Bir Yıldönümü Düşünceleri

Türkiye Cumhuriyeti Devleti 90 Yaşında

 

 

Bilge Kağan ne demiş?

 

Aç milleti tok, az milleti çok kıldım. Giyimsiz milleti giyimli, yoksul milleti bay (zengin) kıldım. Dört yandaki milletler hep bana tabi oldular. Milleti düşmansız kıldım.”

 

 

‘Devlet’ sözcüğü bize Arapçadan gelmiş. ‘Tedavül’le aynı kökten… ‘Tedavül’ün ne demek olduğunu hemen herkes bilir: ‘geçerli olma, sürümde bulunma, sürüm, geçerlik, dolanım, elden ele dolaşma, elden ele geçme’. Daha çok para için kullanılıyor.

 

‘Tedavül’ sözcüğü dilimizde daha çok para için kullanılıyor, ama sözcüğün bu anlamlarına bakıp, ‘devlet’in ya da ‘erk’in de ‘tedavül eden, elden ele geçen’ bir güç olduğunu söylemek yanlış olur mu? Yani, egemenliğin elde olması… ‘Devlet’in, ‘mutluluk (saadet), talih, baht, kut, büyük rütbe, büyüklük, orun (mevki), zengin ve varlıklı olma, nimet’ gibi mecaz anlamlarının olması böyle düşünmeyi destekliyor.

 

Sonuç olarak, ‘devlet’, ‘egemenliğin en güçlünün tekeline geçmiş olması’ durumudur. Bunun bugün için en gelişmiş, en demokratik biçimi, belirli bir toprak üzerinde yaşayan insanların, o toprak üzerindeki bireysel egemenliklerini, aralarından en güvenilir olanların oluşturduğu bir kurultaya aktarması. Buna örnek olarak Cumhuriyetimizi göstermek istiyorum: 

 

Türkiye Cumhuriyeti, en yakını altı yüz küsur yıllık Osmanlı Devleti dönemi olan uzun bir geçmişten süzülüp gelen bir halkın, yaşadığı topraklardaki egemenliğinin elinden gitmekte oluşu üzerine bir araya gelip o egemenliği kurtarmak ve korumak için güvendiği bir büyük gücü kendisine vekil tayin etmesiyle kurulmuş bir devlet.

 

*

Mustafa Kemal Atatürk, 1 Kasım 1936 günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin beşinci dönem ikinci çalışma yılını açış konuşmasında şunları söylemiş:

 

“Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslarıyla Türk milletini emin ve metin bir istikbal yoluna koyduğu kadar, asıl, fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibarıyla büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur. Seneler geçtikçe, milli ideal verimleri, güvenle çalışmada, ilerleme hevesinde, milli birlik ve milli irade şeklinde daha iyi gözlere çarpmaktadır. Bu, bizim için çok önemlidir; çünkü, biz, esasen milli mevcudiyetin temelini, milli şuurda ve milli birlikte görmekteyiz.”

 

*

‘Devlet’ denen yönetim aygıtının görevi, bireylerin sağlıklı, eğitimli, bilgili olmalarını, güvenli bir ortamda gönenç içinde yaşamalarını sağlamaktır. Bunu nasıl yapacak devlet? Hükümetler eliyle… Hükümetlerin, devletin gücünü elinde tutan bu görevlilerin kendilerini göreve getirenlere evrensel hukuk içinde, adaletle, sevgiyle hizmet sunmaları, o görevi sürdürmelerinin ön koşuludur.

 

Hükümet etme görevi, örneğin, her Allah’ın günü vatandaşı tehdit ederek, verilen hizmeti, yapılan işi vatandaşın başına kakarak yürütülemez. Eğer bir ülkede yönetim, şiddeti, hukuksuzluğu bir yönetme yöntemi olarak kullanırsa, bir zaman gelir şiddet ve hukuksuzluk meşrulaşır ve o ülkede insanlar arasındaki ilişkiler suç eksenli hâle gelir; artık, o ülkenin çimentosu, kültür yapısı yozlaşmıştır; toplum, bir suç toplumu, bir şiddet toplumu olup çıkmıştır; sadece çıkarlar önde gelir o toplumda… Ve eğer bir ülkede yönetim devletin vidalarıyla oynarsa, bir gün gelir o vidalar yalama olur, toplum şirazesinden çıkar.

 

Çok garip, böylesi yönetimlerde iktidar koltuğunda oturanlar, zaman içinde birer ‘büyük kişi’ kimliğine bürünürler. Onlara kucak açanlar çoğunluktadır… Derken bir zaman gelir, bu sahte büyüklükler, güneş batarken gölgelerin uzaması gibi doruğa çıkar. Ama gölgeleri uzayanların yüzleri iyiden iyiye kararmıştır; çünkü güneşe arkalarını dönmüşlerdir ve artık o kucaklar gölgelere inat ufalmış, düşüş süreci başlamıştır… Hani, olur olmaz şeylere ‘süreç’ derler ya, işte asıl süreç budur. Geriye çalışamaz.

 

Böylesi yönetimleri tarih kitaplarında okumuşuzdur. Ve Bilge Kağan’dan alınacak çok dersler vardır.

 

*

Yarın 29 Ekim. Bir bayram günü… Türkiye Cumhuriyeti doksan yaşında…

 

Yurdun her köşesinde bu bayrama hazırlıklar var. Herkesin hazırlığı kendisine göre… Ben, işte bu yazıya oturdum; elimden bu geliyor. Şu anda da son noktayı koymaya yakın yerdeyim. Az önce ara verip Bayrağımızı astım, yarın da kısmet olursa tören alanına gideceğim.

 

Cumhuriyetimizin nasıl kurulduğunu anlatmaya gerek var mı?

 

Ve çok şükür, ülkemizin kuruluş felsefesi derin; hiç kimse, bu devletin vidalarıyla oynarsam, bir gün gelir, yalama olur, diye umutlanmasın. Hiç kimse de böyle bir şey olabilir diye korkmasın; ayakta olsun, bir yandan Mustafa Kemal’e, bir yandan Bilge Kağan’a kulak versin yeter.

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti doksan yaşında; Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

 

 

İnal Karagözoğlu

26 Ekim 2013

facebook.com/inal.karagozoglu

twitter.com/wwwilgilikcom 

 

 

© 2013 İK

 

 

 

Anahtar sözcükler: 29 Ekim, Cumhuriyetimiz, Cumhuriyet Bayramı, devlet, erk, hükümet, iktidar

 

603 | Ayrıksı | Belirli Gün ve Haftalar | Düşünceler | Günlük |281013

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. PAKIZ BORTECEN said,

    Ekim 28, 2013 at 14:58

    TEDAVÜL’DEN KALDIRILMAK İSTENEN ARTIK ESKİMİŞ PARALAR DEĞİL… AMA 90 YILINA ERİŞEN CUMHURİYET HER DAİM VAR OLACAKTIR….

  2. Fevziye Yazman said,

    Ekim 28, 2013 at 15:34

    Olmaya devlet cihanda Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet gibi.

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.