“Seçimler Çok Yakın…”

Şimdi Toplumsal İstem Ne Olmalı?

 

 

Kaç zamandır, yetkin bir kalemin şunları demesini bekliyordum:

 

“Bu siyasal iktidarı değiştirmek istiyorsunuz.
Ama gözünüz kulağınız Başbakan’da.
Onun söylediklerine yanıt vermekle uğraşıyorsunuz.
Gözünüz kulağınız AKP’ye çevrilmiş.
Cumhurbaşkanı ile Başbakan çatışıyor.
Bülent Arınç rahatsızmış, Başbakan’la tartışmış.
Cemaatle Erdoğan arasında gerginlik var.

Sizin programınız bunlar olmamalı.
Bu olaylardan lehinize sonuç beklemeyin.
Onlar aralarında bir yolunu bulup anlaşırlar.
Kaderlerinin ortak olduğunu biliyorlar.
Siz kendinizin ne yaptığınıza bakın.
Siz önünüzdeki seçime bugünden hazırlanın.”

 

Bu alıntıyı, Erdal Atabek’in bugün (24 Haz. 2013) Cumhuriyet gazetesinde çıkan yazısından yaptım. “Seçimler Çok Yakın…” diyordu yazısının başlığında.*

 

Atabek’in bu yazısı, dün bir sosyal toplumsal paylaşın yerinde (sosyal medyada) yorum olarak belirttiğim ve fakat eksik kalmış olduğunu hissettiğim düşüncelerimi somut bir temele oturtmama ışık tuttu.

 

Gezi olayı bence, halkın, “ülkenin yönetiminde anagüç ‘ben’im” demesinin ön işareti olarak amacına ulaşmış toplumsal bir hareket. Artık toplum, belli hedeflere yönelik toplumsal hareketleri akıl etme dönemine sıçramış bulunuyor.  

 

Dediğim gibi, Erdal Atabek’in yazısı, bazı düşüncelerimi daha somut bir temele oturtmama ışık tuttu. Ve dünkü yorum yazımı, son paragrafını geliştirip iki de paragraf ekleyerek güncelledim:

 

Şimdi toplumsal istem ne olmalı?

 

Bugün ülkemizde iktidarda olan güç çok önemli iyi bir şey yaptı: askeri gücün, ülke yönetiminde açık ya da kapalı biçimde söz sahibi olması durumunu, kısaca ‘askeri vesayet rejimi’ denen yönetim biçimini ortadan kaldırdı; ya da askeri güce egemen oldu. Görüldüğü kadarıyla bu böyle. Bu iktidar, öbür yandan, birtakım geleneksel ve dinsel öğeleri önde tutmasının etkisiyle de kamuoyunda geniş bir tabana sahip. Öte yandan da, ülkenin onlarca yılda elde edilmiş maddi birikimlerinin elden çıkarılmasının çok büyük katkısıyla ekonomide de önemli bir iyileşme sağladı.

 

Ve artık bu iktidar,  kendini ‘seçeneksiz’ ilan edebilirdi; etti de.

 

Ancak… Ancak, bu iktidarın, bu her şeye egemen gücün, kurumsal muhalefetin şaşkınlığı ve beceriksizliğinin verdiği destekle hukuk alanında da düzenlemeler yapmış olması ve tabii basın-yayın üzerindeki baskıcı yönlendirmeleri, karşısına, artık kendi bildiği yolda rahatça yürümesinin önüne bir engel olarak çıkmaya başladı: gelinen aşamada, iktidar partisi ile devletin özdeşleşmiş olması, “her şeyi biz biliriz, her istediğimizi yaparız” anlayışının yol açtığı olumsuzluklar artık bu iktidarı tükenme sürecine sokmuştur. Ve en önemlisi –ve tabii en kötüsü– devletle özdeşleşmiş olan bu iktidar ülkenin yönetim düzeninin çerçevesini değiştirmiş olduğundan, parlamenter bir görev değişikliği olasılığının kapısını da kapatmış bulunuyor. Yani, tükenmişlik ve bunun getirdiği bunalım iyicene derinleştiğinde bu iktidarın yerine bir başka siyasal gücün geçmesi olasılığı yok gibi.

 

Sonuç olarak, bugün, iktidarın olağan demokratik yöntemlerle el değiştirmesinin önünde birtakım zorluklar, engeller var; bu sorunun tez elden çözülmesi gerekiyor. Bu iş, bağırıp çağırmalarla, tarafların birbirlerini aşağılamaları, birbirlerine tehditler savurmalarıyla olacak şey değil…

 

Ve işte Gezi olayı da, halkın, “ülkenin yönetiminde anagüç ‘ben’im” demesinin ön işaretiydi. Bu gücün önünü açmaktan başka çare var mı? Günümüzün toplumsal istemi (talebi), siyasal partiler ile milletvekili seçimlerine ilişkin yasalarda** değişiklik yapılması olmalı değil mi?

 

Milletvekili seçimi yasasındaki “Genel seçimlerde ülke genelinde, ara seçimlerde seçim yapılan çevrelerin tümünde, geçerli oyların % 10’unu geçmeyen partiler milletvekili çakaramazlar. Bu siyasi parti listesinde yer almış bağımsız adayların seçilebilmesi de listesinde yer aldığı siyasi partinin ülke genelinde ve ara seçimlerde seçim yapılan çevrelerin tümünde yüzde onluk barajı aşması ile mümkündür” hükmü (33’üncü mad.), pek çok oyun çöpe gitmesine yol açan ‘yasal’ ama ‘hukuk’a aykırı bir düzenleme değil mi? Kim oyunun çöpe gitmesini ister?

 

Evet, halkın sesini yükselterek itirazını dile getireceği ilk konu bugün için budur.

 

 

İnal Karagözoğlu

24 Haziran 2013

 

 

________________

* http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/429546/Secimler_Cok_Yakin….html

** Siyasi Partiler Kanunu, Kabul Tarihi: 22 Nisan 1983 | Kanun No: 2820: Milletvekili Seçimi Kanunu, Kabul Tarihi: 10 Haziran 1983 | Kanun No: 2839.

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: Gezi olayı, güç, iktidar, istem, medya, milletvekili, seçim, seçim yasası, siyasi partiler, talep, tükenme, tükenmişlik

 

561 | Düşünceler | Günlük | 240613

 

Son güncelleme: 11 Mart 2015 08:44 (Dr. Atabek'in yazısının bağlantısı güncellendi, İK)

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.