Büyüklenme Kokan Bir Açıklama Üzerine

…ruz’lar …dik, …dık, …tik,  . . . . . …dük’lere  Dönüşür mü?

 

 

Artık Adalet ve Kalkınma Partisi’nin mi desem, Hükümet’teki kimselerin mi, yoksa kestirmeden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın mı desem, aslında pek de önemli değil gerçek sahibinin kim olduğu, işte ortada açıklanmış bir demokratikleşme paketi var. 30 Eylül 2013 Pazartesi günü düzenlenen bir basın toplantısında Başbakan’ın ağzından açıklanan paket, ‘demokratikleşme paketleri serisi’nin şimdilik son ürünü.

 

Madem Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yurttaşıyım, yani Türk yurttaşıyım, bu pakete ilişkin söyleyeceklerim olmalı. Hem Başbakan da paketi sunuşunda, “Konuşacağız, istişare edeceğiz, birbirimizin görüşlerine değer verecek, birbirimize yüreklerimizi açacağız” demedi miydi? Dediydi. Öyleyse…

 

İnsan bir konuda bir şeyler diyecekse, her şeyden önce o konuda bir şeyler bilmelidir, değil mi? Ne söylemişti Uğur Mumcu Usta? “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz!”

 

Ben de, paketin tam metnini en emin olacağım yerden, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genelağdaki yerinden edinmekle başladım işe. Ve demokratikleme paketinde neler var, öğrenmiş oldum. Ve hemen şunu gördüm: yukarıda “Madem Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yurttaşıyım, yani Türk yurttaşıyım” demiştim ya, yazıya döküldüğünde, Başbakan’ın pakete ilişkin açıklamaları, oraları buraları eleştirip suçlamaları vesaire dahil boşluksuz 33 bin 489 karakterden (vuruştan) oluşan metnin içinde bir kerecik olsun ‘Türk yurttaşı’ tanımlaması –hadi, ‘Türk vatandaşı’ diyelim– ya da bu tanımlamayı belirten ‘Türk’ sözcüğü geçmiyor.

 

Yok yok, hayır, bu duruma şaşmadım; onun için de bu durumu belirten cümlemin sonuna ünlem koymadım. Niye şaşayım? Başbakan o sunuşunda, “Bu paket, Türkiye’nin ulaştığı seviyenin bir tezahürüdür” dedi. Bilmem, bu Osmanlı Türkçesi ağırlıklı cümlenin herkesçe anlaşılır biçimini yazmalı mıyım? Bu paket için, “Memleketi Türklükten arındırma işinde ulaşılan aşamanın bir göstergesi” demeli miyim örneğin?

 

Madem bu sunuş-eleştiri-paket-vesaire metnindeki vuruş sayısını verdim, şunları eklemek şart oldu:

 

• Ben bu metni kabaca iki bölüme ayırıyorum: 1- Giriş (20 bin 295 boşluksuz vuruş); 2- Demokratikleşme Paketi (13 bin 194 boşluksuz vuruş).

 

• Giriş, ‘selamlama ve teşekkür’ ile ‘sunuş’ diyebileceğim iki altbölümden oluşuyor. Bunların uzunlukları ise sırasıyla yine boşluksuz olarak 2 bin 209 ve 18 bin 86 vuruş.

 

Sunuşta, genel açıklamaların ardından Parti’nin ve Hükümet’in demokratileşme konusundaki çalışmaları anlatılıyor, muhalif kesimlere, onların düşüncelerinin dayandığı odaklara eleştiriler yöneltiliyor. Bu arada ‘27 Mayıs’ hiç ama hiç unutulmuyor…  

 

• Ve Paket… Bu bölüm, 13 bin 194 vuruşluk; boşluksuz…

 

*

Açıklanan paketin, bunun bir ‘son’ olmadığının birkaç kere yinelendiği özgün metninden şu alıntıları yapmak istiyorum (‘son’ ve ‘ilk’ kelimelerinin metindeki biçimlerini [İLK, SON] koruyarak):

 

- Bugün açıklayacağımız demokratikleşme paketi, bir İLK değildir, bir SON da olmayacaktır.

 

- Bu paket, bir SON da değildir… Zira, insanoğlu var oldukça değişim ve tekamül devam edecek, şartlar değiştikçe yeni ihtiyaçlar ortaya çıkacaktır.

 

- Açıklayacağımız paket, elbette Türkiye’yi bütün prangalarından kurtaracak, bütün tortuları temizleyecek bir paket değildir; ancak, bu istikamette, bu hedef doğrultusunda çok önemli bir aşamadır, nihai hedefe ulaşmak için de çok önemli bir eşik noktası olacaktır.

 

- 11 yıl boyunca, nasıl ki yaptığımız reformları bir son nokta olarak görmediysek, bugün açıklayacağımız ve başlatacağımız reformları da bir son nokta olarak asla görmüyoruz.

 

- Tekrar ediyorum: Bu bir son değildir, bir nihayet değildir, bir son nokta asla değildir.

 

- Birazdan açıklayacağımız paket, elbette 11 yıllık uzun soluklu bir sürecin sadece bir safhasıdır.

 

- Son 11 yılda, hukuk ve demokrasi alanında yaşadığımız “Sessiz Devrim”le birlikte, yukarıdan dayatmacı, buyurgan, ceberrut, kibirli bir devlet ve siyaset anlayışı, artık tarihin çöp sepetinde yerini almıştır.

 

Metni incelerken aklım, ‘Paket’ bölümündeki demokratikleşmeye ilişkin anlatımlarda eylemlerin çekimine takılıyor.

 

Şöyle denmekte:

 

… son veriyoruz. … KAPSAMINI GENİŞLETİYORUZ. … KOLAYLIK GETİRİYORUZ. … getiriyoruz. … ÖNÜNÜ AÇIYORUZ. … uygun gördük. … İMKANI GETİRİYORUZ. … ortadan kaldırıyoruz. … İMKANINI GETİRİYORUZ. … ARTIRIYORUZ. … kapsamına alıyoruz. … KURUYORUZ. … KALDIRIYORUZ. … değişiklikler yapıyoruz. … sağlıyoruz. … SON VERİYORUZ. … ÖNÜNÜ AÇIYORUZ. … ENGELİ KALDIRIYORUZ. … OLARAK DEĞİŞTİRİYORUZ. … KURUYORUZ.

 

…ruz, …ruz, …ruz!

 

Bu durumda ne diyebilirim? Bu açıklamada ele alınan konular, en azından birer yasa çıkarmayı, hatta anayasada değişiklik yapmayı gerektiren şeyler. Başbakan da, paketi açıklamaya geçerken “Demokratikleşme Paketimizdeki reformların bir kısmı YASAL DÜZENLEME gerektiriyor; diğer bir kısmı ise, İDARİ DÜZENLEMELERLE, yani Bakanlar Kurulu Kararı, Yönetmelik Değişikliği, Genelge ile hayata geçecek” dedi. Ancak sözün gerisi hiç de öyle gelmiyor; “konular şu, şu, şu; bizim bu konulara ilişkin görüşümüz, düşüncemiz şu, şu, şu ve biz bu konularda şunu, şunu, şunu yapmak istiyoruz” denmiyor. Hep tepeden indirmeler, hep “ben yaptım oldu”lar… Bütün bu ediyoruz, yapıyoruzların arasına sıkıştırılmış aynı sözlerle biten göstemelik iki tek cümle: “… TARTIŞMAYA AÇIYORUZ.”, “… tartışmaya açıyoruz.”

 

Güzel vuruşlar… Ama hiç hoş değil.

 

“Bu durumda ne diyebilirim” dedim, ama genel duruma dair şunu söyleyeceğim:

 

Evet, biliyorum ve anlıyorum bu kendilerini üstün görme kokan “…ruz”lu konuşmaların ne demeye geldiğini. Her şeylerin metalaştığı bir dönemdeyiz ve iktidarın her iş ve eyleminde olduğu gibi bu paket de metalaşmanın olmazsa olmazı reklam yoluyla ortaya kondu. Geniş bir zamana yayılmış, azar azar sızmalar-sızdırmalar, övgüler falan filanla süslenen büyük ve başarılı bir tecessüs kampayasıydı bu… Bu kampanyanın amacı, milleti bazı şeylere alıştırmak ve taraftar toplamaktı; o da oldu (mu?). Sonuç olarak, iktidar, bu “…ruz”ları “…dik, dık, tik, tık, dük, duk, tük, tuk”lara dönüştürebileceğini düşünüyor.

 

*

Ey muhalefet! “Pakette şu var da bu yok da, şu bu demeye geliyor da, şu iyi de bu kötü de, biz vaktiyle bu konularda şunu şunu dediydik de, şu eksik de bu fazla da…” muhabbetine dalmadan, bu ülkenin demokratikleşme yönündeki eksiklerini-gediklerini ve bunların tamamlanması konusundaki önerilerinizi yeniden ve yeniden ortaya koyun. Bu 30 Eylül 2013 tarihli paket de size böyle bir göreviniz olduğunu hatırlatmadıysa, artık ben size ne diyebilirim?

 

Not: ‘Muhalefet’ derken, sadece Meclis’teki ve Meclis dışındaki partisel muhalefeti kastetmiyorum; sözüm, bütün muhalif duruşlaradır.

 

 

İnal Karagözoğlu

2 Ekim 2013

facebook.com/inal.karagozoglu

 

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: demokratikleşme, paket, Türk, Türklük, Türk milleti, Türk yurttaşı

 

596 | Günlük | Her Açıdan | 021013

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.