İlkinin Üzerinden 33, İkincinin de 3 Yıl Geçti

Bugün ‘12 Eylül Harekâtları’nın Sene-i Devriyeleri

 

 

‘12 Eylül’ dendi mi, ben, pek çok canın yanmasına yol açan hukuksuzlukların yanı sıra, ‘çok çok Atatürkçü’ görüntüsü veren silahlı bir gücün, Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilkelerini, Atatürk devrimlerini, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırma, tanıtma, yayma işlerini yapan iki kurumu, Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu’nu ortaya koyduğu anayasa marifetiyle birer devlet dairesine dönüştürmüş olduğunu da bilirim.

 

Bu olgu, ‘II. 12 Eylül Harekâtı’nın mimarlarının pek pek işlerine gelmiştir.

 

Ve ben ‘12 Eylül’ dendi mi, bir de, İstanbul Milletvekili, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci, ülkemizin Avrupa Birliği nezdindeki müzakere heyetinin başkanı ve son günlerde adı önümüzdeki yerel seçimlerde İstanbul’un Beyoğlu ilçesi belediye başkanlığı için geçmekte olan Egemen Bağış’ın, 2010 yılının 12 Eylülünde yapılan anayasada değişiklikler konusundaki halkoylamasının arifesinde, 14 Temmuz 2010 günlü Vatan gazetesinde yayımlanan yazısını anımsarım. O tarihte devlet bakanı ve Avrupa Birliği’nde başmüzakerecimiz olan Bağış, ‘Paket ne getiriyor?’ başlıklı yazısında ne demişmiş bugün bir kere daha okuyorum:

 

“12 Eylül darbesine ve darbe Anayasası’na büyük darbe vuracak olan ‘Anayasa Değişikliği Paketi’nin bazı çevreleri neden rahatsız ettiği sorusunun cevabını, milletimiz elbet takdir edecek ve 12 Eylül 2010’da bu cevabı herkes görecektir. Başından beri, pakette yer alan her bir maddenin; Avrupa Birliği müzakerelerinde yeni bir fasıl açmaya bedel olduğunu söylüyoruz. Nitekim AB çevrelerinden gelen olumlu mesajlar bizi haklı çıkarıyor.

 

Anayasa değişikliği paketinin çağdaş hukuk normlarını içerdiği, demokratik standartları yükselttiği, bireysel hak ve özgürlükleri daha ileri boyutlara taşıdığı AB yetkililerince de sürekli olarak dile getiriliyor. Peki, pakette yer alan maddeler pratikte nasıl işleyecek ve milletimize nasıl yansıyacak?

 

Önerilen Anayasa değişiklikleri, her şeyden önce darbe anayasasından kaynaklanan en önemli şikâyetleri ortadan kaldıracak mahiyete sahiptir. Anayasa’nın tümden değiştirilmesi konusundaki tartışmalar, maalesef bu gerçeğin çoğu zaman göz ardı edilmesine neden olmuştur. Oysa 26 maddeden oluşan değişiklik paketine bakıldığında, darbe anayasasının antidemokratik ruhunun ve esasının büyük ölçüde değiştirildiği görülecektir.

 

Askeri yargıdan bireysel başvuruya, kamu denetçiliği kurumundan pozitif ayrımcılığa, kişisel verilerin korunmasınan memurlara toplu sözleşme hakkına, yargı kararlarına itiraz hakkının tanınmasından yüksek yargı kurumlarımızın daha demokratik hale getirilmesine kadar; birçok unsur bu pakette bir arada yer alıyor. Kısaca hatırlatmak gerekirse:

 

• Bundan böyle kadınlarımızın yaşadığı zorluklar pozitif ayrımcılıkla telafi edilecek.

 

• Devlet, her türlü istismara karşı çocukları koruyucu tedbirleri alacak.

 

• Herkes kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olacak.

 

• Yurt dışına çıkma hürriyeti ancak suç soruşturması veya kovuşturması nedeniyle ve hâkim kararıyla sınırlandıralabilecek.

 

• Daha önce sadece bir sendikaya üye olabilen işçiler bundan böyle birden fazla sendikaya üye olabilecek.

 

• Memurlara ilk kez toplu sözleşme hakkı tanınırken, bu imkândan emekli memurlar da yararlanacak.

 

• Memurlar ve diğer kamu görevlilerine verilen uyarma ve kınama cezaları yargı denetimine açılacak.

 

• Kamu denetçiliği mekanizması sayesinde vatandaşımız artık mahkeme kapılarında sürürmeyecek.

 

• Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarına yargı yolu açılacak.

 

• Siviller, savaş hali dışında askeri mahkemelerde yargılanamayacak.

 

• Anayasa Mahkemesi ve HSYK, AB ülkelerindeki muadilleriyle aynı ölçüde demokratik işleyişe sahip olacak.

 

• Vatandaşımız hakkını, Strazburg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde değil; bireysel başvuru imkânıyla, artık Ankara’daki Anayasa Mahkemesi’nde arayacak.

 

• Geçici 15’inci maddenin kaldırılmasıyla milli iradeye darbe vuranlar milletimize hesap verecek.

 

12 Eylül 1980 tarihinde milli irade hiçe sayılarak Türkiye’nin on yıllarına mal olacak bir felaketin, millete darbenin en acı örneğini yaşamıştık. 12 Eylül 2010 tarihi ise, bu acı hatıranın izlerinin silinerek büyük bir coşkuya dönüştüğü, demokrasi bayramının yaşandığı ve Türkiye’nin kaybolan yıllarının telafi edileceği yeni bir sürecin başlangıcı olacaktır.”

 

*  

Bugün adım adım ulaşılmış olan ‘ileri demokrasi’yi 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’ne borçlu olduğumuz gün gibi ortada…

 

Bugün, 12 Eylüllerden ilkinin 33’üncü, berikinin de 3’üncü sene-i devriyesi; sayılardaki bu ilginç benzerlik her zaman görülmez, her bir şeylere nasip olmaz. Hayra mı yormalı, şerre mi, bilmem… İlgililere kutlu olsun…

 

 

İnal Karagözoğlu

12 Eylül 2013

facebook.com/inal.karagozoglu

 

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: 3, 33, 1980, 2010, 12 Eylül, 12 Eylüller, askeri darbe, ileri demokrasi, sene-i devriye, yıldönümü 

 

588 | Belirli Gün ve Haftalar | Günlük | Her Açıdan | 120913

 

 

588 | Belirli Gün ve Haftalar | Günlük | Her Açıdan | 120913

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. Fevziye Yazman said,

    Eylül 13, 2013 at 22:42

    Benim sihirli sayılarım 1 ve 9′dur. Yani 19′ ve, 1919. Sonra 19′a 10 (1+9=10) eklerim 29 olur. Eee 10 vardı elde, koy yanına: 29 ve 10. Bir daha yazalım 19′u: 29 10 19 olur, değil mi? İki kez 10 kullandık, 20 eder; 19 ve 1919 da üç tane 1 var, koy 20′nin üstüne, 23. Şimdi bütün sayılara bakalım: 19.5.1919 ve 23.10.1923. 5 nereden çıktı dersen, 1919, 1923′ten küçüktür. Onun için aradaki sayıyı 5 yaptım.

  2. İnal Karagözoğlu said,

    Eylül 14, 2013 at 14:18

    Bu sayı işleri numarolojiye kadar gider… Benim yukarıdaki konu ‘12 Eylül’ ya, ‘12 Eylül Harekâtları’nın ikincisi birincisinin 30’uncu yılındaydı; sayılardaki ilginç benzerliğe bu 30’u da ekleyeyim: 3, 30, 33. Şimdi iş, bir numarolog bulup durumu yorumlatmaya kalıyor.

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.