Şu ‘Medya’ Dediğin…

Hep Başa Bela Bir Güç

 

 

‘Medya’ lafını sevmem de kullanmam da… ‘Basın-yayın’ tanımlaması neyime yetmez… ‘Gazete-dergi-radyo-televizyon’ dörtlüsünden söz edeceksem ‘basın-yayın’dan daha uygununu bulamam. Yerine göre, kullanım bağlamına göre ‘iletişim ortamı’, ‘iletişim araçları’ sözlerini de kullandığım olur.

 

Bugün basın-yayın dendi mi, ilk akla gelen, elimizle tuttuğumuz gazeteler ile dergiler… Günü geçince kaldırıp attığımız gazeteler ile bazılarımızın evin bir kuytu yerinde biriktirdiği –bazen yer kapladığından bazen de içindeki zararlı (!) şeylerden ötürü başa bela olan– dergiler… Eskiden “Eski gazeteler alıyorum” diye dolaşan, bu işten ekmek yiyenler vardı. Şimdi nereye atacağımızı bilemiyoruz. Bunlara ‘yazılı basın’ diyenler de var; televizyon haberciliğine de ‘görsel basın’ diyorlar… Pek tuhafıma giden bu yeni adlandırmaları da kullanmam. Bu arada radyo, yine radyo; Allah’tan, bu ada dokunan olmadı; ‘işitsel basın’ falan deme densizliğini eden çıkmadı yani.

 

Öte yanda, genelağ gazeteciliği, dergiciliği ile yine genelağda yer alan ve haber ve düşünceler aktaran kişisel ya da kurumsal pek çok oluşum da var. Ben bunları da ‘gazeteler’ başlığı altında topluyorum. Genelağın devreye girmesiyle benim klasik ‘dörtlü’ artık ‘beşli’ olmuş durumda… Bu beşliye kim bilir ileride daha neler neler eklenecek… Şimdilik, basın-yayında nereye oturtacağımı pek bilemediğim paylaşım ortamları ‘sosyal medya’ namıyla önde gidiyor. Bunlardan birkaçı pek gözde yerler. Ve gözde olunca da yavaş yavaş başa bela olmaya başladılar, o da işin başka yanı…

 

*

Basın-yayının temelinde ‘gazete’ var; daha doğrusu ‘gazeteci’… Bir gazeteyi var eden öğelerin başında gazeteci geliyor; ötekiler, gazete sahibi, teknik işleri yürütenler ile okur. İşin başlangıcında, yani gazeteciliğin ortaya çıkışında, gazete sahibi ile gazetenin teknik işlerini yapanlar ‘gazeteci’ kavramının içinde yer alıyorlardı; ayrı ayrı olnaları zamanla oldu; bu süreç ayrışmaya kadar gitti. Okur? O hep vardı, hep var olacak…

 

Bizim gazetecilerin meslek örgütlerinin oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu* 2010 Eylülünde bir bildiri yayımlamıştı. Bildirinin çıkış noktası, hemen her daim türlü baskılar altında olagelmiş olan gazetecilere bu sefer de kurumlarının ‘yaptırımlar’ uygulamaya başlamış olmasıydı.

 

İster “anlaşılabilir bir durum” densin ister “garip bir durum”, bu bildiri gazetelerde pek yer almamıştı. Bildiri şuydu:

 

«1- Demokrasinin temel kurumu olan iletişim (basın, ifade) özgürlüğü, yaşanan son olaylarla, eskisinden daha ağır bir baskı dönemine girmiştir.


2- Gerçek sebebini bilemeden ve adil yargılanma hakları ihlal edilerek uzun süre hapiste tutulan arkadaşlarımıza ek olarak şimdi medya organlarını da tutuklayan bir dönem yaşanmaktadır.

3- Bu son dönemin özelliği 26 Şubat 2010 tarihinde, “Köşe yazarları her istediğini yazamaz. Parasını sen veriyorsun yazarına sahip çık, yazdırma gönder” diyen Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sözlerinin uygulamaya konulmuş olmasıdır. Nitekim bunun son somut örneği Haber Türk gazetesi sütun yazarı Bekir Coşkun’un gazetesiyle iş ilişkisinin kesilmesidir. Kanıtı da Coşkun’un ‘işverenin ve gazete yönetiminin kendisinden memnun olmasına rağmen ağır baskıya dayanamayarak iş ilişkisini sona erdirdiklerini’ ifade eden sözleridir.

4- Bekir Coşkun olayı sadece bu etkili kalemi değil, tüm gazetecileri ilgilendirmektedir. Çünkü bu örnekle tüm gazetecilere, sansürlerin en sinsi ve en kötüsü olan ‘otosansür’ dönemine girdiğimiz tebliğ edilmiş olmaktadır.

5- Siyasi iktidarı rahatsız eden kalemlerin ve yayınların ‘bertaraf’ edilmesine başlandığını gösteren bu ve benzeri örnekler, halen 175 ülke arasında ‘basın özgürlüğü’ bakımından 122’nci sırada olan ülkemizi, Kuzey Kore, İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerin hizasına indirecek kadar vahimdir.

6- Ülkemizde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ve genel olarak gelişmiş demokrasilerin kabul ettiği ölçütlere uygun iletişim (ifade, basın) özgürlüğüne ulaşıncaya kadar görevimize devam edeceğiz.»
  

Gazetecilerin bu bildirisi gazetelerde niye pek yer almamıştı? Böyle bir soruyu sormak abes, ama böyle bir saçmalıkta bulunacaklar için bunun yanıtı bildirinin içinde baştan verilmişti: “Sansürlerin en sinsi ve en kötüsü olan ‘otosansür’ dönemine girdiğimiz tebliğ edilmiş olmaktadır.” Gerçekten de, gazetelerin pek çoğu, kendi durumlarını kamuoyuna duyuran bu bildirinin haberini verme konusunda ‘kendi kendilerini’ kısıtlamışlardı…

 

Yukarıdaki otosansür ayıbı kimin ayıbıydı?

 

* 

Son haftalarda ülkemizde olağanüstü yeni olaylara tanık olduk. ‘Gezi Olayları’… Bazıları bu olayların içinde, yanında, karşısında, … yer aldı; bazıları bu olayları alkışladı, bazıları kınadı; bazıları da bütün bunların hepsini ya da bir kısmını yaptı.

 

Ve bu olaylar ‘sosyal medya’nın gücünü de ortaya koydu.

 

Bir yazımda, ‘sosyal medya’ya ‘etkileşimli toplumsal paylaşım alanı’ denemez mi, demiştim; kısaca ETPA. Şimdi farkına varıyorum da, ‘ETPA’, aynı zamanda “Yapıp ETtiklerini PAylaş” sözünün de kısaltması oluyor. Kimsecikler yadırgamaz böyle bir kısaltmayı; zira, çoktandır kısaltmalar konusunda Amerikalıları bile geride bırakmış bulunuyoruz…

 

Ne diyordum, bu olaylar ‘sosyal medya’nın gücünü de ortaya koydu. Ve bununla birlikte bu ‘tehlikeli’ aletin zapturapt altına alınması fikrinin gündeme gelebileceğini düşünenler oldu. 

 

Böyle düşünceler olması pek doğal bir şeydi. Hükümet ve ona yakın çevrelerin, Gezi direnişini örgütleme işinden sosyal medyanın sorumlu olduğu yönünde beyanları olmuştu; başka nasıl düşünülebilirdi? Örneğin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Twitter denen bir bela var” sözleri… Az şey miydi bu? Ayrıca, Hükümet’teki sosyal medyaya çekidüzen verme konusundaki niyetler arasında vergi sorununa da bir çözüm yolu arandığını gözden ırak tutmamak gerekmez miydi?

 

Durumlar bu olunca, kamuoyunun bir kesiminde zaten var olan ‘sosyal medyaya karşı tehdit olduğu algısı’nın şimdi daha da yoğunlaşmaya başladığını söylemek yanlış olur mu?

 

Bu algı bir yandan büyüyedursun, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, sosyal medyaya baskı konusunda, “Kimse bizden yasaklama beklemesin. Medeni ülkelerde bu iş nasıl kayıt altındaysa öyle olacak” demiş. Bu arada konuyu hukukçular ile iletişimcilere sormuşlar, onlar da bu alanda yeni düzenlemelere gerek olmadığını söylüyorlarmış.

 

*

Önceki yılın mayıs ayı sonlarına gelindiğinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, genelağdaki kendisine ait paylaşım yerinde, o gün itibarıyla üç ay kadar sonra denenmeye başlayacak olan ‘genelağı filtreleme’ uygulamasına ilişkin şunları yazmıştı: “Benim görüşüm, temelde hiçbir özgürlük kısıtlaması olmamalı. İsteyen herkes internette özgürce dolaşabilmeli. Öte yandan, unutmayalım ki, internet fırtınalı bir okyanus. Gemisini korumak isteyenlere de güvenli limanlar sunulabilmeli.” Bu arada belitmek gerekir, Sayın Cumhurbaşkanımız’ın bu paylaşım alanında yüz binleri aşan izleyeni olduğu söyleniyor (‘internet âleminde’ buna ‘takipçi’ dendiğini biliyorum).

 

Ve nihayet, basın-yayında sosyal medyayı kullananların soruşturulduğu haberleri de yer almaya başladı… Öyle ya da böyle…

 

Benim anladığım, ‘ileri’ demokrasi sözleriyle birlikte nasıl basın-yayında kendi kendini kısıtlama, yani otosansür devreye girivermişse, benim tam iki yıl önce ‘etkileşimli toplumsal paylaşım alanı’ (‘ETPA’) dediğim sosyal paylaşım alanında da bu olacaktır. Ama ya dik kafalılar çıkarsa? Sorun işte burada. Unutmadım sanılmasın, bloglar da var…

 

Ve ‘gazete-dergi-radyo-televizyon-ETPA’ beşlisinden oluşan ‘basın-yayın’, ayak sesleri duyulmaya başlayan yeni bir otosansürü de –‘Gezi Olayları’ olgusunu görmüş olmasına karşın– içine sindirirse, bunun ayıbı kimin olacak?

 

 

İnal Karagözoğlu

21 Haziran 2013

 

 

______________

* Gazetecilere Özgürlük Platformu, şu on yedi gazeteci meslek örgütünden oluşuyor:

 

-Basın Enstitüsü Derneği

-Basın Konseyi

-Çağdaş Gazeteciler Derneği

-Çevre ve Eğitim Muhabirleri Derneği

-Ekonomi Muhabirleri Derneği

-Ekonomi Gazetecileri Derneği

-Gazete Sahipleri Derneği

-HABER-SEN

-İzmir Gazeteciler Cemiyeti

-Kültür Turizm ve Çevre Gazetecileri Derneği

-Medya Etik Konseyi

-Profesyonel Haber Kameramanları Derneği

-Türkiye Gazeteciler Cemiyeti

-Türkiye Gazeteciler Federasyonu

-Türkiye Gazeteciler Sendikası

-Türkiye Spor Yazarları Derneği 

-Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı

 

 © 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: basın, basın-yayın, gazete, Gazetecilere Özgürlük Platformu, Gezi, Gezi olayları, medya, otosansür, sansür, sosyal medya

 

559 | Ayrıksı | Düşünceler | 210613

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.