınç’ın sözleri. Ne zaman demiş? 60’ıncı Hükümet’te başbakan yardımcılığı ve Vakıflar ile TRT’den sorumlu devlet bakanlığı görevlerindeyken…

Aynı Arınç, Hukuk fakültesinden sınıf arkadaşı Nâzım Kaynak Yargıtay Birinci Başkanlığına (Yargtay Başkanlığına) seçilince de, duygularını, “Birinci turda, benim güzel kardeşim, sınıf arkadaşım Nâzım Yargıtay Başkanı oldu. Çok mutlu oldum” diye dile getirmemiş miydi? Buradaki anahtar anlatım ‘birinci turda’ sözüydü. O tarihte birileri için bir anlamı var mıydı, bilmiyorum; ama benim için çok şey söylüyordu bu söz…

Bütün bu sözler, 12 Eylül 2012 halkoylamasının meyvelerini derliyor olmaktan kaynaklanan olumlama ve sevinç belirten şeyler değildi de neydi? (bkz. Mayıs 2011 başları ile Haziran 2011’in ikinci haftasındaki basın). Yadırganacak hiçbir yanı olmayan şeyler… Doğal, insani.

Şimdi ise, Arınç’ın mensubu olduğu zihniyetin, 12 Eylül 2010 halkoylamasının bu başmimarlarının “Darbe, darbe, darbe” çığlıkları eşliğinde vizyona soktukları 2013 yapımı bir film izletilmek isteniyor millete: ‘Darbe 13’. Ünlü 400 Darbe filmi (1959) nasıl Fransızların Yeni Dalga akımının başyapıtlarındansa, bizim Darbe filmi serisi de postmodern sinemamızın başyapıtları arasında yer alma yolunda… İşte Darbe 13 de bugün itibarıyla (24 Ocak 2014) 6’ncı zafer haftasını yarılamış bulunuyor. Bitmez tükenmez darbe edebiyatından akperdeye 2013’te uyarlanan Darbe 13’te başrollerde yine bu serinin bildik oyuncuları var.

Uzman yapımcılarca kotarılan Darbe 13 bakalım hayal perdesinden ne zaman düşecek ve yerine ne konacak?

* 

 Ondan artakalan sadece bir avuç hurda mı? (Görsel, www.umag.org.tr/tr kaynağından.)

Bugün Uğur Mumcu’nun ölüm yıldönümü. Aramızdan gidişinin 21’inci yılı… Ve işte yine “yaşayanların birçoğu ne kadar da ölü” ve “kimi ölüler bize ne kadar yakın” oluyor…

Evet, ‘tarikat, siyaset, ticaret’ üçlüsü arasındaki ilişkilerin ülkeyi getirdiği hâl ortada. İçine düşürüldüğümüz bu durum, Mumcu’lara olan ihtiyacı ortaya koymuyor mu?

  

İnal Karagözoğlu

24 Ocak 2014

 

 

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom

 

© 2014 İK

 

 

 

Anahtar sözcükler: 12 Eylül 2010, 24 Ocak 1993, darbe, darbe edebiyatı, siyaset, tarikat, ticaret, Uğur Mumcu, unutulmaz

 

626 | Başkaca (İ) | Günlük | Her Açıdan | 240114

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. İnal Karagözoğlu said,

    Ocak 24, 2015 at 23:43

    Unutulmaz…
    Onlarınki Gibi Yürekler Her Daim İçimizde

    Sanatın evrenselliğine bir örnek ver, dense, aklıma ilk gelen yapıtlardan biri de İtalyan besteci Tomaso Giovanni Albinoni’nin org ve yaylı çalgılar orkestrası için yaptığı sol minör adacyosudur (Adagio).

    Barok dönem bestecilerinden Albinoni’nin (1671-1751 [1674-1745]) bu olağanüstü ezgileri, geçen yüzyıl sona ererken Lara Fabian’la (1970) yeniden ve yeniden hayat bulmuştu. Lara Fabian, İtalyan bestecinin bu eserini bir şarkı olarak sunuyordu dünyaya: “Seni nerede bulurum, bilmiyorum… ….. Non so dove trovarti, non so come cercarti… ….. I don’t know where to find you… …..”

    Sicilyalı bir anne ile Flaman bir babanın kızları olarak Belçika’da dünyaya gelmiş olan Lara Fabian, Kanada yurttaşı, ama o daha çok ‘Belçikalı İtalyan şarkıcı’ diye bilinir; ve, pek çok dilde şarkı söylediği için de uluslarası bir şarkıcı kimliğine sahip…

    Müzik, sanatın evrenselliğinde başta geliyor ve bu niteliğiyle her dönemde, her toplumda, her ortamda kendine yer buluyor. Bugün, bir 24 Ocak gününde, ‘Uğur Mumcular’dan birisini daha, Uğur Mumcu’yu yitirişimizin yıldönümü acı bir kış gününde, Lara Fabian’ın yorumuyla evrenselliğin bütün koşullarını tek bir yerde buluşturmuş olan Adagio’yu, Uğur Mumcu’yla ve onun öncelleri ve ardılları olarak aynı sarsılmaz kişilikte buluşmuş olan ve halkından işte tam da bu yüzden koparılmış bulunan düşünce sanatçılarıyla birlikte dinleyelim: » https://www.youtube.com/watch?v=x1i7pevupAM

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.