Bir Ayakkabı Kutum Bile Yok!

Korkarım, Benim Kalemler Geridönüşüme Gidecek

 

 

Sanıyorum, pek çok kimse, hele de bu sosyal medya denen yerlerde dolaşanlar şu diyeceklerimi bilmezler: benim çocukluğumda, ilk gençlik yıllarımda, devlet dairelerinde –bunlara elbette okullar da dahil– kullanılan araç-gereçlerin üzerlerinde, belli bir yerlerinde ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti’ ibaresi olurdu. Kâğıtlarda da ay-yıldızlı filigran… Ne demekti bu? “Bu mal, devlete aittir, ancak resmi hizmette kullanılır.” Yani, “Sana resmi görevini yapasın diye verilmiş olan eşyayı, bu en değersiz bir kalem parçası dahi olsa onu özel işinde kullanamazsın, evine falan götüremezsin” demekti bu. Bu arada bir şey eklemem lazım: gel zaman git zaman o ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti’ ibaresi kalktı, yerine ‘DMO’ geldi. Bu kısaltma, pek çok kimsenin bileceği gibi, resmi kurum ve kuruluşlara mal-malzeme tedariki için ’950 yılında kurulan Devlet Malzemesi Ofisi’nin kısaltması.

 

Babamın elinde zaman zaman bir kalem görürdüm, yazılı kâğıtlarını okurken kullanırdı; mor ile kırmızı arası, bordomsu bir renkte. Boya kalemlerinden farklıydı; ıslanırsa sabit kalem gibi bulaşırdı, silgiyle de silinemezdi. ‘Sabit kalem’ dediğim de, daha çok makbuz gibi, tutanak gibi, yani, üzerlerinde oynama, düzeltme yapılmaması gereken şeylerde kullanılan bir kelemdi; silik soluk bir yazısı vardı. Bu kalemle yazabilmek için onu çok çok bastırmak gerekirdi; insanın eli kolu yorulurdu. Bir tarihte sabit kalemle seçim sandığı tutanağı yazdığımı hatırlıyorum.

 

Lafı uzatmadan söyleyeceğim şeye geleyim: o bordomsu kaleme çok özenmişimdir ama sahip olamamışımdır. Neden? Devlet malı olduğu için… Benim gibi kalem meraklısı birisi için bir eksiklik midir bu, bilemem. Ama bildiğim bir şey var, irili ufaklı kalemlerden oluşan bir koleksiyoncuğum var; öyle düzenlenmiş bir şey değil, evin orasında burasında bölük pörçük biçimde duruyor… Zaman zaman eşim, ya onları bir araya getirip ortadan kaldırmamı ya da kaldırıp atmamı söyler durur. E, haklı…

 

Dün, işsizlikten evin içerisinde dolanıp dururken benim o kalemler geldi aklıma; dedim şunları bir araya toplayayım… Demez olaydım; başıma bela oldu mübarekler: içerisine koyacak bir kap bulamadım koca (!) evde… İyi mi? Geri dönüşebilir ‘çöplerimiz’i bir yerde toplamaya başlayalı beri evde tek bir şişe, tek bir eski gazete, kutu, ambalaj malzemesi vesaire bulmak mümkün değil; eşim, onları eğip büküp atma peşinde.

 

Şimdi dostlarımdan bir dileğim var: n’olur bana bir ayakkabı kutusu olsun yollayın, kalemlerimi kurtarın. Yoksa, eşim onların da hakkından gelecek… Çünkü kararlı.

 

 

İnal Karagözoğlu

19 Aralık 2013

 

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom  

 

 

 

__________________

ibare: Bir durumu, bir düşünceyi anlatan birkaç sözcükten ya da birkaç tümceden oluşan söz.

 

Not: Eskiden ‘hükümet’ sözcüğünün yazımı ‘hükûmet’ biçimindeydi. ‘Cumhuriyet’ sözcüğü de Harf Devrimi’nin ilk yıllarında ‘cümhuriyet’ biçiminde yazılırdı.

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: ayakkabı kutusu, DMO, kalem, koleksiyon, kutu, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti

 

618| Günlük | 191213

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. İnal Karagözoğlu said,

    Aralık 20, 2013 at 16:18

    ‘Cumhuriyet’ Niye ‘Cümhuriyet’ Diye Yazılmıştı?

    ‘T.C.’ kısaltmasına ilişkin bir yazımda* söz, ‘cumhuriyet’ sözcüğünü bir zamanlar ‘cümhuriyet’ biçiminde yazmış olduğumuza gelmişti. O yazımın ‘u’ harfinin niye ‘ü’ diye yazıldığına ilişkin bölümünü aşağıya alıyorum:

    «Bilindiği gibi, Türk harfleri 1928’in 1 Kasımında kabul edildi. Yeterli bir geçiş dönemi de düzenlenmişti; örneğin, Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesinde, “Resmi ve hususi bütün zabıtlarda 1930 Haziranı iptidasına kadar eski Arap harflerinin stenografi makamında istimali caizdir. Devletin bütün daire müesseselerinde kullanılan kitap, kanun, talimatname, defter, cetvel kayıt ve sicil gibi matbuaların 1930 Haziranı iptidasına kadar kullanılması caizdir” diyor. İşte 1.11.1928 ile 1.6.1930 arasındaki on dokuz aylık sürede kamu görevlileri yeni yazıyı öğrenmişler, ’930 Haziranından başlayarak da resmi işlerde bu yazıyı kullanmaya başlamışlardı.

    Annem de babam da öğretmendi; yazıları da pek güzeldi; ancak ikisi de bazen bir şeyleri eski yazıyla yazarlardı… Neleri mesela? Bazı kimselere yazdıkları mektupları, acele tutmaları gereken notları… Ben daha okula gitmezden önce eski ve yeni yazının birbirlerine benzemezliğin farkına varmıştım. Okuma yazma öğrendikten sonra da eski yazıya benzer birtakım çiziktirmeler yapar, okusun diye annemi zorlardım. Rahmetli başa çıkamamış, adımın ve anne, baba gibi birkaç söcüğün eski yazıyla yazılışını öğretmiş, böylece bir süreliğine kurtulmuştu elimden. Daha sonraları da, elime geçirdiğim eski yazı kitapları okuma savaşımda yardımcı olmuştu.

    Ve yeni yazıya geçiş dönemine ilişkin önemli bir duruma, şimdi bize pek komik gelebilecek bir şeye tanık olmuşumdur: görenler olmuştur, Harf Devrimi’nin ilk yıllarında yayımlanmış gazete, dergi gibi yayınlarda ‘cümhuriyet’ diye bir kelime geçer; nedir bu?

    Efendim, Arap abecesinde ‘n’ harfi, nun, yukarıya doğru bakan tekne gibi bir şey düşünün, üst tarafında bir nokta var… ‘T’ harfi de aynı teknenin üst tarafında iki noktası olanı. ‘S’de de üç nokta var… Bu iki ve üç nokta, Arap harfleriyle yazılan el yazısında sırasıyla bir çizgiyle (–) ve şimdi bizdeki düzeltme imi (^) biçiminde bir işaretle gösterilir. Diyelim yeni yazıya geçilen ilk yıllarda el yazısıyla ‘kanun’ yazacaksınız, işiniz zor; ya ‘kanununun’ yazacak olsanız, daha da zor… Ne oluyor? u’lar n’ler birbirine karışıyor… Yalnız ‘n’den önce ya da sonra gelen ‘u’lar mı, ‘m’den sonra ya da önce gelen ‘u’lar da sorun yaratıyor o günlerde… O zaman ne yapmış analarımız, babalarımız, ninelerimiz, dedelerimiz? U’ların üzerine birer çizgi (–) atmış; ama iki nokta anlamında değil tabii… Peki bu nasıl bir sonuç doğurmuş olabilir? Çizgiyi (–) kabaca çözümlersek ortaya iki nokta (..) çıkar. Örneğin, yeni yazı el yazısıyla yazdığınız ‘cumhuriyet’ sözcüğü mürettiphanede rahatlıkla ‘cümhuriyet’ hâline dönüşebilir. Diyeceğim, o günlerin koşulları başkaydı; yazım kuralları eksikliydi; bu durumda ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltmasının ‘T.C.’ biçiminde olması olağan değil mi?…»

    ______________
    * http://www.ilgilik.com/2013/04/24/t-c-mi-tc-mi-t-c-mi.html/ | 24 Nis. 2013 | T.C. mi, TC mi, T. C. mi? – Yoksa, “İş Buna Kalsın” mı?

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.