Gözümle Görüp Kulağımla İşitmesem İnanmazdım

Bence Bu İşin İçinde Bir İş Olmalı…

 

 

“İşgal altındaki Mütareke basını neyse, bazı medya kuruluşlarının durumu da işte bu.”

 

Bu çarpıcı sözleri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan söyledi. “Söyledi” diyorum, çünkü hem gözümle gördüm hem de kulağımla işittim; tanığım yani. Televizyon haberlerinde verilen görüntü montaj değilse tabii…

 

Birisinden duysam bu inanamayacağım şeyin altında ne olabilir? Benim aklıma şu olasılıklar geliyor:

 

1. Sayın Başbakan Kurtuluş tarihimizi bilmiyor;

2. Danışmanları, yazı ya da yazı notlarını hazırlayanlar falan Kurtuluş tarihimizi bilmiyorlar;

3. Sayın Başbakan’a bu konuda danışmanlık edenler, yazı ya da yazı notlarını hazırlayanlar falan Kurtuluş tarihimizi elbette biliyorlar da aralarında muhalefetin adamları var ve işte Başbakan’ın önüne bu konuşmaya esas notları koyan kimse o çürüklerden;

4. Sayın Başbakan Kurtuluş tarihimizi elbette biliyor, ancak, bu sözü yanlış bir benzetmeyle etti; laf ağzından çıkmış bulundu bir kere ve geri de dönemedi.

 

Olasılıkları çoğaltmak, en azından, bu saydıklarımın türlü türlü versiyonlarını üretmek mümkün; ama konu o değil. İşin boyutunu büyütmeden bu saydıklarımın olabilirliğine bakıyorum:

 

1. Böyle şey olmaz.

2. İlk bakışta bu da olmaz, ama niye olmasın?

3. Bu da çok çok uzak bir olasılık, ama “olmaz olmaz” diye de bir laf vardır, değil mi?

4. Böyle bir olasılıktan söz edilebilir; Sayın Başbakan’ın dediği bazı sözlerin sonradan gelen açıklamalarına az mı rastladık? İnsanlık hâlidir, bu da olmuş olabilir.

 

Bütün bu üstünkörü irdelemelerimden sonra şunu söyleyebilirim: 2, 3 ve 4 numaralı olasılıklardan hangisi geçerli olursa olsun, Sayın Başbakan’ın bu sözleri, dahası, bunları söylemiş olması beni ziyadesiyle üzmüştür. Üstelik, Sayın Başbakan bu sözleri, kısa adı TÜMSİAD olan Tüm Sanayici ve İş Adamları Derneği’nin iki gün önce, 27 Temmuz günü verdiği iftar yemeğinde yaptığı konuşmada söylediydi ve şu ana kadar da bu sözlerin yanlışlıkla ya da başka bir bağlamda söylenmiş olduğuna ilişkin bir açıklama olmadı; böylece üzüntüm artarak sürmekte…

 

Bu durumda diyeceklerim zorunlu olarak şunlardır:

 

Ortalama tarih bilincimiz ortalama öğrenim düzeyimizin de altında; bu bir… İkincisi, ortalama bir Türk vatandaşı ülkesinin en azından 1800’den bu yana gelen tarihini bilmiyorsa, çok acı ama bu memleketin başına ne gelirse haktır. Üçüncüsü de, eğer bir millet o belirttiğim kadarıyla da olsa tarih bilgisinden ve hele de tarih bilincinden yoksunsa, kimin ağzından çıktığı önemli değil, “İşgal altındaki Mütareke basını neyse, bazı medya kuruluşlarının durumu da işte budur” gibi sözleri yutar. Ve işin daha daha acı yanı, işin farkında olanların çoğunun bu söz üzerine gıkı bile çık(a)maz.

 

Son söz olarak da şunu söyleyeyim, hiç değilse ‘Mütareke basını’ nedir, Lozan Barış Antlaşması nedir, bunları bilmemiz boynumuzun borcu. Bilenler bir kere daha göz atarlarsa iyi olur, bilmeyenler on kere okumalı bu konuları… Bu işin kısa yolu, emekli büyükelçilerimizden Onur Öymen’in Lozan Antlaşması’nın 82’nci yıldönümünü dolayısıyla verdiği bir konferans* var, onu okumak… Bu konferansı bu sayfaya da koyacağım, ama yazı uzamasın diye bu işi sonraya bırakıyorum. Öymen’in bu Lozan konulu konferansının adresini aşağıda veriyorum.  

 

 

İnal Karagözoğlu

29 Temmuz 2013

facebook.com/inal.karagozoglu 

 

 

________________

* Lozan Anlaşmasının 82. Yıldönümü Konferansı, Onur Öymen, 24 Temmuz 2005: http://www.onuroymen.com/arsiv/429

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: 1800 yılı, Lozan Antlaşması, Lozan Barış Antlaşması, Kurtuluş, Kurtuluş tarihi, medya, ‘Mütareke basını’, öğrenim düzeyi, tarih, tarih bilinci

 

575 | Günlük | Her Açıdan | 290713

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. Fevziye Yazman said,

    Temmuz 29, 2013 at 17:21

    Erdal İnönü’nün, bir konu hakkında kasıtlı veya bilmeyerek yanlış konuşanlar için bir gazeteciye söyledikleri çok hoşuma gider. Aklımda kaldığı şekliyle şöyle: “Eskiden diş macunları metal tüpteydi. Sıktığınız macunu kullanmak zorundaydınız. Şimdiyse plastik tüpten çıkan macun içeri kaçıyor”. Fizik adamı olan Erdal İnönü meseleyi kestirmeden anlatmış olmuyor mu?

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.