Zor Bir İş…

Düşe-inmek

 

Muazzez Çörtelek

 

 

Kendimi bildim bileli, ne zaman haktan hukuktan, siyasetten, yaşamdan, günlük sorunlardan, ülke meselelerinden konuşsak, söz gelir, dolanır, bu dönemin bir geçiş süreci olduğuna, zor zamanlardan geçildiğine, daha ileri bir düzen için bu sancıların yaşanması gerektiğine dair açıklamalara dayanır. Zorlu süreçlerin ise ardı arkası hiç kesilmez.

Ülkemiz, gerçek bir deprem ülkesidir. Sadece coğrafyasıyla değil, insan yapısıyla, yönetim anlayışıyla, yönetilme arzusunu şekillendiren tercihleriyle sallana sallana tüketiriz zamanın büyük bölümünü. Bu sallantıdan herkes yakınır, yakınır ama nedense üzerinde düşünmeyi de istemez pek.

Düşünmeyi istemek, çetrefilli bir iştir. Her an her şeyin değiştiği ve sallana sallana yaşanan bir yerde insanlardan düşünmeyi beklemek çok şey midir acaba?

Hani, sıkça söylenen bir cümle vardır ya “balık hafızalı bir toplum” olduğumuza dair, bu belki de zorunluluktandır. Belki de susmazsa başına ne geleceğini yüzyılların deneyimi sonucunda öğrenmiştir insanlar; öğrenmekle de kalmamış, DNA’sına kodlanmıştır. Yaşamak, ne pahasına olursa olsun yaşamak, hayatta kalabilmek için… Ne de olsa, canlıların birinci dereceden amacı, mükemmel olmak değil, hayatta kalmaktır.

*

Düşünmek zor iştir be kardeşim. Ne çok şeyi birlikte ister. Düşünmek, bir sonuca varmak amacıyla bilgileri incelemek, karşılaştırmak ve aradaki ilişkiden yararlanarak düşünce üretmek, zihinsel yetiler oluşturmak, muhakeme etmektir; aklından geçirmek, göz önüne getirmektir; insanın bir şeyi arayıp zihniyle bulmasıdır; bir şeye karşı ilgili ve titiz davranmasıdır; akıl etmesi, ne olabileceğini önceden kestirmesidir; tasarlamaktır; tasalanmak, kaygılanmaktır. Zor iştir velhasıl.

Oysa, azıcık, birazcık düşününce, neden böyle sallana sallana yaşadığımızı, her Allahın günü yeni bir sarsıntıya uyandığımızı anlayıveririz. Küçük denebilecek bir örnek: çok değil, daha iki aydan az bir süre önce TRT’nin en üst düzeydeki yetkilisinin, “Değişim olacaksa, bu, çocuklarla olacak; çizgi filmlerde hayal ürünü varlıklar, uçanlar, kaçanlar, uzaylılar, doğaüstü yaratıklar var. Bunlar çocuklar için tehlikeli diye düşünüp, büyük paralarla kendi filmimizi yaptık” dediğini, “yeni projelerinde padişahların yaşamlarının anlatılacağını” söylediğini anımsayalım.

Sanki yüzyıllar öncesine ilişkin tarihi filmlerde hayal ürünü konular hiç yer almazmış gibi, hiçbirinin belgesel birer film gibi çizgi filme dönüştürülmesinin mümkün olamayacağı bilinmezmiş gibi, yabancı çizgi filmlerin “hayal ürünü oldukları için” eleştirilmesi olağan mıdır? Ama çocuklar, büyüklerinin hayalleriyle, yönetenin hayalleriyle büyümek zorundadırlar. Öyle değil mi?

Galiba değil. Güzel dilimizin çok güzel bir sözcüğüdür aslında “düşünmek”. Düş, hangi sözlüğe bakarsanız bakın, “rüya, hayal, imge, hülya” anlamlarına geliyor. “Düşmek” sözcüğü ile arasındaki farkı bir “ün” eki var ya, işte onun için dilbilimi açısından filan bakmıyorum ve diyorum ki, “Düşünmek aslında düşe düşmektir, düşe dalmaktır, düşe inmektir”.

Düşünmek zor değildir; düş kurmak, hayal kurmak ise insanın birinci dereceden özelliğidir. Sözcüklerin yaratılma süreçleri de boşuna değildir. Öyle, “geçiş süreçleri” filan gibi bahanelere de sığmaz. Vardır sözcüklerin bir bildiği…

Hepimizi düşe-inmeye çağırıyorum.

 

İstanbul, 7 Kasım 2013

 

 

________________

- Bu yazı özgün biçimiyle Yeni Yaklaşımlar Org’da yayımlanmıştır.

- Üstbaşlık İlgilik’e özeldir.

 

© 2013 MÇ.ilgilik

 

 

Anahtar sözcükler: balık hafızası, deprem, düşünmek, geçiş süreci, süreç

 

610 | Düşünceler | 191113

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.