Keyfe Keder Bir Yazı

“Laikler Dindarlara Karşı”…

 

 

Gözden kaçmış olabilir mi, hiç sanmıyorum: çoksatar fabrikası gibi bir Amerikalı var, Dan Brown.. arkadaş maşallah döktürüyor da döktürüyor… Genç birisi… ’64’lü… İlk kitabı Dijital Kale’yi (Digital Fortress) otuz iki yaşındayken yazmış ve patlamış gitmiş… Yazı elin Amerikalısı’nın bedava reklamına dönüşmeden hemen sadede geleyim, Bay Brown’ın en son bombası Inferno oldu; aynı adla da hemen Türkçeye çevrildi: Cehennem.

 

Yazarımız için ‘çoksatar fabrikası gibi’ dedim de bir marifetini daha söylemezsem olmaz, müthiş bir pazarlamacı da… Bu son kitabının adını bu yılın başlarında ilan ettiydi adamım. Yazma işini daha tam bitirmeden… Şubat’ta da kitabın kapağını yayımlayıp okurlarını (‘müritlerini’ desem yanlış bir laf mı etmiş olurum?) Cehennem’ine dair öğelere yönlendirmişti. Nasıl? Çok iyi, değil mi?

 

Nihayet büyük gün geldi ve kitap bu ayın ortalarında piyasaya çıktı. Ama ne çıkış!… Bay Brown satmayı biliyor yani… Cehennem bir yana memleket bir yana… Herkesler tercihini birinciden yana koyuyor, pompalıyor da pompalıyor… Nereden biliyorum? Basın-yayından elbet… Vatandaşın ilgisini gıdıklamak kolay. Örneğin, önde giden kalemlerden Ertuğrul Özkök bile Cehennem’in doğum gününü atlamadı (Düğüm İstanbul’da çözülüyor ~Hürriyet gzt., 14 May. 2013).

 

Cehennem’de anlatılan hikâye, Floransa, Siena ve adı pek verilmeyen, ancak, “iki kıta üzerinde, hem Asya’da hem de Avrupa’da bir şehir” diye tanımlanan İstanbul’da geçmekteymiş. Bu pek aydınlatıcı yazısında Özkök, Brown’ın, Cehennem’ine dair ilk işareti 2009’da İstanbul’a geldiğinde verdiğini söylüyor. Ertuğrul Bey, o tarihte kendisiyle ettiği sohbette, “İslam üzerine bir kitap düşünüyor musunuz” diye bir soru da sormuşmuş ve “İsterim ama İslam’ı bilmiyorum” yanıtını almışmış… “Ya İstanbul” sorusuna aldığı yanıttan da, bu çok okunan kalemin İstanbul’a geliş nedenlerinden birinin de işte ‘bu’ olduğunu anlamışmış; yani, İslam’ı öğrenmek istiyormuş Bay Brown… Peki nasıl? İyi bir rehberle İstanbul’da dolaşarak… Nerede? Sultanahmet’in oralarda. “Nitekim romanda bu bölgeyi çok iyi anlatıyormuş” diyor Özkök. Yani, işlem tamam.

 

Öte yandan, Özkök’ün yazısıyla aynı günlere denk gelen birkaç şey daha okuyorum. Bunlarda, Brown’ın Cehennem’inde şu çarpıcı satırların yer aldığı da yazmakta:

 

“Eski Bizans başkentinde akşam olmuştu. Marmara Denizi’nin kıyısında yanan ışıklarla birlikte camiler ve ince minarelerden oluşan şehir silueti aydınlandı. Akşam namazı vaktiydi ve şehirdeki hoparlörlerden ibadet çağrısı yapan ezan sesleri yankılanıyordu.

 

La ilahe illallah.

 

Allah’tan başka ilah yoktur.

 

İnançlılar camilere koşarken, şehrin geri kalanı işlerine devam ediyorlardı. Gürültücü üniversite öğrencileri biralarını içiyor, işadamları anlaşmalarını yapıyor, tüccarlar baharatlarını ve halılarını pazarlıyor ve turistler büyülenmiş bir hâlde olan biteni izliyorlardı. Burası ikiye bölünmüş bir dünya, karşıt güçlerin şehriydi: Dindarlarla laikler; eskiyle yeni; Doğu’yla Batı… Avrupa ile Asya arasındaki coğrafi sınırda duran bu ebedi şehir, gerçekten de Eskidünya’dan daha da eski bir dünyaya uzanan bir köprüydü. İstanbul.”

 

Elin Amerikalısı, İstanbul’u, ülkemizin bir aynası olan bu şehri ‘ikiye bölünmüş bir dünya, karşıt güçlerin şehri’ olarak tanımlayabilir ve dindarlar ile laikleri ‘karşıt güçler’ arasında başsıraya koyabilir; ona göre, şehrin camilere koşan inançlıları dışında kalan sakinleri inançsızdırlar. Evet, durum kesinlikle böyledir, işin doğrusu budur; zira o, ‘iyi bir rehber’ eşliğinde İstanbul’da dolaşarak İslam’ı –ve bu arada halkın dinsel dağılımının ne olup olmadığını– öğrenmiş (!) birisidir…

 

İyi, güzel de, yukarıdaki “Eski Bizans başkentinde akşam olmuştu” diye başlayan alıntının, ülkemizde yayımlanmakta olan önde gelen bir gazetenin kitap ekinde hiçbir yoruma konu olmaksızın ve hem de “Dünya İstanbul’u bu cümlelerle tanıyacak” arabaşlığıyla verilmesine ne demeli (Dan Brown Cehennem’e çağırıyor ~Buket Aşçı, Vatan Kitap, 15 May. 2013)!?…

 

Özkök’ün yazısında bir sır gibi duran ‘iyi bir rehber’ tanımlaması ise, bunlardan birkaç gün sonra okuduğum bir yazıyla az çok çözülmüş bulunuyor: 2009’daki İstanbul ziyareti sırasında Dan Brown’ı bu şehirde gezdirenin, “gezdirmekten öte, yazarın bir sonraki romanını (yani Cehennem’i, İK) İstanbul’un tarihi yarımadasında geçirmesinin hayalini kuran, onu etkilemek için, tüm bilgi ve birikimini en çarpıcı şekilde ortaya koyan ve görünen o ki bunda da başarılı olan”ın kim olduğunu, ahir zaman kalemlerinden Berna Laçin’den öğrendim (Dan Brown’ın şifresini İstanbul’a taşıyan adam ~Pazar Vatan, 19 May. 2013). Peki daha başkaları? Bir çok okunur yazara o ikiye bölünmüşlüğe ilişkin sözleri ettirmek o kadar kolay mı? Ya ‘bira içen gürültücü takım’ tanımlamasını yaptırmak? 

 

Çoksatarlar arasında seçkin bir yer alacak olduğuna kalıbımı basacağım bu kitabın bazı çevrelerin başucu kitabı olacağı kesin.

 

İnal Karagözoğlu

24 Mayıs 2013

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: bira, Bizans, Cehennem, inançlı, İslam, İstanbul, laik

 

544 | Ayrıksı | 240513

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. Fevziye Yazman said,

    Mayıs 25, 2013 at 12:01

    Adam pazarlamacı, çok doğru… Pazarın kokusunu iyi üflemişler burnuna.

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.