İstanbul Metrolulaşırken

Aklıma Düşenler, Tramvay, Bir de Eşek Yarışı…

 

 

Ülkemizin en büyük köyü metrolulaşıyor. Ne güzel… Mutlu olmamak ne mümkün… Metro, tramvayın ağababası; ve aldığım o mutluluk gazıyla biraz tramvaya takılayım, diyorum.

 

Tramvay çok hoş, pek eğleneceli bir taşıttır benim için.

 

Tramvaya binmek-inmek iki türlü olur: duranına basamaktan inilip binilir, gideninde de basamaktan olur bu işler; ama atlayarak… Bir de, arkadaki tamponda gitmek için yapılan türlü cambazlıklar var. Tabii, bu dediklerim eski zamanlarda olan şeyler… O tramvaylar müzelerde şimdi.

 

Tramvayın geçmişi müzelerde, ama hayatımızdan çıkmış değil bu güzelim araç… Her ne kadar nostaljik olanı, hızlısı, çağdaşı falan derken metro dönemine geçildiyse de taramvay tramvaydır.

 

Öte yandan, bir benzetmeye konu da olabilmiştir tramvay: “Demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz…” Bu benzetmeye bağlı olan şu sözü de unutmamalıdır: “Demokrasi amaç değil araçtır.” 

 

Sözümü şöyle bağlamak isterim: evet, gideceğin yere ulaşınca tramvaydan inersin, ama inmeyi usulünce yapacaksın; hele hele tramvayın acemisiysen… Başka işte usta olabilirsin, ama o ustalık tramvayda sökmez. Hele bir de tramvay yürüyüp giderken “Aha geldim, ben burada inivereyim” diye atlamaya kalkarsan yandın, atlamanla yere kapaklanman bir olur, eşekten düşmüş karpuza dönersin maazallah…

 

*

Eşekten düşmüş karpuz?

 

Anlaşıldı, yazı uzayacak. Bilenler bilir, bilmeyen varsa diye anlatmış olayım:

 

Eşeğin eşek oduğu devirde memleketin pek çok yerinde bu cefakâr hayvan biz insanların en yakın yardımcılarından biriydi. Küçük yerlerde çok kişinin bir eşeği vardı. Yük taşımada gücünden yararlanılan bir hayvan…

 

Köylük yerlerde –bazen kasabalarda bile– bu can yoldaşının yarıştırıldığı eğlenceler de olurdu: eşek yarışı… Bu yarışın at yarışlarından falan farkı, en arkada kalan eşeğin birinci sayılmasıydı. Onun önündeki ikinci, onun da önündeki üçüncü ve sıralama işte böyle gider; yarışı en önde bitiren eşek de sonuncu…

 

En arkada kalanın birinci sayılması şundan ötürü: bu yarışta biniciler, kendi eşeklerini değil de kurayla belirlenen başka bir eşeği koştururlar, onun yarışı önde bitirmesine çalışırlar; böylece, kendi eşeklerinin geride kalmasını sağlamış olurlar. Tabii, eşeklerin aldıkları dereceler, hem eşeğin sahibinin hem de eşeği yarıştıran binicinin derecesi olur ve en büyük ödül –bu çoğu zaman ustasının elinden çıkma bir semerdir– birinci gelen eşeğe verililir. Sahibine? Ona da bir şeyler verilir elbet; mesela körüklü bir çizme…

 

Bu yarışları çok izlemiş birisi olarak söylüyorum, eşek yarışını renklendirmenin türlü çeşitli yolları vardır: bunlardan biri ve bu yarışa en uygun olanı, eşeklerin koşturulacağı yola yolu diklemesine kesecek biçimde 10-15 metre aralıklarla küçük küçük hendekler açıp içlerini suyla doldurmaktır. Malum, yapılması zor bir şey için her ne kadar ‘deveye hendek atlatmak gibi’ diye bir sözümüz varsa da, bu eşek milleti de önlerine içinde su olan hendek gibi şeyler çıkarsa, hele de bir dere, oradan geçmek istemez, ayak direr; yani, zınk diye durur. Bu durumda üstündekini atan eşek çok olur. Binicisi de yabancı ya hayvancağıza, onu sırtından atması beklenen bir şeydir… Bu eşek milleti bazen de o engeli kıç atarak aşmaya kalkışır ve işte o zaman binicisinin boş bulunup yere düşmesi ya da yerlerde sürüklenmesi hepten mukadderdir.

 

Burada bir hususu belirtmem gerekiyor, at ile eşek arasındaki en önemli fark işte binicinin bu düşmesi durumunda ortaya çıkar: at, binicisi düşerse oracıkta hemen durup onun başında bekler, eşek ise kazıktan boşanmışçasına gidebildiği kadar gider… Tabii, çoğu zaman binicisini yerlerde sürükleyerek… Neden, derseniz, eşekte üzengi yoktur, onun yerine eşeğin sırtının iki yanından sarkıtılmış yük sarmaya yarayan ip vardır ve binici ayağını o ipe sokmuştur ve düşerken ayağı ona takılmıştır da ondan…

 

 Düşüp patlamış karpuzlar. Varın siz, eşekten düşen bir himsenin hâlini düşünün… Tramvaydan ters atlayanın da… Maazallah…

 

Bence, ‘eşekten düşmüş karpuza dönmek’ lafının işte buradan çıkmış olması büyük bir olasılıktır; zira, iki karış yüksekten bile olsa yere düşen karpuzun iki yakası nasıl bir araya gelemezse, eşekten düşenin hâli de öyle olur. Bu durumda zavallı binicinin haşat olması kaçınılmazdır. Yani.

 

 

İnal Karagözoğlu

1 Ekim 2013

facebook.com/inal.karagozoglu 

 

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: eşek, eşekten düşmüşe dönmek, eşekten düşmüş karpuza dönmek, eşek yarışı, karpuz, köy, köylük yer, metro, metrolu, metrolulaşmak, tramvay

 

595 | Başkaca | 011013

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.