Sözün Kısası

 

“Kime Hâlim Diyeyim, Kime Feryâd Edeyim”

 

 

 

Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
‘Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

~ Mehmet Akif Ersoy

 

 

Yukarıdaki şiirin adı Kıssadan Hisse. Kıssadan hisse, bir fıkradan, bir öyküden, bir olaydan çıkarılacak, alınacak ders demek. Akif, bu kısacık şiiriyle bence “tarih tekerrürdür” sözünün hem ne kadar doğru hem de ne kadar yanlış olduğunu anlatmış: tarihsel olaylar için birer yinelenme dendiğini söylerken bu genel kabule karşı çıkmayarak bu sözün doğru olduğunu belirtmiş oluyor; bu yinelenmenin tarihten ders almamanın bir sonucu olduğunu vurgularken de –üstü kapalı olarak da olsa– “tarih tekerrürdür” sözünün bir olumsuzluğu ortaya koyduğunu vurgulamış oluyor. Yanılıyor muyum?

 

*

‘Kıssadan hisse’ sözünü ne zaman duysam hemen aklıma şu hikâye gelir:

 

Vaktiyle erenlerden birisine ülkenin durumu hakkında ne düşündüğü sorulmuş. Erenler soruyu yönelten kişiye, “Bak, bunu sana bir hikâyeyle anlatayım” demiş ve başlamış anlatmaya:

 

«Yolsuzluklarıyla ünlü bir kadı varmış; lakabı ‘Karakuşi’ imiş. Günün birinde bu kadı yolda giderken burnuna çok güzel bir koku gelmiş. Kadı efendi, bu koku nereden geliyor, diye sağa bakınmış, sola bakınmış, bir de ne görsün, ilerideki ekmek fırınının camekânında güveç içinde nar gibi kızarmış bir ördek duruyor… Karakuşi Kadı, fırıncıya “Ben bunu aldım” demiş. Ördek sahipliymiş, ama kadıya itiraz edilebilir mi? Fırıncı hemen ördeği paketleyip vermiş kadıya…

 

Az sonra ördeğin sahibi gelmiş, demiş “Ördeğimi alayım…”

 

Şimdi fırıncı ne yapsın? Çareyi, “Senin ördek uçtu” demekte bulmuş.

 

Kesilip gitmiş, üstelik pişmiş ördek uçardı uçmazdı, iş kavgaya dönüşmüş. Derken, ördeğin sahibi birden kuşağından koca bir bıçak çıkarıp fırıncıya saldıracak olmuş, bunu gören fırıncı da eline bir kürek geçirmiş… O sırada fırına gelen bir müşteri onları ayırayım diye araya girmiş; ama olan kendisine olmuş: bu kargaşa sırasında fırıncı elindeki küreğin sapıyla onun gözünü çıkarmış. Bunun üzerine bu adam da fırıncının üstüne yürümüş. Fırıncı bakmış iki kişiyle baş edemeyecek, başlamış kaçmaya…

 

Fırıncı kaçarken önüne yüksekçe bir duvar çıkmış; fırıncı duvara tırmanıp öte yana atlamış, ama atlarken de duvarın dibinde dikilmiş kocasını beklemekte olan hamile bir kadının üzerine düşmüş. Kadın büyük bir şiddetle yere yuvarlanıp çocuğunu düşürmüş. Kadıncağızın durumu uzaktan gören kocası da fırıncının önünü kesmeye yönelmiş… Tam bu sırada fırıncı yoldan geçen bir adama çarpıp yere devirmez mi? Bu adam da kalkıp fırıncıyı kovalayanlara katılmış… Sonunda zaptiyeler duruma müdahale ederek bunların hepsini yakalayıp Karakuşi Kadı’nın karşısına çıkarmışlar.

 

Kadı başlamış sorgu suale: “Bre nedir derdiniz?”

 

Tabii, ördeğin sahibi hemen öne atılıp durumu anlatmış, “Bu adam ördeğimi hiç etti” diye fırıncıdan şikâyetçi olmuş.

 

Kimlik tespiti filandan sonra Karakuşi Kadı fırıncıya sormuş: “Ne yaptın bu adamın ördeğini?”

 

Fırıncı, “Uçtu” demiş.

 

Kadı, kara kaplı defterini açmış, biraz karıştırıp hükmünü söylemiş: “Ördeğin karşısında ‘tayyar’ yazılı. Tayyar ‘uçar’ demektir. O halde ördeğin uçması fırıncının suçu değildir.” Ve fırıncı ördek işinden beraat etmiş.

 

Kadı, bu sefer gözü çıkan adama dönüp kimliğini sormuş. Adamcağız gayrimüslim bir vatandaşmış; bunu öğrenen kadı efendinin kara kaplı defterden adamın şikâyetine uygun bir madde bulması zor olmamış: “Her kim ki bir gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla.”

 

Bu hüküm karşısında şaşkınlığa düşen davacı merakla sormuş: “Ama benim tek gözüm çıktı; şimdi ne olacak?”

 

Karakuşi Kadı, “Şimdi” demiş, “fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.”

 

Adamcağız ne yapsın, hemen şikâyetinden vazgeçmiş, böylece fırıncı bu davadan da paçayı yırtmış.

 

Sıra, çocuğunu düşüren kadının kocasına gelmiş. Karakuşi Kadı kara kaplıyı şöyle bir karıştırıp hükmünü vermiş: “Karını fırncıya vereceksin, o da düşen çocuğun yerine iki çocuk koyacak.”

 

Bu kararı duyan adam şikâyetini hemen geri almış; fırıncı böylece bu davadan da kurtulmuş.

 

Kadı, duruşmanın uzamasından sıkılıp hiddetlenmiş bir edayla sırada bekleyen son adama dönüp sormuş: “Senin şikâyetin nedir be adam?!” Kendi hâlinde yoldan geçip giderken fırıncının çarparak yere düşürdüğü garibim bir süre düşündükten sonra ellerini açmış, “Benim bir şikâyetim yok Kadı Efendi, adaletinle bin yaşa sen” demiş.»

 

Erenler hikâyesinin burasına gelince az biraz durmuş, “Memleketin vaziyeti hakkında ne düşündüğümü sormuştun, değil mi” demiş ve eklemiş: “Sen anla artık…”

 

*

Kıssadan hisse: Bahçeni talan eden kadı ise, kimi kime şikâyet edeceksin?!…

 

*

Evet, memlekette kimisine göre çok güzel şeyler oluyor, kimsine göre de durum tam aksi… Yukarıdaki hikâye, işte durumu aydınlık görmeyen takımın hoşuna gidecek türden bir şey olsa gerek…

 

“Sen de pek kötümser bir şey bulmuşsun” diyecekleri duyar gibiyim; onlar için erenlerinkinin aksine ne gibi bir hikâye uydurayım diye bakınmadım değil. Ama ne yalan söyleyeyim, içimden gelmedi; çünkü gerçekler elimi bağlamakta.

 

Ve bakıyorum da ‘kime kimden şikâyetçi olacaksın’ meselesi aşk-meşk işlerinde de insanların başına dert olmuş. Olmaya da devam ediyor… Bir örnek vereyim: Türk müziğinin unutulmayacak bestecilerinden tamburi Faize Ergin’in acemaşiran bir şarkısı vardır, Osmanlı Türkçesine güzel bir örnek olabilecek sözlerini kim yazmış, belli değil; belki de Faize Hanım’a ait olan güftede şöyle deniyor: “Durumumu kime anlatayım, yardım istemek için kime sesleneyim; kimlere karşı rezil olayım, kime yakınayım; gönül yaram kimden, bunu kime anlatayım; (ey sevgili) gülerek gel ki ben de güleyim, sevinip mutlu olayım…”

 

*

Bugün benim “Ey sevgili” diye sesleneceğim en değerli varlık, Cumhuriyetimiz’in yitip giden değerleri… Dilimdeki şarkı da hep Faize Hanım’ın o acemaşiranı:

 

“Kime hâlim diyeyim, kime feryâd edeyim;
Kime rüsvây olayım, kime şekvâ edeyim?
Kime bu dağ-ı derûnum, kime ifhâm edeyim?
Gülerek gel, güleyim, kendim(i) handân bileyim…”

 

 

 

İnal Karagözoğlu

25 Ağustos 2013

facebook.com/inal.karagozoglu

 

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: kadı, karakuşi, kıssa, kıssadan hisse, sorgu sual, talan

 

 

583 | Başkaca (Dy) | Düşünceler | Öykü | 250813

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.