İstanbul’un ‘Durdurulamaz Alınışları’

Fethin 560’ıncı Yılında…

 

 

İstanbul’un, nam-ı diğer Kostantiniye’nin tarih kitaplarında yazılı olan son fethedilişinin üzerinden nice nice yıllar geçti. Bugün, bu fethin 560’ıncı yıldönümü.

 

Bu önemli tarihsel olayın türlü yönlerden ele alınışını ilgililerine bırakıp 1950 yıllarına gidiyorum:

 

Tokat’tayız. Bir zaman gelmiş, şehrin tek sineması olan Ali Sabri Sineması’nda ‘gelecek program’ duvarının başköşesini İstanbul’un Fethi filminin afişi işgal etmeye başlamıştı.(1) 1953 yılı yaklaşırken bizler de milletçe Feth’in 500’üncü yıldönümüne hazırlanıyorduk. Toplumsal ruh sanki böyle bir şeyi kucaklamayı bekliyordu. Evet, herkesi bir heyecan sarmıştı.

 

 İstanbul’un Fethi –Aydın Arakon, 1951. ‘Gelecek program’ duvarının başköşesini İstanbul’un Fethi filminin afişi işgal etmeye başlamıştı.

 

Bu coşkuyu anlamak pek kolay: en başta, 500 sayısının büyüsü… Bu büyüyü katmerlendiren ise memleketteki genel durum: ’950 seçimleriyle demokrasiye resmen ve fiilen geçmişiz; ‘demokrasi’ sözcüğünü şöyle ya da böyle telaffuz ederek ona şu ya da bu anlamları yüklemekteyiz…(2) Ve daha “Yeter! Söz Milletindir!” savsözünün nimetlerini derlemeye fırsat kalmadan da çok uzak bir yerlerde patlak vermiş olan ‘Kore Savaşı’ diye bir savaşa dahil oluvermişiz. 1950 milletvekili genel seçiminin üzerinden sadece üç-dört ay geçtikten sonra… Demokrasinin bir nimeti gibisine… Önce, askerlerimizin bu savaşa sevkedilişlerini gösteren haber filmlerini, çok kısa bir süre sonra da savaş sahnelerinin yer aldığı filmleri izlemişiz, izlemekteyiz…

 

 “Yeter! Söz Milletindir!” Ülkemiz demokrasiye bu savsözle adım atmıştı. Tarih, 14 Mayıs 1950.

 

İstanbul’un fethinin 500’üncü yıldönümü kutlamaları işte bu manzaranın üzerine biniyor. Gerçi henüz ne Leh asıllı Amerikalı yazar Jerzy Kosinski ünlü romanı Being There’i(3) yazmıştı ne Amerikalı yönetmen Hal Ashby bu romanı filme dökmüştü ve ne de İngilizcede ‘doğru zamanda doğru yerde bulunmak’ anlamına gelen ‘being there’ deyimi Türkçeye sızmıştı, ama sinema dünyamız, ‘doğru zamanda, doğru projeyle’ “İstanbul’un Fethi” filmini gerçekleştirmiş ve film, ‘doğru zamanda ve doğru bir pazarlamayla’ yurt yüzeyinde beyazperdelere ulaşmıştı.

 

Ve İstanbul’un Fethi filmi işte sonunda Tokat’a da gelmişti. Hemen herkes gitti bu filme. Pek beğenilmişti; hele başoyuncu Sami Ayanoğlu Fatih’e ne kadar da çok benziyordu!…

 

Bu arada ‘bizim Koreliler’in oynadığı bir film de yapılmamış değil… “Nasıl yani” mi? Şöyle: Bir filmcimizin Kore Savaşı’nın filmini çektirdiğini duymuşum. Ne zaman piyasaya çıkacak, buraya da gelir mi, diye merakla bekliyorum… Gelmedi ya da geldi de ben o sıralarda evden uzaklardayım… Bir rastlantı, bu filmi Tokat’ta değil ama İstanbul’da göreceğim; felaket bir şeydi: meğer yapımcı, İstanbul’da, Eskişehir’de, şurada burada ne kadar Koreli’ye benzeyen insan varsa toplamış, bunlarla bir film çektirmiş.

 

Şunu da eklemeliyim, siyah-beyaz olarak çekilmiş olan İstanbul’un Fethi filmi yıllar sonra, 1972’de, yapay bir boyamayla renklendirilerek yeniden gösterime çıkarıldıydı. Bu işi pek merak ediyordum; tabii gidip onu da gördüydüm…

 

*

İstanbul’un Fethi filmine ilişkin bilgiler de vereyim:

 

Öykü, Sultan II. Mehmet’in Bizanslılar’la yaptığı savaşın ve İstanbul’u fethedişinin belgesel yanları da olan öyküsü. Tarih, savaş ve macera türündeki 1951 yapımı 89 dakikalık filmin yönetmeni Aydın Arakon. Sami Ayanoğlu, Reşit Gürzap, Cahit Irgat, Turan Seyfioğlu, Müfit Kiper, Atıf Avcı, Kemal Ergüvenç, Vedat Karaokçu, Nubar Terziyan, Vedat Örfi Bengü, Türkân Can, Filiz Tekin, Neşet Berküren, Faruk Savun, Eşref Vural, … ve Sait Yaşmaklı’nın oynadığı, yönetmen yardımcılığını Nejat Duru’nun yaptığı filmin senaryosunu yazan ve görüntü yönetmenliğini üstlenen de yine Arakon. Yapımcılar Murat Köseoğlu ve Nazif Duru (Atlas Film); müzik Nedim Otyam’ın, dekorlarda da Saim Bilge’nin emeği var.

 

Bu bilgileri şunun için verdim:

 

Diyelim günün birinde birisi çıktı, “İstanbul’un Fethi …..” diye bir film çekmek istiyorum dedi… Bir filmin künyesinde yer alması gereken ‘öykü, tür, süre, ülke, dil, renk, ses, yönetmen, senaryo, oyuncular, yapımcı, müzik, görüntü yönetmeni, dekor, yönetmen yardımcısı, yapım, yapım yılı vesaire’ başlıklarının altında acaba bu film için hangi adlar, bilgiler yer alır, diye düşünmeye kolaylık olması için… Çekilecek filmin adında yer alan sıra noktalar, senaryocunun seçtiği döneme göre dolduracağı boşluğu gösteriyor. Örneğin, böyle bir filmi bugün ben çekecek olsam, filmimin adı İstanbul’un Fethi 500+60 olur.

 

Evet, İstanbul’un, nam-ı diğer Kostantiniye’nin tarih kitaplarına geçmiş olan son fethedilişinin üzerinden bugün 560 yıl geçmiş bulunuyor. Ama bu ‘bir tek taşına koca Acem mülkü feda olası’(4) şehrin ‘fethi’ –ben buna ‘durdurulamaz teslim alışlar’ diyorum– bir türlü bitmiyor. Tarihsel hafızanın ırzına geçercesine… Ve İstanbul sadece koskoca bir köy değil, ülkenin bir özeti.

 

 

 

İnal Karagözoğlu

29 Mayıs 2013

 

 

 

__________________ 

(1) http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul%27un_Fethi_(film) ; http://www.imdb.com/title/tt0316041/ .

 

(2) 1950 milletvekili genel seçimleri tarihimizin ilk demokratik seçimleridir. Demokrasilerde seçimlerin olmazsa olmazı olan ‘gizli oy, açık sayım’ kuralı, ülkemizde ilk olarak 14 Mayıs günü yapılan bu 9’uncu dönem milletveki seçiminde uygulanmıştır.

 

(3) Kosinski’nin 1971 yılında yayımladığı Being There romanı ertesi yıl dilimize ‘Bir Yerde’ adıyla çevrilmişti. Ashby 1979’da kitabı özgün adıyla bir Amerikan yapımı olarak beyazperdeye aktarmış, film, Türk seyircisinin karşısına ancak beş yıl sonra ve ‘Merhaba Dünya’ adıyla çıkmıştı.

 

(4) Bu şehri Sıtanbul ki bimislibehadır, / Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır. (Bu İstanbul, tek bir taşı uğruna bütün Acem [İran] ülkesi verilecek ölçüde eşi benzeri olmayan güzellikte bir şehirdir.)” ~Nedim (1680?–1730)

(Şair'in İstanbul'un niteliğini ve İbrahim Paşa'yı övme üzerine yazmış olduğu kasidenin ilk beyti.) 

 

 

 

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: 14 Mayıs 1950, 29 Mayıs 1453, demokrasi, Fetih, İstanbul, İstanbul’un Fethi, Konstantiniye, Kore Savaşı, Yeter! Söz Milletindir!

 

547 | Ayrıksı | Belirli Gün ve Haftalar | Düşünceler 290513

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. Fevziye Yazman said,

    Mayıs 29, 2013 at 11:36

    İnal Ağabeyciğim, öncelikle ellerine sağlık. Anı-bilgi-belge küpüsün.
    Bilirsin annemin ders araçları arasında fotoğraflar ve yazılı belgeler de vardı. Kentlerimize ait fotoğraflar çok ilginç. Onları yayınlamayı düşünüyorum. İstanbul fethiyle ilgili bir gazete ise tümüyle saklanmış.

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.