İş Aceleye Gelirse

Perişan Bir Anlatım…

 

 

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü (KYK), 2013-2014 Öğretim Yılında yurt içinde yükseköğrenimin türlü kademelerinde okuyan öğrencilerden kimlere kimlere öğrenim kredisi vermeyeceğini duyurdu (bkz. www.kyk.gov.tr ).

 

KYK’nin bu duyurusundan anlaşıldığına göre, öğrencilerin, okudukları öğretim kurumlarının ya da kaldıkları yurdun ve bunların eklentilerinin dışında da olsa bireysel ya da toplu biçimde direniş, boykot, işgal, yazı yazma, resim yapma, slogan atma vesaire gibi eksik kalmış ya da tamamlanmış eylemlerde bulunmaları da, onların kredi almalarına engel sayılacakmış.

 

Diyelim bir öğrenci bu sayılan eylemelerden birinin içinde oldu ve yargıda paçayı yırttı; eğer o öğrenciye bu eyleminden ötürü okuduğu okulun disiplin kurulunca herhangi bir ceza verilirse kurtuluş yok: ona kredi verilmeyecekmiş.

 

Bu disiplin cezası meselesi bana, 1971’in arifesindeki büyük öğretmen boykotunu hatırlattı.

 

Bu boykot, iki öğretmen kuruluşunun, Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ile İlkokul Öğretmenleri Sendikası’nın (İLK-SEN) ülke genelinde gerçekleştirdiği bir hareketti. Bir oran veremeyeceğim, bazı yerlerde Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu’nun (TÖDMF) şubeleri de bu boykota destek vermişti. TÖDMF, illerdeki öğretmen derneklerinin üst kuruluşuydu. Her ilde bütün öğretmenler milli eğitim müdürlüklerince bu derneğe üye olmuş sayılır ve üyelik ödentileri bordrolarda kesintiler içinde gösterilirdi. Bir çeşit zorunlu üyelik… Ben bu boykot zamanında, Kocaeli’nin merkez ilçesi İzmit’in Maşukiye Köyü’nde köyün tek ama çok öğretmenli okulu Maşukiye İlkokulu’nda okul müdürüydüm. İLK-SEN İzmit Şubesi de boykota katılma kararı almıştı ve ben o kararı alan yönetim kurulundaydım ve tabii İzmit Öğretmenler Derneği’nin de üyesiydim…

 

15-18 Aralık 1969 tarihlerinde yürütülen boykot eylemi İzmit’te başarılı olmuştu. Öte yandan, İLK-SEN’in aldığı karara göre, okul müdürleri okulu terk etmeyecekler, derse girme dışındaki resmi görevlerini sürdüreceklerdi; yani, bir devlet dairesi olan okul müdürlüğü mesai saatlerinde açık olacaktı. Dolayısıyla, belirli saatlerde hep okulda oldum; ancak, ben de boykota katıldığımdan derse girmedim. O tarihlerde, sınıfı olmayan ilkokul müdürleri ikinci devre sınıflarında (4 ve 5’inci sınıf) haftada 8 saat ders okutmak durumundaydılar; ben işte o derslerime girmedim ve ders defterindeki ilgili yere de öbür boykotçu öğretmenlerinkine işlediğim gibi “Öğretmen boykota katıldığından ders yapılmamıştır” notunu koyup imzaladım.

 

Boykot süresince müfettişler her gün okulları taramış, boykota katılanları yerinde saptamıştı. Derken boykot bitti… Kısa bir süre sonra da İLK-SEN, TÖDMF ve TÖS’ün İzmit şubelerinin yöneticeleri olan 17 kişi (5+7+5), –kaçıncı ağır cezaydı hatırlamıyorum– İzmit Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘boykota teşvik ve tahrik’ten yargı önüne çıkarıldık. İlk duruşmada da mahkeme heyetinin oybirliğiyle verdiği kararla beraat ettik.

 

Nasıl oldu da beraat ettik?

 

1- Ceza yasasında ‘boykot’ diye bir suç yoktu*;

2- Mahkeme başkanı, öğretmenlerin haklı isteklerini kamuoyu önünde ilgili mercilere bildirmek amacıyla girişilen bu eylemin suç oluşturamayacağını söyledi, karar da bu yönde çıktı. Sanırım savcının mütalaası da (düşüncesi, görüşü) bu yöndeydi.

 

Hatıralarım beni buralara kadar getirdikten sonra söylemeden edemeyeceğim, kamu hukuku adına açılmış olan bu davada iki önemli tanık vardı: bir ilköğretim müfettişi ile bir okul müdürü. Tanıklar, olayın eğitim-öğretime ne kadar büyük zarar verdiği, bir memurun görevini bilerek ve isteyerek yerine getirmemesinin suç olduğu yönünde sözler söylediler. Mahkeme başkanının, tanıkların yorum niteliğinde şeyler söylemelerine kızdığı yüzünden belli oluyordu; ama sabırla dinledi, dinledi ve sordu: “Sizin göreviniz, işiniz nedir?” Yanıtları aldıktan sonra da, “Sizler de birer öğretmen değil misiniz sonuç olarak” dedi ve bizleri göstererek şu anlama gelen sözlerini ekledi: “Bu adamlar sizin de yararlanacağınız istekler yönünde kararlar almışlar. Öğetmenlerimiz de o doğrultuda hareket etmişler. …” Mahkeme başkanı, böyle diyerek meslektaşlarımıza, sanıkların aleyhinde tanıklıkta bulunmanın kendilerine hiç yakışmadığını anlatmak istemişti…

 

Ama ne oldu? Bizler boykota teşvik ve tahrikten aklanmıştık ama, boykota katılan arkadaşlara İl Displin Kurulu maaş kesimi cezası vermiş, bunun yanına da birer kınama eklemişti. Ben bu cezalardan nasibimi almadım; sadece ben mi, öbür on altı tönetim kurulu üyesi de… Sanırım bunu, aramızdaki bir arkadaşın Milli Eğitim’de görevli oluşuna ve sicil memurunun da bu konuda o arkadaşın hatırına işinde biraz yaya kalmasına ‘borçlu’yduk.

 

Bu kadar hikâyeden sonra sadede (asıl konuya) geleyim:

 

Yinelersem, KYK’nin bu duyurusundan anlaşıldığına göre, bireysel ya da toplu biçimde direniş, boykot, işgal, yazı yazma, resim yapma, slogan atma vesaire gibi eksik kalmış ya da tamamlanmış eylemelerden tek birinin bile içinde olup da yargıda paçayı yırtan bir öğrenci, eğer bu eyleminden ötürü okuduğu okulun disiplin kurulunca herhangi bir cezaya çarptırılmışsa kurtuluşu yok: ona kredi verilmeyecekmiş, öyle değil mi? İşte, kurnazlık burada… Yargı aklayacak ama iş krediye gelince “Senin gibilere kredi mredi yok” denecek! İnsanların demokratik haklarını açlıkla terbiye edecekler akılları sıra…

 

Bir şey daha: Bu düzenlemenin pek alelacele yapıldığı hemen anlaşılıyor; perişan bir metin… Hem öyle böyle de değil; örneğin, öğrenim kredisi verilmeyecek öğrencileri sıralarken maddeleri harflendirmeyi bile unutmuşlar: alttan dördüncü sıradaki “(h) bendinde belirtilen fiillere istinaden öğretim kurumlarının disiplin kurullarınca herhangi bir ceza verilmiş olan öğrencilere” sözü havada kalıyor; “Nasıl olsa zeki milletizdir, ne demek istediğimiz anlaşılır” diye düşünmüş olmalılar muhteremler…  

 

Kim bilir ne kadar değerli uzmanlar çalışıyordur bu kurumda. Yazık.

 

İşte, hayhuylar arasında geçen koca bir ayı daha geride bıraktık: bugün 1 Ağustos. Yeni bir aydaki ilk yazım böyle bir konuda olsun hiç istemezdim; bir yazık da bu duruma…

 

 

İnal Karagözoğlu

1 Ağustos 2013

facebook.com/inal.karagozoglu

 

 

_______________

* Takip edemez olduğum yargı paketlerinden sonra durum nedir, bilmiyorum, ancak, 12 Mart Muhtırası’ndan sonra devlet memurlarının cezalandırılmalarını gerektiren eylemler arasına boykot da eklendiydi. Bu arada, Anayayasa’da yapılan değişiklikle de memurların yarım yamalak sendika kurma hakları hepten yok edilmişti.

 

12 Mart Muhtırası, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12 Mart 1971 günü emir-komuta zinciri içinde yaptığı askeri darbe eylemidir. O tarihte, Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç’tı; Kara Kuvvetleri’nin başında Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri’nde Celal Eyiceoğlu, Hava Kuvvetleri’nde Muhsin Batur vardı. Emir-komuta zinciri içinde yapılmış ilk askeri darbe olan bu harekete ‘12 Mart Muhtırası’ denmesinin nedeni, zamanın Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bu komutanların imzasıyla bir muhtıra (hatırlatma, uyarma) yazısı gönderilerek 3’üncü Demirel Hükümeti’nin istifasının sağlanmış olmasıdır.

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: 12 Mart Muhtırası, boykot, direniş, işgal, KYK, öğrenim kredisi, resim yapma, slogan atma, yargı, yazı yazma, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu

 

576 | Anı  | Günlük | Her Açıdan | 010813

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.