Seçim Sath-ı Mailinde

Yapay Gündemlerin İçinden Birkaç Şey

 

 

Memleket ‘seçim sath-ı maili’nde yuvarlanıp gidiyor. Tepende gündemi belirlemeyi kendisine iş edinmiş ve hitabet sanatı olarak öfkeyi seçmiş bir devletli oldukça, önünde ha seçim olmuş ha geçim derdi, yuvarlanıp gitmekten başka elden ne gelir? Öyle buyurulan yapay gündemlerle ömür tüketirsin ancak…

 

Son zamanlardaki durum daha da böyle… Geçen günlerden işte birkaç şey:  

 

Yakışmadı…

 

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 16 Kasım 2013 Cumartesi günkü ‘Diyarbakır buluşması’nın ardından partisinin geçen salı yapılan grup toplantısında âdeti olduğu üzere yine birilerine çattı. Erdoğan, yıllardır yurt dışında yaşayan müzisyen Şivan Perver’in ‘Diyarbakır buluşması’na katılışıyla ilgili gözlemlerini dile getirirken yaptı bunu. Benim dikkatimi çeken şey, Başbakan’ın bu dile getirişte kullandığı yakışıksız bir söz oldu. O sözün geçtiği bölüm şuydu:

 

«Bakın değerli kardeşlerim, Şivan Perver Diyarbakır’da Valilik’te odaya girdiği zaman odada bulunanların hepsi heyecanlandı. İçeriye girene, Şivan Perver olarak değil, bir Kürt olarak değil, herkes bir insan olarak, bir sanatçı olarak, vatanından otuz sekiz yıldır uzakta olan ve o gün vatanına dönmüş biri olarak bakıyordu. Ve şu anda vatandaşlığı alınmış, adeta bir misafir olarak bakıyordu. Böyle bir şey olabilir mi ya?… Acaba bunu kimler yaptı? Bunun bedelini ödemesi gerekenler var herhalde. Aynı şeyi Ahmet Kaya’ya yaptılar. Ahmet Kaya’ya ödül töreninde, biliyorsunuz, o gün orada saldırdılar. Kimler saldırdı? Hani Gezi Parkı’nda bize saldıranlar kimlerse, onlar orada da Ahmet Kaya’ya saldırdılar. Aynen, aynen… Şimdi, o gün Ahmet Kaya’ya saldıran sanatçıların bir kısmı şimdi diyor ki, “Ben” diyor, “o esnada tuvaletteydim”, birisi diyor ki, “Ben o esnada dışarıdaydım.” Ulan, hepiniz oradaydınız be!…»

 

Bu konuşmadaki yakışıksız sözün ülkemin başbakanının ağzından çıkmış olması beni üzmüştür. Şu da var, Başbakan’ın, Şivan Perver ile Ahmet Kaya’ya yapılanları eleştirirken bunlara duyduğu tepkiyi, üzüntüyü belirtmesini anlıyorum da buradan hareketle başka sanatçılara yüklenmesi hiç doğru olmamıştır. Bunları söylemek hakkım ve görevim.

 

Başımızdaki İktidar Kaç Ortaklı, Bilen Varsa Beri Gelsin

 

Ben epeydir bekliyordum ne zaman patlayacak diye. Sonunda oldu: “Dershaneleri kapatıyoruz.” Bu sözü ilk defa duyuyor değildik, ama bu sefer Başbakan’ın olabildiğince kararlı olduğu görülüyordu.

 

‘Bu sefer iş ciddi’ algısının toplumda özellikle de ilgili çevrelerde oluşması üzerine ortalık bomba düşmüşe döndü. Ne de çok taraf varmış bu konuda meğer… Yeni yeni saflaşmalar falan… Dershaneler meselesi basın-yayını âdeta ele geçirmiş durumda… Herkes bir şeyler yazıp çizmekte, bir şeyler söylemekte; en başta da televizyonlarda didiklenip duruyor dershaneciliğimiz. Bu hengâmede ana-babaların, velilerin ve özellikle de öğretmenler ile öğrencilerin kaybolup giden cılız sesleri…

 

Ve bu hâl devam edip gidedursun, beni sıkıntıya sokan bir şey: ‘paydaş’* sözcüğüne yüklenen yeni anlamın ne olabileceğini çözememek… Bu sıkıntı, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın hafta başındaki bakanlar kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada “Dershanelerle ilgili konu gündeme geldi. Bu konunun paydaşlarla birlikte tekrar ele alınmasının yararlı olacağı konusunda görüş birliğine vardık” dediğini duymamla başladı.

 

Paydaşlar!?… Ne demeye geliyordu bu? Adalet ve Kalkınma Partisi on küsur yıldır tek başına iktidar partisi değil miydi? ‘Paydaş’ da değil, ‘paydaşlar’ dediğine göre Başbakan Yardımcısı Arınç, iktidarın benim bilmediğim ortakları mı vardı? Kaç ortaklıydı bu iktidar? Bilen varsa beri gelsin!

 

Arınç’ın Sözleri Ne Demeye Geliyor?

 

Arınç’ın geçen hafta başlarında ABD’ye uçmazdan önce bir gazetecinin ‘olası bir ziyaret’e ilişkin sorusuna verdiği yanıt ise işin cabası: “Bu kez maalesef görüşmeyeceğim. Çünkü Türkiye’de yaşanan son olaylarla veya siyasi boyutuyla bu ziyaretin eleştirileceğini düşünüyorum. Ne muhterem hocamızı rahatsız etmek gibi bir niyetim var ne de hükümetimizin üzerinde böyle bir görüşmenin farklı yorumlanmasından dolayı bir yıpranmaya. Doğrusu müstehak olmadığımızı düşünüyorum. Gönlümden çok arzu etmeme rağmen maalesef sayın muhterem hocamızla bu ziyaretimiz sırasında bir görüşmemiz olmayacak.”

 

Bu çapraşık yanıttan ne anlamak lazım, pek çıkaramadım.

 

Öğretneler Günü?!…

 

Ve ben, bu yılki Öğretneler Günü’nü pas geçtim. Evet, işte bir öğretmenler gününe daha erişmiştim, ama nedense, eski bir öğretmen olarak içim bir şeyler yazmayı kaldırmıyordu.

 

Ve ‘Dosya’ Aşaması…

 

Bu dershaneler konusunda ‘şimdilik’ gelinen noktadan bakınca ufukta birtakım dosyalar görülüyor. Neler içeriyor bunlar? Ortaya saçılacaklar mı?

 

Şimdilik bu soruların yanıtı arıyorum.

 

 

İnal Karagözoğlu

26 Kasım 2013

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom  

 

 

_________________

* Bir ortaklık ya da bir mal üzerinde payı olan kimselere ‘paydaş’ denir. Bunun böyle olduğunu bilmeyen yoktur, ama yine de siyaset tarihimize not düşmüş olayım, dedim. Bu sözcüğün Osmanlı Türkçesindeki karşılığı da ‘hissedar’; tabii, bu da biliniyordur. Bu sözcükler daha çok ticaret hayatında kullanılır(dı), şimdi de bir hükümet adamı marifetiyle ‘siyaset’ hayatına girmiş bulunuyor.

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: dershane, dosya, hitabet sanatı, öfke, Öğretmenler Günü, paydaş, seçim, seçim sath-ı maili,  ulan, yapay gündem

 

611| Günlük | 261113

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.