Demişse Demiş, Ne Var Bunda?

Siz Asıl Çürümüşlüğe Gidişi Haykırın!

 

 

Ortalıkta bir “engellileri insan yerine koyduk” haberidir gidiyor. Kınama yollu… Bunu dolandırıp duranlar hâliyle muhalifler… Hani ‘çapulcular’a falan destek çıkanlar var ya, işte o takım. Vay efendim, “engellileri insan yerine koyduk” denir miymiş, hele de bunu bir milletvekili nasıl söylermiş!? Bir de bu sözleri eden milletvekili Adalet ve Kalkınma Partisi’ndense?!… Yandı.

 

Olan şey özetle şundan ibaret: Tekirdağ Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut, geçenlerde kendi seçim bölgesinde hizmete giren engellilere eğitim verecek bir merkezin açılışında, “biz engellileri insan yerine koyduk, adam yerine koyduk” demiş. Vekil’in ‘biz’ dediği partisinin kükümeti. Akbulut bu sözleri, açılış konuşmasında hükümetlerinin engellilere ilişkin yaptığı şeyleri sayarken söylemiş: “2005’te çıkardığımız yasayla biz engellileri insan yerine koyduk, adam yerine koyduk.”

 

Ne var bunda?

 

Evet, böyle sözler bazılarının duymadığı şeyler; ama bunlara milletçe alışılmış olmalı değil mi? Mesela örneğin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisine BOP Eşbaşkanlığı görevi verildiğini hangi sözlerle açıklamıştı millete? Aynen şu sözlerle: “Türkiye’nin Ortadoğu’da bir görevi var. Nedir o görev? Biz, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’nin eşbaşkanlarından bir tanesiyiz ve bu görevi yapıyoruz biz.” Bu sözler edildiğinde, takvim 4 Mart 2006 tarihini gösteriyordu ve bu sözler bu şekliyle o anda tarihimize yazıldıydı.

 

İyi de ne vardı bu sözlerde? Benim ülkemin başbakanına birilerince bir görev verilmesi bir yana, bu sözlerde şöyle bir terslik de vardı: “BOP’un eşbaşkanlarında bir tanesi” derken söz konusu olan bir kişidir. İnsanlar için ‘tane’ denmez. Ama deniyor da deniyor… Basın-yayında, sokakta, Meclis’te… Öğrenim düzeyi sıfır ya da profesörlük, hiç fark etmiyor… İşi bilenler de ayıp olmasın diye bu yanlışlıkların üzerine gitmiyor…

 

Yukarıdaki Akbulut örneğinde de Başbakan’ın sözlerinde de bu böyle.

 

Bu işi, bu kuralı insanlara kim öğretecek? Elbette önce aile, sonra da öğretmenler. Okullar niye var? Biraz da bunun için değil mi? Yıllar yıllar önce, bir köy okulundaki öğretmenliğim sırasında o köyden bir veli –hiç unutmam– şöyle demişti: “Öğrenemeyen çocuk yoktur, öğretemeyen öğretmen vardır.” Vecize gibi… Al, okulların duvarına yaz…

 

Tabii, bir de kulak dolgunluğunun etkisi var; hangimiz olmadık laflar etmiyoruz, olmadık dil yanlışları yapmıyoruz? İşte benim ‘mesela örneğin’ demem de böyle bir şey değil mi? İnsanız sonuç olarak… Bunlar ufak şeyler, mesele etmeye değmez.

 

Ancak…

 

Ancak, Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut o açılış konuşmasında şu lafı etmemeliydi:

 

«Bazıları, “Eskiden, evimizdeki engelli, yatalaklar bir an önce ölse de kurtulsak diye Allah’a yalvarırdık” diyordu. Şimdi, “Aman ölmesin, evimizin bereketi bu. Ben onun yüzünden devletten dört yüz elli-beş yüz lira bakım ücreti alıyorum, aman ona bir şey olmasın diye bakıyoruz” diyorlar. İşte zihniyet değişikliği bu…» 

 

Ailenin bakıma muhtaç bir ferdine para uğruna katlanmak! Ve bunun bir vekilce dile getiriliyor olması…

 

‘Zihniyet değişikliği’ymiş… Vekil övünüyor. Sadaka kültürünün ne boyuta ulaştığını görüyor musunuz? Ve hâlâ mideniz bulanmadı mı?

 

*

Ey Muhalifler, Ey Muvafıklar,

 

Duyun bu sözleri ve şunu bunu bırakın da hep birlikte toplumun çürümüşlüğe gidişini haykırın!…

 

 

İnal Karagözoğlu

18 Eylül 2013

facebook.com/inal.karagozoglu

 

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: adam, aile, BOP, ‘çapulcular’ çürümüşlük, dil yanlışı, engelli, insan, milletvekili, muhalif, muvafık, okul, öğrenci, öğretmen, vekil

 

591 | Ayrıksı | Günlük | Her Açıdan | 180913

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. Fevziye Yazman said,

    Eylül 18, 2013 at 23:22

    Aynı yere takılmışız. “İşte zihniyet değişikliği bu” ne demek? Sırtım ürperdi, sarsıldım… Koca sayfanın en son satırı yıktı beni. (Cumhuriyet, 18 Eylül, 2013, sayfa 3.)

  2. İnal Karagözoğlu said,

    Eylül 19, 2013 at 18:21

    Dün Facebook’taki yerimde bu yazımın bağlantısını vermiştim; iki genç arkadaşım, Gül Pek ile Şeniz Pektaş-Altunlu, yazıyı kendi yerlerinde paylaşmışlar. Kendilerine teşekkür ediyorum.

    “E, bunda ne var” denebilir. ama bunda çok şey var:

    Bu arkadaşlarım şunları yazmışlar paylaşımlarının başına:

    Gül Pek: “Sabah bu haberi okuduğumda öylesine tiksindim ki, oturup bir şey yazayım dedim…ama vaktim olmadı…sonra baktım hazır yazılmışı var…paylaşıyorum…”

    Şeniz Pektaş Altunlu: “İnal amcacım elinize sağlık, insanın midesi hem de nasıl bulanıyor bu kokuşmuşlukta…”

    Bu sözlerdeki ortak yanı görmemek olur mu? Fevziye Yazman da ne diyor yukarıdaki yorumunda? «Aynı yere takılmışız. “İşte zihniyet değişikliği bu” ne demek? Sırtım ürperdi, sarsıldım… Koca sayfanın en son satırı yıktı beni. (Cumhuriyet, 18 Eylül, 2013, sayfa 3.)»

    Demek, iktidarın iş ve eylemlerinde bazılarımıza ters gelen, alışılamayan ve kendi hesabıma alışmam da olanaksız olan bir şeyler var; en hafifinden (!) anlatım biçimleri ürpertiyor bazılarımızı…

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.