Adı Var Kendi Yok Gibi Bir Bayram…

‘1 Temmuz 1926 Ruhu’ Yitip Gideli Çok Zaman Oldu

 

 

“Türkiye kıyılarının bir noktasından diğerine mal ve yolcu alıp taşımak ve kıyılarda, limanlar içinde ya da arasında çekme ve kılavuzluk hizmetleri ile niteliği ne olursa olsun başkaca liman hizmetlerini vermek, yalnız Türk Bayrağı taşıyan gemiler ile taşıtların tekelindedir.”

 

 

19 Nisan 1926 günü kabul edilmiş yedi maddelik bir yasamız var; numarası 815, yürürlüğe girişi 1 Temmuz 1926. Adı “Türkiye Sahillerinde Nakliyatı Bahriye (Kabotaj) ve Limanlarla Karasuları Dahilinde İcrayı San’at ve Ticaret Hakkında Kanun”. Adından da anlaşılacağı gibi dili biraz ağdalı… 87 yıl öncesinin yasalara yansıyan Osmanlı Türkçesi işte böyleymiş. Birinci maddesinin ilk bölümünü, bu ağdalılıktan arındırarak şöyle güncelleyebilirim: “Türkiye kıyılarının bir noktasından diğerine mal ve yolcu alıp taşımak ve kıyılarda, limanlar içinde ya da arasında çekme ve kılavuzluk hizmetleri ile niteliği ne olursa olsun başkaca liman hizmetlerini vermek, yalnız Türk Bayrağı taşıyan gemiler ile taşıtların tekelindedir.”

 

Yasanın adındaki ‘nakliyatı bahriye’ tanımlaması özetle ‘deniz taşımacılığı’ demek; bu sözlerin yanı sıra ayraç içinde uluslararası bir terim olan ‘kabotaj’ da kullanılmış… Kabotaj da, ‘bir ülkenin iskele ya da limanları arasında gemi işletme işi’ demek.

 

Konunun tamamıyla dışında, ama bir parantez açıp söylemem gerekiyor: dilimizdeki değişim, Cumhuriyetimizle kavgalı olanların dedikleri gibi ‘bir gecede’ olmamış; yani, 1920’lerde millet bir sabah hiç bilmediği, anlamadığı ‘yeni’ bir dile uyanmamış… İddia edilenin tam tersi, milletimiz kendi diline zaman içinde büyük emeklerle kavuşmuş, bir bakıma onu yeniden yaratmış… Dilimizin değişim ağırlıklı gelişimi, ara ara yara alsa da bir büyük süreç.

 

*

Cumhuriyetimizin kurucuları, bu yeni devletin kurumlarını, öncelikle gerekli yasa düzenlemelerini yapıp kısa sürede yeni baştan oluşturmalıydılar. Bunlar arasında karasularımız ile akarsu ve göllerimizde deniz araçları bulundurma ve bu taşıtlarla gidişgeliş ve taşıma yapma hakkımıza ilişkin bir düzenleme yapılması başta gelen işlerdendi. Çünkü, Osmanlı Devleti döneminde yabancılara tanınmış olan ayrıcalıklı haklardan biri de, denizlerimizde yük ve yolcu taşıma hakkıydı. Sadece ülkemizdeki deniz ulaştırmasının ve deniz taşımacılığının büyük bir bölümü değil, önemli limanlarımızın işletilmesi de yabancıların elindeydi. Bu durumun ortadan kaldırılması Lozan Antlaşması’yla olmuştu. Evet, bu hak geri alınmıştı ve bu konu da bir yasaya bağlanmalıydı. Ve işte, kısaca ‘Kabotaj Kanunu’ denen bir yasa da çıkarılmış ve 1 Temmuz 1926 günü yürürlüğe konmuştu.

  

Kabotaj Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte, yabancıların ülkemizde deniz ulaştırmacılığı ve deniz taşımacılığı yapmaları hükümetin iznine bağlanmıştı. Bir yandan da, yabancıların, kendilerine Osmanlı döneminde denizcilik alanında tanınmış olan ayrıcalıklardan yararlanarak edinmiş oldukları işletmelerin ulusallaştırılması gerçekleştiriliyordu. Ve 1939 yılından başlayarak da 1 Temmuz gününün Kabotaj ve Denizcilik Bayramı olarak kutlanmasına başlandı. Böylece, kabotaj hakkına sahip olmanın onur ve mutluluğunun diri kalması sağlanmış oluyordu.

 

*

Bugün 1 Temmuz; işte o mutlu günün bir yıldönümü daha… Bir bayram günü. Bugün, Cumhuriyetimizin kurumlarını oluşturanların, egemenliğin bir göstergesi, bir gereği olarak hazırlamış oldukları bir yasanın hayata geçişinin 87’nci yıldönümü. Bugün Denizcilik ve Kabotaj Bayramı…

 

Benim çocukluğum ve ilk geçlik yıllarım bir deniz şehrinde geçmedi; ancak, o yıllarda bizlere verilen bilgilerin yeterliliğinden midir ne, 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nın anlamını çok çok iyi bilirdik. Ve ben, bu bayramı dolu dolu kutlayan kıyı insanlarına hep imrenmişimdir. On dört-on sekiz yaşlı yıllarımda bu bayram gününde İstanbul’da bulunduğum olmadı da değil… Deniz ve bayram… Pek yakışan şeylerdi…

 

*

Dünden başlayarak oturdum, ‘Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’ sözlerinin geçtiği yazılarımı taradım şöyle bir. Bunlardan, İzmit’in kurtuluş günü dolayısıyla yazdığım yazıda, şunları demişim:

 

“Aha, deniz bitmek üzere: Telekom’du, İsdemir’di, limanlardı, denizcilik işletmeleriydi, Zirai Donatımdı, Tüpraş’tı, şeker kuruluşlarıydı, madenlerdi, maden işletmeleriydi, Sümerbank’tı, Etibank’tı, Tekel’di, SEKA’lardı, gübre kuruluşlarıydı, et-balık-süt işletmeleriydi, enerji kuruluşlarıydı, Emekli Sandığı’nın varlıklarıydı, … derken elde avuçta ne kaldı?

 

Yarın öbür gün 1 Temmuz… Yani, Denizcilik ve Kabotaj Bayramı'nın 82’nci yıldönümü… Neyi nasıl kutlayacağız!?…”

 

Yazı ‘28 Haziran 2008’ tarihini taşıyor. Daha iyi günlerimizmiş, haberim yok: geçen ayın ortalarında Maliye Bakanımız memlekette satacak pek bir şey kalmadığını söylemez mi? Müjde verir gibi… Ben böyle bir şey deseydim, bu hükümet her bir şeylerini sattı memleketin, diye, ne bozgunculuğum kalırdı ne ulusalcılığım ne de Kemalistliğim… Hele de lafım Gezi günlerine denk gelmiş olacağından başım hepten belaya girebilirdi.

 

Ne anlatıyordu Sayın Bakan? Şu sıralarda Milli Piyango’nun elden çıkarılması işi varmış üzerinde çalışılan. İşte, limanlar, elektrik üretimi falan… Birkaç parça da ufak tefek ikincil işler… Onlar da tamamlandı mıydı, tamammış… Buna, “Desene harç bitti yapı paydos” demezler de ne derler?

 

Haberi duyunca, durum bana pek ters olsa da daha işin sonunu okuyup dinlemeden ister istemez “N’aapacak şimdi kocca Özelleştirme İdaresi” deyiverdiydim. Şimdi bu yazıyı okuyacak olanların arasından da duruma ilk anda hayıflanacaklar çıkabilir; onlara hemen söyleyeyim, vaziyet hiç de berbat değil: Özelleştirme İdaremiz bundan böyle PPP işiyle idare edecekmiş. PPP de neymiş denirse, –ben demiş bulunuyorum– ‘public-private partnership’in şeysiymiş.. kısaltması… O kadar da cahil olmayalım değil mi?! Hâlâ anlamayan varsa –o zaman onlar, “one  minute”in ne demeye geldiğini de bilmiyorlardır ve tabii BOP eşbaşkanlarından bir tanesinin ülkedaşı olmayı hak etmiyorlardır– yazıklar olsun onlara… Excuse me yani…

 

Sonuç olarak işte böyle… Demek neymiş, çalışınca oluyormuş. Onlarca yılın birikimini on-on iki yılda temize havale etmek kolay mı!?

 

‘1 Temmuz 1926 ruhu’ yitip gideli çok zaman oldu… (Görsel, dersimiz.com kaynağından.)  

 

Bu zorunlu aradan sonra Kabotaj Bayramına döneyim:

 

Deniz işlerimiz nereye bağlı? Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na… 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı yazısı hazırlamaya çalışıyorum ya, içimden geldi, şu bakanlığın genelağdaki yerine de bir bakayım, dediydim. Orada bu bayrama ilişkin bula bula iki belge buldum. İyi ya, yetmez mi? Yetmez. Çünkü ikisinde de Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’ndan söz ediliyor ama bunlar aynı metin ve dahası ikisi de 2009 yılından kalma; yani, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nda yeni bir şey yok. Zaten onca özelleştirme işlerinden sonra olması da mümkün görünmüyor artık. Unutmadan not edeyim, bu bilgi 30 Haziran 2013, saat 16:49 itibarıyladır. Şu an içinde bulunduğum geceye merhaba demek üzere olan saatten sonra da acaba yeni bir şey konmuş mu, diye bir daha bir daha o yere bakacak hâlim de yok doğrusu…

 

*

Durumlar işte bu bu bu merkezde. Buna karşı yapacak çok şey var, var olmasına da şimdilik işi hepten uzatmadan, yapacak bir şey yok, deyip yazımı beş yıl önceki Kabotaj Bayramı yazımın son cümlesiyle bitirmek istiyorum; en iyisi bu:

 

Her şeye karşın 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramımız kutlu olsun!… 

 

 

İnal Karagözoğlu

1 Temmuz 2013

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı, kabotaj, Kabotaj Bayramı, Maliye, özelleştirme, Özelleştirme İdaresi, SEKA, ‘Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’

 

564 | Belirli Gün ve Haftalar | Günlük | 010713

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. İnal Karagözoğlu said,

    Temmuz 1, 2013 at 11:14

    Bakan Yıldırım’ın Kabotaj Bayramı mesajı

    Bugünkü basında, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın 1 Temmuz Kabotaj Denizcilik ve Kabotaj Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesaj da yer aldı. AA kaynaklı haberlerde, Sayın Yıldırım’ın, Kabotaj Kanunu’yla, Cumhuriyet’in ilk yıllarında sadece kendi limanlarımız arasında kısıtlı taşıma kapasitesine sahip olan Türk deniz ticaret filosunun, bugün bütün yabancı limanlar arasında geniş kapsamlı taşıma kapasitesine eriştiğini söylediği belirtilmekte.

    Haberlerde, Bakan Yıldırım’ın şu sözleri de yer alıyor:

    “Türkiye, dünyada gemi inşasında söz sahibi ülke konumuna geldi. 10 yıl önce 37 olan tersane sayısı 71’e yükseldi. 52 tersanenin yapımı ise sürüyor. Daha birkaç yıl önce ülke olarak çok gerilerde olduğumuz bu sektörde şimdi ilk 6’da olmamızın gururunu yaşıyoruz. Başlatılan eğitim ve denetim seferberliğiyle hayal bile edilemeyen başarılar gerçekleştirilerek Türk bayraklı gemilerin ‘kara liste’den ‘beyaz liste’ye geçmesi sağlandı. Tersane kapasitemiz 10 yılda 5,5 kat büyüdü ve bu süre zarfında 13 milyar dolarlık gemi ihraç edildi. Ülkemiz bir yandan denizcilikle ilgili uluslararası toplantılara ev sahipliği yapmaya başlarken bir yandan da bu örgütlerin yönetiminde söz sahibi ülke hâline geldi.

    Köklü geleneği ve büyük bir tarihi geçmişi olan Türk denizciliğinin geliştirilmesi, deniz ticaret filomuzun uluslararası alanda rekabet gücünün yükseltilmesi, global rekabet ortamında gücümüzü ve ekonomik etkinliğimizi arttıracaktır. Atatürk’ün Türk milletine bayram olarak armağan ettiği Kabotaj ve Denizcilik Bayramı’nın 87. yıl dönümünü hep birlikte kutlarken Türk denizciliğinin önemli ismi Barbaros Hayrettin Paşa başta olmak üzere tüm denizcileri rahmetle anıyoruz.”

  2. Fevziye Yazman said,

    Temmuz 2, 2013 at 14:10

    Öncelikle temiz bilgilerle çok şey öğrendim, teşekkürler…
    “Türk denizciliğinin önemli ismi” Barbaros Hayrettin Paşa’nın Beşiktaş’taki anıt heykelini bilirsin. Babam gösterip anlatmıştı bana kim olduğunu. Henüz elini hiç bırakmayacak kadar küçüktüm. Bugünlerde gideyim de bir göreyim deme sakın, ağlarsın. Anıtın içinde bulunduğu park artık otobüslerle dolu. Eee İstanbul’un nüfusu arttı. Otobüsleri nereye mi koyacağız? Efendim?
    Ayrıca alışlar eskidendi. Alışverişin bugün sadece verişi kaldı.

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.