Bazı Siyasilerin Kavrayamadığı Şey Ne?

Muhammed Mursi’nin Başına Gelen Bağlamında Düşünceler

 

 

Dünyanın son günlerde gittikçe yoğunlaşan biçimde konuştuğu konular arasında Mısır da var. Konunun odağındaki isim, bu ülkenin göreve seçimle gelen ilk cumhurbaşkanı olma özelliğini taşıyan Muhammed Mursi…

 

Mısır Cumhurbaşkanı Mursi, 3 Temmuz 2013 günü ordunun yönetime el koyması sonucunda bu görevinden alındı; üç gündür de Mursi’nin işte bu başına gelen konuşuluyor. Bu, anlamı ve önemi ülkelere göre farklı olan bir hadise. Ele alınış biçimi, haberlerinin içeriği, ayrıntıları; olayın ne demeye geldiği üzerine yapılan yorumlar, değerlendirmeler vesaire de ona göre… Örneğin bizde, Mursi hadisesi neredeyse başkonu mertebesinde… Devlet katında da, basın-yayında da, halk arasındada bu böyle.

 

Cumhurbaşkanlığı koltuğuna geçen yıl Haziran ayında yapılan seçimlerde oyların yarıdan çoğunu alarak oturmuş olan Mursi, göreve başlarken yaptığı ‘balkon konuşması’nda, ‘bütün Mısırlıları kucaklayan bir yönetim’ sözü vermişti. Özgürlük ve Adalet Partisi’nden gelen Mursi’nin Kahire’nin o ünlü Tahrir Meydanı’nı doldurmuş olan Mısırlılara dediklerinin özü özetle şunlardı:

 

• Ülkeyi yönetme gücünün kaynağı halkın iradesidir; bu iradenin üzerinde hiçbir güç yoktur.

• Anayasaya, yasalara saygılı olacağım, Cumhuriyet düzenini koruyacağım.

 

İyi, güzel.

 

Ancak, çok farklı sosyoekonomik köklerden gelen ve çok farklı inançlara sahip olan insanlardan oluşan Mısır halkı gidişattan memnun olmadı; halkın bir kesimindeki yaygın görüşe göre, Mursi’nin demokrasi anlayışı kendilerine uymuyordu, artık ona güvenilemezdi, Mursi yönetimi gitmeliydi.

 

* 

Direnme Ne Naman Meşrudur?

 

Bazı siyasal partiler ya da siyaset lideri konumunda olan kişiler, özlerinde belli bir dinsel inanca dayanıyor olsalar da, kendilerini tanımlarlarken, daha çok da iktidara talip olurlarken kendilerini var etmiş olan ‘dinsel göstergeler’i bilinçli olarak pek kullanmazlar. Bunların ortak özellikleri, düşünce sistemlerinin, düşünce kalıplarının dogmatik oluşudur. Ve bu yüzden de bunlar, parlamenter demokrasinin şu boyutunu kavrayamazlar: toplumu oluşturan bireylerin bir bölümü kendilerini ülkelerine egemen olan ya da öyle görünen düzen (yönetim biçimi, rejim) bağlamında ‘aynı dünya’ya ait hissetmeyebilirler; bu durumda olan, koca toplumun içinden  bir tek birey bile olabilir. İşte bu durumun bir sonucu olarak da, o bireylerin, −ya da o bir tek bireyin− kendileri açısından dayatmacı olan yönetime karşı direnme hakları doğar. Demokrasilerde, bu hakkın kullanılması meşrudur.

 

İşte, bugün Mısır’da olanların özünde bence bu var; ve Mısır’ın geleneğinde askeri darbeler olduğu için de, işin içine ordunun girmiş olması anlaşılabilir bir şey… Öte yandan, hangi ülkede hangi ölçüde olursa olsun ve kim ne gibi dayanak gösterirse göstersin, askeri müdahaleler, demokrasiyle bağdaşmayan, ülkelerin her şeyinin canına okuyan, kabul edilemez hareketlerdir. Demokrasilerde, iktidarların geldikleri yoldan gitmeleri esastır. İktidarları getirecek de götürecek de, ‘demokratik, laik, sivil’ irade gücüdür… Bu gücün karşısında ne askeri darbe durabilir ne de sivil darbe…

 

Keşke Mursi −ve tabii onu o koltuğa oturtanlar− halkın karşı koyuşunu doğru anlayabilselerdi ve Mısır halkı da bu direnme hakkını doğrudan doğruya kendisi kullanabilmiş olsaydı… Ama ne yazık, demokrasi dediğin öyle bir günde öğrenilebilen bir şey değil. Sonuç olarak, Mısır halkı, haklı davasında bana göre kolay yolu seçmiştir. Hangi cins olursa olsun darbeleri meşru kılan şey, toplumların irade gücünden yoksun oluşları, en azından irade güçlerinin gereği kadar olgunlaşmamış oluşudur.

 

Bu konuda benim diyeceğim şimdilik bunlardır…

 

 

İnal Karagözoğlu

5 Temmuz 2013

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: anayasa, askeri darbe, ‘balkon konuşması’, cumhuriyet, darbe, demokrasi, farklı, farklılık, güç, halk, Mısır, Mursi, ordu, yasa

 

566 | Düşünceler | Günlük | 050713

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.