Yeni Bir Okul Yılının Başında

Atatürkçü Geleceklere!…

 

 

 

Ülkemizde, 12 Eylül 2010 günü bir halkoylaması yapılmıştı; bir yasa halkın oyuna sunulmuştu. O yasa, Millete, “12 Eylül’e karşı bir yasa” diye yutturulmaya çalışılan ve milletin çoğunluğunun, işi öyle bilip “12 Eylül’ü yok edecek yasaymış” diye sevindiği bir yasaydı. O yasa, bir ‘anayasada değişiklikler paketi’ olmasına karşın pek çok çevrece ısrarla ‘anayasa değişikliği paketi’ denen ve aslında Anayasamız’da birbirleriyle hiç ilgisi olmayan birtakım değişiklikler yapılması amacıyla hazırlanmış olan bir torba yasaydı. Tam adı, ‘Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’. Tarihi 7 Mayıs 2010, numarası 5982… Bu yasanın, evet, 12 Eylül karşıtlığı yadsınamazdı ama bu kılıfın içerisinde getirilen hükümler tam da ‘12 Eylül hukuku’na uygun pek çok şey barındırıyordu.

 

*

Atatürk devrimlerine, Atatürk ilkelerine, özetle Atatürkçü düşünceye karşı bir hareketle karşı karşıyayız. Bu cümledeki ‘Atatürk’ kelimesinin yerine ‘Cumhuriyet’ kelimesini de koyabilirim. Bu durumun varlık kazanmasında 12 Eylül 2010’da halkın önüne getirilen ve geçer not olan ‘anayasada değişikler paketi’nin payı çok büyük.

 

Durum bu merkezdeyken dün yeni bir ders yılı başladı. Çok düşündüm okulların açılması dolayısıyla bir yazı yazma konusunda: yazsam mı yazmasam mı? Güzel bir şeyler yazmanın zorluğu bu konuda da karşımda…

 

Benim pek pek önem verdiğim konulardan biri de şudur: Türk Dil Kurumu’nun 12 Eylülcülerce devlet dairesine dönüştürülmesi… Tabii, Türk Tarih Kurumu’nun da… Özel hukuka aykırı oluşunu bir yana bırakıyorum, bu işteki asıl felaket, yol açtığı can alıcı sonucu.

 

Biliyorum, kaç defadır aynı şeyleri yazmaktayım, ama yapacağım başka şey de yok: habire karşıma çıkıyor, ben ne yapayım? İşte, yeni bir eğitim-öğretim yılının başındayız ve aynı konu karşımda: 12 Eylülcüler, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırma, tanıtma, yayma işlerini, ortaya koyduğu anayasa marifetiyle bir devlet dairesine havale etmiştir ve bir başka 12 eylül gününde, 12 Eylül 2010 tarihinde oylanması için milletin önüne “12 Eylül’e karşı bir yasa” yutturmacasıyla konmuş olan yasada, birinci 12 Eylül’ün bu marifetinin temizlenmesine yönelik tek bir noktacık bile yoktur!

 

Neden? Çünkü, ilk 12 Eylülcülerin bu havale edişleri köklü sonuçlar vermiştir: Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırma, tanıtma, yayma işleri siyasetçilerin oyun alanına çevrilerek gittikçe sulandırılmış; ortaya, ‘Cumhuriyet’in kazanımlarına karşı bir durum’ çıkarılmış ve bu durumun kök salıp derinleşerek kalıcı hâle gelmesi sağlanmıştır. Bu durum da ‘ikinciler’in pek pek işlerine gelmiştir, gelmektedir. ‘Anayasada değişiklikler paketi’ne Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu’nun eski yapılarına kavuşturulması gibi bir maddeyi niye eklesinlerdi? Bu, ‘bindiği dalı kesmek’ olmaz mıydı?

 

*

Dün, bir 12 Eylül ertesinde, yeni bir ilköğretim yılı başladı. Bu yıl da millet, yine çocukların bilmem kaç aylık oluşlarıyla, öğrenci kıyafetlerinin belirlenmesi işinin “‘ileri demokrasi’ okuldan başlar” dercesine velilerin oyuyla olacağıyla vesaireyle oyalanıyor, pek çok şey gözlerden uzak tutulmaya çalışılıyor…

 

Yazının bundan sonrasını, geçen yılki okul açılışı dolayısıyla yazdığım yazıdan bir alıntıyla sürdürmek istiyorum:

 

«Benim öğretmenlik hayatım da var; ilk okuttuğum sınıf, bir Ege köyünde ikiler ve üçlerden oluşan 78 mevcutlu birleştirilmiş bir sınıftı. Eşim mesleğine tek öğretmenli bir okulda başlamış; onun birleştirilmiş sınıfında da doksan civarında çocuk varmış; Marmara Bölgemiz’in bir köyünde… Varın doğu bölgelerimizi falan düşünün…

 

Diyeceğim, eğer çocuklar bencil bir insan olarak yetiştirilmemişlerse, kalabalık sınıftan korkmaya gerek yok. Öğretmen de ‘öğretmen’ olacak ama…

 

Okullar açılalı bugün üçüncü gün; içimde bir heves olmadığından, sanki hevesimi kıran çocuklarmış gibi, onları kutlamadım. Neyi kutlayacaktım? Neye dayanarak hangi iyi dilekte bulunacaktım? Oysa, geçen yıla kadar gittikçe azalan bir hevesle çevremdeki okullardan birine giderdim ilk gün… Bu gidişler eskiden uçarak olurdu; epeydir de derin düşünceler içinde zor adımlarla oluyordu ama oluyordu yine de…

 

İçinde olmak zorunda bırakıldığım durum bu iken, beni bu yazıya oturmaya iten çok çok yeni bir şeyle karşılaşmış bulunuyorum: dershaneciler okulcu olacakmış. Bu, Sayın Başbakan’ca tarih verilerek açıklanan bir tasarının özeti. Dershaneciler de, öncelikle, halen var olan merdivenaltı dershanelerin çoğalacağını söylüyorlarmış… Böyle olması gayetle normal bir şey; bunu bilmeyecek ne var? Beni asıl yerimden zıplatan şu dedikleri:

 

- Devlet bedava arazi verirse, üstüne de kredi ve teşvik sağlarsa bu iş olur;

- Ha, bir de öğretmen isteriz tabii. Bizdekiler de MEB’e bağlanmalı. Dershane sahipleri de… Bizim diğer çalışanlarımızın da bir yerlerde istihdamları sağlanmalı;

- Dershanelerin açılmasını gerektiren sınavlara da son verilmeli.

 

Bütün bunlar yerine getirilince n’olacakmış? Geleceğin özel okulcuları devletin eğitim yükünü devletle paylaşmış olacaklarmış… Valla iyi.

 

*

Şimdi benim korkum, merdivenaltı dershanelere engel olunamamış olduğuna göre, okulculuğumuzun da işportaya düşebileceği. Malum, bir vakitler pıtırak gibi özel sağlık şeyleri kurulmaya başlamıştı memlekette. Sonuçtan memnun muyuz? Kaçta kaçı olması gereken nitelikte? Ve niteliklilerinden kimler yararlanabiliyor bunların? Ve kimlerin başlarına neler geliyor kıytırık sağlık şeylerinde?

 

Başta veliler, pek çok insan bu yeni eğitim hamlesini duymuş olmaktan pek memnun sanıyorum. Sokak söyleşileri bunu gösteriyor. 3×4’lük yeni eğitim-öğretim sistemi de, ‘60 aylık çocukların, 66’lıklarla, 80’liklerle bir arada ders görecek olması’ sorununa indirgenmiş durumda. Ve bu haller beni ziyadesiyle karamsarlığa düşürmüştür. 12 Eylüller olmasaydı bu işler olamazdı.

 

Not: İşportayı ve işportacıyı küçümsediğim sanılmasın; işportacılık zor zanaattır, yapmışlığım var, bilirim. İşportacının hiçbir şeyi güvenceye alınmış değildir; değil hakkı hukuku, yeri bile yoktur; işin bütün güçlüklerine, hele de malının, tezgâhının heder edilmesine büyük bir inatla göğüs gerer, özetle yıkılmaz, ayaktadır. Benim takıldığım, müstakbel okulcularımızın takındığı istekçi tavır. Ve kendilerine teklif edilen işi o kadar zora koşmalarına karşın, uygulama sonucunda ortaya işporta mallarının da çıkması olasılığı… Ve bugün 12 Eylül.»

 

Geçen yılki yazımdan alıntım bu kadar.

 

*

Evet, bir koca yıl geçti. Neler oldu, ne gibi olumlu adımlar atıldı eğitim-öğretim konusunda bu zaman içinde?

 

60’lıklara geçici çareler üretildi; dershaneler konusu sallantıya bırakıldı; öğretmen atamalarına değinmeyeyim, okullaşamaya ise hiç ama hiç…

 

*

Beni okulların açılması dolayısıyla bir yazı yazmaya zor oturturlardı ya yine de çocukların ve öğretmenlik yıllarımın hatırı var, oturmuş bulundum işte…

 

Atatürkçü geleceklere!…

 

 

İnal Karagözoğlu

17 Eylül 2013, Salı

facebook.com/inal.karagozoglu

 

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: ‘Anayasada Değişiklikler Paketi’, Atatürk, Cumhuriyet, Cumhuriyetimiz, çocuk, ders, ders yılı, devrim, eğitim, eğitim-öğretim, ilke, okul, öğretim, öğretmen, torba yasa

 

590 | Düşünceler | Günlük | Her Açıdan | 170913

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.