Böyle Gelmiş de Böyle de Gider mi?

Ya da Bir Cümlenin Peşinde…

 

 

“Hayatta hiçbir zaman yalpalamayacaksın, düşüncelerinde bir ileri bir geri adımlar atmayacaksın; her dönemin adamı değil, her dönem adam olacaksın.”

 

 

 

Facebook’tan bir hanım arkadaşım dün soruyordu: “‘Adam gibi adam’ın kadın versiyonu ne olmalı Allah aşkına?”

 

Arkadaşım, bu soruyla açtığı konuya, alta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın bir fotoğrafını yapıştırarak daha da anlam kazandırmıştı. Çünkü fotoğrafa, Denktaş’ın imzasını taşıyan şu cümle işlenmişti: “Hayatta hiçbir zaman yalpalamayacaksın, düşüncelerinde bir ileri bir geri adımlar atmayacaksın, her dönemin adamı değil, her dönem adam olacaksın.”

 

  Hayatta hiçbir zaman yalpalamamak, düşüncelerinde bir ileri bir geri adımlar atmamak; kısaca, her dönemin adamı olmak değil, her dönem insan kalmak… Denktaş’tan hayatı boyunca bize yansımış olan ışık, bir ilke olarak ancak işte bu sözlerle anlatılabilir…

 

Rauf Denktaş, bu sözlerle ortaya konan ilkelere bağlı bir kişiydi. Hayatta hiçbir zaman yalpalamamak, düşüncelerinde bir ileri bir geri adımlar atmamak; her dönemin adamı değil, her dönem ‘adam’ olmak…

 

*

Nerede rastlarsam rastlayayım, bu Denktaş fotoğrafındaki gibi düzenlemelere kuşkuyla karışık bir düşünceyle yaklaşırım; bunda da öyle oldu. Güzel sözleri iyi bildiğimiz kişilere, kötü sözleri de o sözleri edebileceğini umduklarımıza mal etme huyumuz var çünkü…

 

Karşımıza Denktaş’ın bir sözü olarak çıkmış olan o hayat biçimi evet doğru bir yoldu, hatta bir ilkeydi ve herkes öyle olmalıydı, ama bu sözleri gerçekten Rauf Denktaş mı söylemişti? Başladım araştırmaya…

 

*

Gideceğim ilk adres, bir yazar olarak tanıdığım Dokuz Eylül Üniversitesi profesörlerinden Tülay Özüerman olmalıydı; onun bir yazısından hatırlar gibiydim bu sözü… Ve hemen buldum: «Daha önce duymamıştım, Rauf. R. Denktaş’ın sözüymüş: “Hayatta hiçbir zaman yalpalamayacaksın, düşüncelerinde bir ileri bir geri adımlar atmayacaksın, her dönemin adamı değil, her dönem adam olacaksın”. Kendisini tanımlamış diyebiliriz kısaca.» Özüerman Hoca’nın, İzmirli aylık gazete İlk Kurşun’da geçen yıl 5 Şubat’ta yayımlalanan Cendere yazısı bu cümleyle başlıyor.

 

Bulduğum ikinci iz de şu oldu: 

 

Gazeteci Sefa Karahasan, Milliyet gazetesinin 15 Ocak 2012 tarihli sayısında yayımlanan ‘Gazeteci de ağlar’ başlıklı yazısında, Denktaş’la cumhurbaşkanıyken son röportajı gazetesinin yaptığını da anlatırken şunları yazmış:

 

«Denktaş bana çok önemli bir hayat dersi de verdi: Hayatta hiçbir zaman yalpalamayacaksın. Düşüncelerinde bir ileri bir geri adımlar atmayacaksın. Her dönemin adamı değil, her dönem adam olacaksın. Denktaş bunu, Kıbrıs’ta devam eden sorunla ilgili olarak “görüşlerine” katılmasanız bile asla “kendisinden taviz vermeyerek” yaptı.»

 

Prof. Özüerman, Rauf Denktaş’ın davetlisi olarak Kuzey Kıbrıs’ta pek çok yerde konferanslar vermiş, televizyon izlencelerine konuk olmuş bir kişi; Karahasan da Denktaş’la yakınlık kurmuş bir gazeteci… Bu şu demek olmuyor mu: Artık araştırmaya gerek yok, söz konusu cümle Denktaş’ın değil. Ya da onun; ne fark eder? Denktaş’tan hayatı boyunca bize yansımış olan ışık, bir ilke olarak ancak işte bu sözlerle anlatılabilir… Gerçek olan da bu değil mi?

 

*

Yazının başlangıç cümlesine ve şu gelinen noktaya bakıldığında, Facebook’taki arkadaşımın ortaya koyduğu sorudan olabildiğince uzaklaştım sanılır.

 

Hayır uzaklaşmadım:

 

“Hayatta hiçbir zaman yalpalamayacaksın, düşüncelerinde bir ileri bir geri adımlar atmayacaksın; her dönemin adamı değil, her dönem adam olacaksın.” Sahi, ne demek oluyor bu?

 

Prof. Özüerman, bu cümleyi, “Daha önce duymamıştım, Rauf. R. Denktaş’ın sözüymüş” açıklamasıyla aktararak başladığı Cendere yazısının sonunda, özetle, “devleti temsil edenlerin, ‘Andımız’ ve ‘Gençliğe Hitabe’nin tartışmaya açılarak kaldırmasını telkin ettiğini, 19 Mayıs kutlamalarının kısıtlandığını, dinin toplumun çimentosu hâline getirilmesi girişimlerinin ‘dindar cumhurbaşkanı’ söyleminden ‘dindar gençlik’e evrildiğini, hakaret içermeyen düşüncelerin sosyal medyada paylaşılması suç olurken Atatürk’e ve Atatürkçü olarak tanımlananlara hakaretin çoğaltıldığı bir süreçten geçildiğini” belirtiyor ve noktayı su satırlarla koyuyor:


«İçine hepimiz çekildiğimizde bu sürece dolaylı ya da doğrudan destek çıkanların, kendileri yalpaladıkları yetmiyor gibi direnenleri de yalpalatmaya kalkışanların pişmanlıkları hiçbir işe yaramazken veballeri çok büyük olacak.

 

“Süreci durduramayız” diyerek parçası olma kolaycılığını seçmek yerine ilerlemesine destek olmayanların içinde dimdik durabilenler her dönem adam olarak kalabilecekler.

 

Bedeli ne olursa olsun değmez mi?!..»

 

Ve yazısının sonuna parantez içerisinde bir açıklama koymuş Özüerman: “Not: Buradaki ‘adam’ kelimesi, alışıldık üzere ‘erkek’ kelimesinin değil, duruşunu her hâl ve koşulda koruyabilen kadın-erkek herkes için kullanılmıştır.”

 

*

Dönüyorum en başa… “‘Adam gibi adam’ın kadın versiyonu ne olmalı Allah aşkına” sorusuna, ‘Yorum yaz’ yerine “Böyle Gelmiş de Böyle Gider mi? – ‘İnsan Gibi İnsan’ Deninceye Kadar İdare Edelim” başlığı altında dün şu yanıtı yapıştırdım:

«‘Kadın gibi kadın’… Böyle bir deyim ya da benzeri var mı, diye araştırınca, kadınların elinden çıkma kaynaklarda bile ‘erkeğin egemen oluşu’ ön kabulüne dayanan şeylerle karşılaşıyor insan. Evet, kadının erkekten üstün olduğu görüşünü dile getiren, kadının erkekten üstün bir varlık olduğunu kanıtlayan kaynaklar da vardır kuşkusuz.

‘Kadın gibi kadın’ değil de ‘adam gibi adam’…

Ben, insanların bu konuda, insanlık tarihi boyunca belli nedenlerin doğurduğu koşulların doğal bir sonucu olarak belli koşullan(dır)malar içinde oldukları görüşündeyim. Ve bunun için ben, insanlık bu tartışmaları, bireylerin, ‘birer insan oldukları’ bilincine ulaşmalarıyla aşacaktır, görüşündeyim.

Aziz Nesin ne demişti? “Böyle gelmiş böyle gitmez…” ‘İnsan gibi insan’ kavramına ulaşıncaya kadar herkese sabırlar diliyorum.»

 

Ve yanıtıma, “şimdilik idare etmeye yarayacağını umduğum bir alıntı” açıklamasıyla Emre Yazman’ın Sigorta Dünyası dergisindeki Dilin Kemiği köşesinde yazdığı ve 15 Eylül 2012 tarihinde İlgilik Com’da da yayımlanan Anlam Hataları – Defaaten Söyledik, Onun Yokluğunu Oldukça Arayacağız yazısından şu alıntıyı ekledim*:

«Adam = İnsan

Bir süredir “adam” sözcüğüne karşı bir alerji baş gösterdi. Niye? Efendim, “bilim adamı” dendiğinde bir erkek anlaşılırmış, oysa bilim kadınları da varmış, o nedenle “bilim insanı” ya da “bilimci” denmeliymiş.

Elbette bilim insanı da denebilir, bilimci de. Ama bilim adamından murat bir erkek değildir, olmamalıdır da. Sözlükleri açıp “adam”ın ne anlama geldiğine bakarsak birinci sırada “insan” olduğunu görürüz. “Erkek”, adamın ikinci anlamıdır. Adam sözcüğünün on bir anlamından yalnızca ikisi cinsiyet anlatır. Öbürü halk arasında kullanılan “benim adam”daki (kocam) adamdır.

“Adam öldürmek”, bir erkeğin değil, bir insanın cinayete kurban edilmesi anlamını taşır. “Adam adama savunma” yapan bir takım pekala kadınlardan da oluşabilir. Annem “bir adama ihtiyacım var” derdi zaman zaman. Bundan da herkes, annemin ev işlerinde kendisine yardımcı olacak bir erkeğe değil de, tam tersine bir kadına gereksinim duyduğunu anlardı.

Sonuç olarak, bilim adamındaki adamdan erkek anlamı çıkarmak gereksiz ve yersiz alınganlıktır. Onun için rahatlıkla bilim adamı da denebilir, devlet adamı da. Adam burada insan demektir zaten.»

 

*

Evet, hayatta hiçbir zaman yalpalamayacaksın, düşüncelerinde bir ileri bir geri adımlar atmayacaksın; her dönemin adamı değil, her dönem insan olacaksın. Hele de Atatürk’ü ve Atatürkçüleri aşağılamanın adamdan sayılmanın ön koşulu olduğu bir ‘süreç’in dayatıldığı bir dönemdeysen…

 

 

İnal Karagözoğlu

18 Eylül 2013

facebook.com/inal.karagozoglu

 

 

 

____________________
*
http://www.ilgilik.com/2012/09/15/dilin-kemigi-%e2%80%93anlam-hatalari.html/  

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: adam, ‘adam gibi adam’, Atatürk, Atatürkçü, bedel, Denktaş, ilke, insan, kadın, Rauf Denktaş, süreç, ‘süreç’  

 

592 | Ayrıksı | Her Açıdan | 220913

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.