Andımız Kaldırılmış, Falan Filan…

Hangi Millete İlişkin Millî İrade?

 

 

“Artık bu ülkede ulusalcı mulusalcı diye bir şey yok; bu ülkede artık ‘millet’ gerçeği var, bunu göreceksiniz.”

 

~Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, 11 Ekim 2013, Ankara, Türkiye

 

 

Ve artık herkesler duymuştur, ama ülkemizin toplumsal ve siyasal hayatında köklü değişiklikler öngören, öngörmekle kalmayıp meyvalarını vermeye başlamış olan bir çalışmanın, bir ‘paket’in açıklanmasına ilişkin bilgileri sıralamanın zararı yoktur, sanıyorum:

 

• Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 30 Eylül 2013 Pazartesi günü milletin önüne, bazen ‘Reform Paketimiz’, bazen de ‘Demokratikleşme Paketimiz’ diye adlandırdığı bir çalışma koymuştu.

 

• Başbakan, bu yazıda bundan sonra kısaca ‘Paket’ diye anacağım bu paket çalışmasını, o gün Başbakanlık Yeni Bina’da saat 11:00’de başlayıp bir saat kadar süren ve yerli-yabancı çok sayıda televizyonun canlı olarak verdiği bir basın toplantısında açıklamıştı. Bu toplantıda, Bakanlar Kurulu üyeleri ile Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Yardımcıları Hüseyin Çelik ve Numan Kurtulmuş, Başbakan’ın siyasi başdanışmanlığını yapan Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Ulvi Saran ve Başbakan’nın kızı Sümeyye Erdoğan da hazır bulunmuşlardı.

 

• Bu açıklamanın zamanlaması pek akıllıcaydı: Erdoğan’ın genel başkanlığına son kez aday olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi’nin geçen yıl 30 Eylül günü yapılan 4’üncü Olağan Kongresi’nin yıldönümünde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yeni yasama yılının başlayacağı günden, yani 1 Ekim’den bir gün önce…

 

• Başbakan, Paket’in oluşmasında çalışma arkadaşları ile birçok kurum ve kuruluşun katkıları olduğunu basın toplantısındaki konuşmasında belirtmişti, ama toplantı günü şunları da öğrenmiştik: Başbakan, Paket’in üzerindeki son gözden geçirişini, hafta sonundaki yoğun programının ardından döndüğü Ankara’da Subayevleri’ndeki konutunda sabah 3’te tamamlamış, bunun ardından da en son düzeltmelerini yine bizzat kendisi Başbakanlık Merkez Bina’daki makam odasında yapmıştı. Peki, bizler bunları nasıl ve nereden öğrenmiştik? Basın-yayından ve sosyal medyadan… Başbakan’ın saat 10:30’dan sonra geldiği Başbakanlık’taki odasında basın toplantısından hemen önce yaptığı son çalışmaya ve toplantıya hazırlanışına ilişkin fotoğraflar, çok girilen bir sosyal medya yerinde yayımlanmıştı.

 

• Paket, 33 bin 489 karakterlik (vuruşluk) bir konuşma metninin içinde ancak 13 bin 194 vuruşluk bir bölüm olarak yer alıyordu. Konuşmanın en başında selamlamalar ve uzayıp giden teşekkürler; bunun ardından Paket’in gerekçesi sayılacak genel açıklamalar bölümü ve bunlara bağlı olarak çok çok kapsamlı bir liste hâlinde sıralanmış olan muhaliflere eleştiriler, suçlamalar vesaire; en sonda da Paket… Bu konuşmanın Başbakan’ın seçim konuşmalarından tek farkı, uzayıp giden teşekkürlerdi.

 

• Başbakan, yaptığı bu açıklamada, Paket’i, üç kere ‘Reform Paketimiz’, üç kere ‘Demokratikleşme Paketimiz’, onlarca kere de ‘bu paket’ ya da sadece ‘paket’ diye tanımlayıp ‘bir ilk olmayan ve son da olmayacak olan’ diye nitelemişti.

 

• Ve Paket kamuoyunun önüne, her şeylerin bugün işbaşında olan iktidarca metalaştırılmış olduğu bu dönemde, bu iktidarın her iş ve eyleminde olduğu gibi, metalaşmanın olmazsa olmazı olan reklam yoluyla getirilmişti. Hem de içeriği azar azar sızdırılmak suretiyle olabildiğince uzun bir zamana yayılmış bir tecessüs kampayası hâlinde yürütülen bir reklam süreci sonunda…

 

Uzunca bir giriş oldu, ama bence gerekiyordu. Bu arada, Türkçenin kurallarına uymayan yanlış adlandırmalara en güzel örnek olarak gösterebileceğim ‘Başbakanlık Yeni Bina’* lafını da etmiş bulundum; mecburen… Mecburen, zira, Başbakan’ın Başkent’teki çalışma yerlerinden biri olan bu yerin adresi, Başbakanlığın genelağdaki alanında (basbakanlik.gov.tr) bu adla veriliyor. ‘Başbakanlık Yeni Bina’…

 

Çok zamandır ülkemizin yüksek tepelerinde Türkçenin tahrip edilmesine karşı yaprak kıpırdamıyor; kimsenin yüzünde tek bir tüy bile seyirmiyor… Diyeceğim, hiçbir resmi merci ya da kişi üzerine almıyor bu işi. Sadece sivil oluşumlardan ses çıkıyor, o kadar… Onlar da kara listede zaten.  

 

*

Ülkemizin toplumsal ve siyasal hayatında köklü değişiklikler öngören ve adı ‘Reform Paketi’ ya da ‘Demokratikleşme Paketi’ konmuş olan bir pakette bir kerecik olsun ‘Türk yurttaşı’ tanımlaması –hadi, ‘Türk vatandaşı’ diyelim– ya da bu tanımlamayı belirten ‘Türk’ sözcüğü geçmiyorsa, gerisi boş…

 

Ben, bu paket işini konuşurken hep, «Her şeylerin metalaştığı bir dönemdeyiz ve iktidarın her iş ve eyleminde olduğu gibi, adı demokratikleşme mi “DemokratikleşME!” mi, her neyse, işte bu paket de metalaşmanın olmazsa olmazı olan reklam yoluyla ortaya kondu. Bu büyük ve başarılı bir tecessüs kampayasıydı… Millete, olabildiğince uzun bir zamana yayılmış olan bu reklam dönemi boyunca bir şeyler azar azar, sızmalar-sızdırmalar, övgülerle yutturulmaya çalışıldı… Bu kampanyanın amacı, milleti bazı şeylere alıştırmak ve taraftar toplamaktı» benzeri sözler ediyorum. Ve yine hep şunları da söylüyorum:

 

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, evet, ‘Reform Paketimiz’ ya da ‘Demokratikleşme Paketimiz’ dediği çalışmalarını açıkladığı uzun konuşmasında, paket bölümü de dahil o 33 bin 489 boşluksuz vuruştan oluşan metnin içinde bir kerecik olsun ‘Türk yurttaşı’ tanımlaması yapmadı, ağzından bir kerecik olsun bu tanımlamayı belirten ‘Türk’ sözcüğü çıkmadı, ama birçok kere ‘millet’ dedi üç kere de ‘millî irade’ … ‘Millet’ sözü de pek çok kere ‘Milletim’ biçimindeydi… Tabii, ‘Türkiye’ de dedi çok kere Başbakan; artık ‘Türk’süz Türkiye nasıl oluyorsa… Peki, ‘millî’ sözünü? Özel isimler dışında sadece ‘millî irade’ sözünde olmak üzere üç kere:

 

“Özellikle, 3 Kasım 2002 seçimleriyle oluşan, 11 yıl boyunca da, aynı istikamet doğrultusunda fedakarca görev yapan, millî iradeyi en güçlü şekilde savunup, milletin talepleri doğrultusunda çalışan Meclis’imize, değerli milletvekillerimize huzurlarınızda teşekkür ediyorum.”

 

“Millî iradeye, sandığa, demokrasiye yönelik her türlü saldırıya, her türlü kışkırtmaya rağmen, millî iradeden, sandıktan ve demokrasiden taviz vermedik.”

 

Peki, dün Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Dünya Kız Çocukları Günü dolayısıyla Ankara’da bir otelde düzenlediği ‘Kız Çocuklarının Eğitim ve Öğretiminde Yeni Politika ve Uygulamalar Çalıştayı’nda yaptığı konuşmada “Artık bu ülkede ulusalcı mulusalcı diye bir şey yok; bu ülkede artık ‘millet’ gerçeği var, bunu göreceksiniz” diyerek ‘ulusalcı’ sözcüğü üzerinden ulusalcılara vuran Başbakan bu sözcüğün yerine ‘millici’ ve ‘milliyetçi’ sözcüklerinden birini bile bir kerecik olsun kullanmış mıydı Paket’i de açıkladığı o 33 bin 489 boşluksuz vuruştan oluşan metnin içinde? Hayır, kullanmamıştı.

 

*

Paketi bırakıp biraz da sözlüklere bakayım şimdi de:

 

millet: 1. Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında din, dil, duygu, ortak tarih, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu; ulus. 2. Benzer özellikleri olan topluluk. 3. Bir yerde bulunan kimselerin tamamı, herkes; halk. 4. Bir din ya da mezhepte bulunanların tamamı, ümmet.

 

Peki, ‘millet’in 4’üncü anlamı olan ‘ümmet’ ne demek?

 

ümmet: 1. Hz. Muhammet’in çevresinde toplanan Müslümanların tamamı. 2. Hak dine davet etmek için Allah tarafından kendilerine peygamber gönderilen ve bu peygambere inanıp bağlanan cemaat, topluluk. 3. Müslümanların tamamı; bütün Müslümanlar. 4. İnsan topluluğu. 5. Nesil, millet, ulus. 6. Aynı dili konuşan insanların hepsi.

 

Yani, ‘ümmet’in bir anlamı da özetle ‘millet, ulus’… Bizim ‘Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı’ anlamında kullandığımız ‘Türk milleti’ tanımlamasındaki ‘millet’ de işte bu ‘millet’ değil mi?… E öyleyse?

 

*

Sorum şu: Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘millet, milletim, milletimiz’ derken bu sözcüğün sözlüklerden derlediğim yukarıdaki anlamlarından hangisini kasdediyor?

 

Andımız uygulamadan kaldırılmış, falan filan… Bunlar, yukarıdaki sorum yanıt bulmadıkça benim için gerçek anlamda ‘falan-filan’dan öteye bir anlam taşımıyor.

 

 

İnal Karagözoğlu

12 Ekim 2013

facebook.com/inal.karagozoglu

 

 

 

____________________

* ‘Başbakanlık Yeni Bina’ değil, ‘Yeni Başbakanlık Binası’… Ya da tarifli olarak  ‘falanca yerdeki başbakanlık binası” denebilir. İşin doğrusu budur!

 

 

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: Başbakanlık Merkez Bina, demokratikleşme, millet, paket, reform, Türk, Türklük, Türk milleti, Türk yurttaşı, ümmet

 

597 | Günlük | Her Açıdan | 121013

{lang: 'tr'}

3 Yorum

  1. Fevziye Yazman said,

    Ekim 12, 2013 at 18:44

    Sorularım şu:
    Annemin ‘millet-i müslümin’ diye bizleri sofraya çağırdığını hatırlar mısın?
    Babam çıkıp gelse elinde bir paketle, ne olurdu içinde?

  2. İnal Karagözoğlu said,

    Ekim 13, 2013 at 20:06

    - Evet, hatırlıyor gibiyim.
    - Ya Hacıbekir’den bir şey, bir şey.. ya da İzmit’ten pişmaniye.

  3. Pakiz Bortecen said,

    Ekim 15, 2013 at 15:26

    paket hediye paketi gibi süslü kordelalı parlak kağıtlı… içinde ise kocaman bir yılan… Cumhruiyeti ve kazanımlarını sokmaya hazır… Demokrasi paketi denirken Cumhuriyetle hesaplaşma maddeleri + etnik avantajlar ( nedense sadece bir etnik kökene özel ) var. Başka ne var ? Memura sendika hakkı var mı ? İfade özgürlüğü var mı ? Cinsiyet ayrımcılığına son veren bir madde var mı ? çocuk hakları var mı ? kadın hakları var mı ? var oğlu var var mı ? ” Pehhh ! ” derim sadece ben buna…

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.