Düşünüyorum

Ve İşe Saptama ve Tanımlamalardan Başlamalı Diyorum

 

 

Yazılarda –edebiyat dışında kalan ve güncel sorunların çevresinde dolanan yazıları kastediyorum– en can sıkıcı durumlardan biri de, daha önce söylenmiş şeylerin tekrarlanıyor olmasıdır. Bu benim görüşüm; başkaları ne düşünür bilmem… Ancak, bazı konular vardır, bunların ele alındığı yazılar temcit pilavı olmaya mahkûmdur. Yapacak bir şey yok; kader utansın… Çünkü o konular gündeme türlü bağlamlarda gelebileceği gibi süreğenleşmiş de olabilir.

 

İşte bizde yeniden ve yeniden konuşulan ‘anayasa’ konusu da süreğenleşmiş konularımızdan; dahası, temel sorunumuz. Ve bu yazı da, daha önceleri de söylemeye çalıştığım şeylerin tekrarı olacak… Bir farkla: biraz ayrıntıya kaçacağım.

 

‘Anayasa’ başlığı altında yer alan çekişmelerimiz ‘II. 12 Eylül Harekâtı’nın meyvelerinin derlenmesinin hemen ardından yeniden depreşmiş, Meclis’te oluşturulan Anasaya Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmaya başlamasıyla da dinmiş gibi olmuştu. Şimdi, bir ‘süreç’tir gidiyor ve ‘anayasa’ konusu bu gidişin tozu dumanı arasında yeniden alevlenmiş bulunmakta. Tabii basın-yayın da iyi bir malzeme daha bulmuş olmanın heyecanı içinde.

 

‘Anayasa’ konusundaki bu son kavgada ateşin çıktığı yer, Anayasamızın ilk üç maddesi ile bunlarla ilgili olarak 4’üncü maddesi ve 66’ncı maddesi. Çekişmenin özünde 66’ncı madde var; ilk üç maddeye ilişkin sıkıntı ise 4’üncü maddeden kaynaklanıyor.

 

Günlerdir bu beş madde üzerine türlü çeşitli yazı okudum, görüş dinledim, tartışma izledim; hiç birinde bir Allah’ın kulu çıkıp da, “Arkadaş, kör dövüşüne gerek yok; önce tartışacağımız konularda gerekli saptama ve tanımlamaları yapalım, eğer bunlarda ortak bir payda yakalarsak işte o zaman ortaya bunlara dayalı olan görüşlerimizi koyalım, onları tartışalım; çünkü, başka türlü ortak bir karara varamayız, boşuna zaman kaybetmiş oluruz” demedi. Tabii, ortak bir karara varılmak isteniyorsa… Bana göre, bu iş yapılmadan hiçbir sonuç elde edilemez. Edilemeyeceği de ortada değil mi?

 

Peki, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anasaya Uzlaşma Komisyonu’nda böyle bir ön çalışma yapıldı mı acaba? Bilmiyorum; işitmedim, okumadım. Bu komisyon onca zamandır neye göre çalıştı? Bilen var mı? Evet, ortada ‘Anayasa Uzlaşma Komisyonunun Çalışma Usulleri’ başlıklı on beş maddelik bir belge var, ama benim düşüncemi doğrulayan bir işaret bile yok orada. O zaman ben pek mi salakça bir romantizmin peşindeyim?

 

Hangi saptamalar, nelerin tanımlamaları?

 

Şöyle sıralanabilir mi?

 

I. Tarihsel gerçeklere dayanarak,

- Osmanlı kronolojisindeki nirengi noktalarının yansız bir gözle irdelenip ortak bir yargıya varılması;

- Aynı şeyin Cumhuriyet tarihimiz açısından yapılması;

- Anayasa tarihimiz incelenerek önceki anayasa irade ve anlayışları ile şu anda geçerli olan anayasayı ortaya koyan anlayış ve irade arasındaki ortak yanların saptanması;

- Yine bu anayasaların türlü maddelerindeki sebep-sonuç ilişkilerinin saptanması;

- Ve nihayet, ‘yeni bir anayasa’ yapmanın koşulları irdelenerek ‘ne yapılamaz, ne yapılabilir’in yanıtlanması.

 

II. Bilimsel verilere dayalı olarak,

- Millet, ulus, milli, ulusal, milliyetçilik, ulusalcılık, millici, ulusçu, millicilik, ulusçuluk, ırk, ırka dayalı köken, kimlik, altkimlik, üstkimlik, yurt, yurttaş, yurttaşlık, vatan, vatandaş, vatandaşlık, Türk, Türk milleti, Türk ulusu, Türk yurttaşlığı, Türk vatandaşlığı, halk, Türk halkı, devlet, devletimiz, ülke, ülkemiz, ülke bütünlüğü, ülke bütünlüğümüz,Türkiye, Türk Devleti, Türkiye Cumhuriyeti;

- Kurtuluş savaşımız;

- Anadil, anadili, resmi dil;

- Ulusal (milli) marş, ulusal marşımız;

- Bayrak, bayrağımız;

- Din;

- Laik, laiklik

tanımlamalarının yapılması…

 

Bunlar oldu mu, oluyor mu? Benim gördüğüm, olmadı, olmuyor da… Ve Anasaya Uzlaşma Komisyonu da, anayasada ‘Tanımlar, Kavramlar’ benzeri bir bölüm başlığı altında yer verilmek üzere böyle bir tanımlama çalışması yapmadı. Bundan sonra da pek bir şey yapacağı yok zaten: görevi bitmiş görünüyor. Anayasa konusunda çalışmak üzere oluşturulmuş bir kurulun, Anasaya Uzlaşma Komisyonu’nun bir görevi de bilimsel uzmanlık çevrelerinden de yardım alarak ortaya koyacağı ‘üzerinde uzlaşma sağlanmış’ saptama, tanım ve kavramları halka anlatmak olmamalı mıydı?

 

Bugünkü durum şu merkezde: birçok tanımlama ve kavram havada… Atatürk’e karşı olanlar, ondan yana olanlar, ‘numara’ yanlıları, şuradan buradan fişeklenenler, ‘ayrılık’ sevdalıları… Saymakla biter mi?

 

Durum böyleyken işte bir ‘23 Nisan’ daha kapıda. Bu günün özelliği ne? Ülke ortalaması bunun bilincinde mi?

 

*

Bugünkü anayasamızın dili de sözü de baştan sorunlu. Onca değişikliğe karşın bu yine böyle… Üstelik hemen her kesimi sıkıyor.

 

Öyleyse…

 

 

İnal Karagözoğlu

13 Nisan 2013

 

 

__________________________

Daha önce bu konuda yazmış olduğum iki yazı:

- Türkün Anayasayla İmtihanı -20 Nis. 2009

http://www.ilgilik.com/2009/04/20/turk%e2%80%99un-anayasayla-imtihani.html/ 

- Anayasa: Temel Kuruluş -3 May. 2011

http://www.ilgilik.com/2011/05/03/anayasa-temel-kurulus-2.html/ 

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: anayasa, Anasaya Uzlaşma Komisyonu, kavram, Meclis, tanım, tanımlama

 

533 | Başkaca (İ) | Sorunlar (İ) | 130413

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.