O Güvenin İçine Edilmişse

Hayali Kaç Para Eder?

  

 

Yargı deyince sade bir yurttaş olarak ben ne anlarım?

 

İşleri hukuku hâkim kılmak olan huhukçuların görev yaptığı kurumları, oluşumları anlarım. Hâkimler, savcılar, avukatlar… Adliye…

 

Bir adım daha ileriye gidersem, üç devlet erkinden birini anlarım. Yargı.

 

Daha daha ileriye gidersem, devletimizin, Anayasasında belirtildiği üzere bir hukuk devleti olduğunu; hukuk devletinin en ayırıcı yapısal niteliklerinden birinin erkler ayrılığı olduğunu; devletin egemenlik yetkisinin, üç devlet erki, yani, yasama-yargı-yürütme erkleri arasında Anayasamızca meşru bir biçimde paylaştırılmış olduğunu; bu erklerin, yetkilerini birbirleriyle çatışmadan karşılıklı saygı ve denetim ilişkisi içinde kullanmaları gerektiğini; bu paylaşımda, yargının, milletimiz adına kullandığı yetkiyle yasama ve yürütme erklerini de denetlemekle görevli olduğunu; devletin hukukun üstünlüğü hedefine doğru ilerlemesinin, ancak ve ancak yargının bu denetleme görevini gereğince yerine getirmesiyle olabileceğini bilirim. Ve asıl önemlisi, erkler ayrılığı sisteminin temel özelliğinin, devletin mutlak egemenlik gücünün bir kimsede, bir zümrede ya da tek bir erkte toplanmasına izin vermemesi olduğunu da bilirim.

 

*

Yukarıdaki cümlelerimi bir süredir ‘anlarım’, ‘bilirim’ yüklemleriyle değil, ‘anlardım’la, ‘bilirdim’le söyler olmuştum; son günlerde ise, adıyla ‘17 Aralık süreci’nde diyeyim, benim bu anlayışlarımın, bilgilerimin içine iyice edilmiş olduğunu bütün çıplaklığıyla görmüş ve anlamış bulunuyorum. Yetmedi, durumu daha da çığırından çıkarma çabaları var… İşi daha da vahimleştirme, âdeta üzerine tüy dikme yarışları…

 

Bu durumda benim hukuka dair güvenim hayal oldu. Tamam, peki de, mesela Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, yakın tarihteki bazı sevinçleri aklına geldikçe neler düşünmektedir, pek merak etmekteyim doğrusu. Kendimi onun yerine koyuyorum da, kendi hâlime şükredesim geliyor. Ama olmaz; hiç şükredecek bir durum yok ortada: cümleten hâlimiz berbat.  

 

Neydi o bazı seviçleri Arınç’ın? Bunlardan şu ikisini hatırlayalım:

 

- Hukuk fakültesinden sınıf arkadaşı Nâzım Kaynak Yargıtay Birinci Başkanlığına (Yargtay Başkanlığına) seçilince, duygularını, “Birinci turda, benim güzel kardeşim, sınıf arkadaşım Nâzım Yargıtay Başkanı oldu. Çok mutlu oldum” diye dile getirmişti. (Mayıs 2011 başları, gazeteler)

 

- Bu mutluluğunun ardından yeni bir mutluluk verici bir durum olarak Hüseyin Hüsnü Karakullukçu’nun Danıştay Başkanlığına seçilmesi üzerine de yeni başkanı, ‘Benim güzel arkadaşım’ diye tanımlamış, “Şimdi bir şey söylerim ‘bütün arkadaşları bir yerlere geldi’ derler. Kurban olduğum Allah, verdikçe veriyor” demişti. Bu arada, Arınç gazetecilere, “Kurban olduğum Allah, verdikçe veriyor” sözüyle ilgili olarak, “Bunun fıkrasını da sonra size anlatırım” demiş, milleti (gazeteci milletini ve bu konudaki haberleri okuyanları) merak içinde bırakmıştı. (Haziran 2011’in ikinci haftası, gazeteler)

 

Tabii, ben Arınç’ın bu iki sevincinden söz ederek adı geçen yargıçlar ile yargımıza ilişkin söylentiler arasında bir bağ kurmak istemiyorum. Hâşâ… Nasıl ben hukuka, yargıya ilişkin duygu ve düşüncelerim bağlamında büyük bir hayal kırıklığı içindeysem, Arınç da buna benzer acı duygulara kapılmış mıdır, diye merak ediyorum, o kadar. Ne de olsa, 12 Eylül 2010 halkoylamasının başmimarı Arınç’ın partisi.

  

Peki, “Kurban olduğum Allah, verdikçe veriyor” sözünün fıkrası? Gazeci milleti bu, durur mu, araştırıp bulmuşlar: Adamın birisine piyangodan büyük ikramiye çıkmış. Bir süre kendisini gizlemiş, tam bir bankayla anlaşmaya giderken kaynı aramış cepten, “Enişte” demiş, “başın sağolsun… Ablam senin ikramiyeyi duymuş, sevinçten rahmetli oldu.” Adam ellerini havaya kaldırmış, “Kurban olduğum Allahım” demiş, “verdikçe veriyorsun.”

 

Ama bizim hukukun elden gidişinde hiç kimse için sevinecek hiçbir şey yok.

 

 

İnal Karagözoğlu

13 Ocak 2014



facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom 

 

 

© 2014 İK

 

 

 

 

 

Anahtar sözcükler: 12 Eylül, 12 Eylül 2010, 17 Aralık, 17 Aralık süreci, Anayasa, devlet erki, güven, halkoylaması, hukuk, içine etmek, tüy dikmek, yargı, yasama, yürütme  

 

624 | Günlük | Her Açıdan | 130114

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. İnal Karagözoğlu said,

    Ocak 15, 2014 at 07:49

    Herkes bir şeyleri merak ediyor…

    Bugünkü Cumhuriyet gazetesinden bir haber başlığı: «Nurşen Mazıcı: “Sayın Bülent Arınç Türkiye şimdi neresini temizliyor?”»

    Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Nurşen Mazıcı, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın Ergenekon sürecinde söylediği “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” sözlerini hatırlatarak 17 Aralık sürecindeki görevden almalar ile HSYK’da yapılmak istenen değişikliklerle ilgili olarak “Sayın Bülent Arınç’a sormak istiyorum. Türkiye şimdi neresini temizliyor” demiş.

    Haberin kaynağı http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/29547/Nursen_Mazici___Sayin_Bulent_Arinc_Turkiye_simdi_neresini_temizliyor__.html bağlantısında.

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.