Bir Haftalık Bir Şeydi

O da Geldi Geçti…

 

 

Ben bu kitapları milletim için topladım ve milletime vakfediyorum.

~Ali Emîrî Efendi

 

Muhtâc isen füyûzuna eslâf pendinin

Diz çök önünde şimdi Emîrî Efendi’nin

~Yahya Kemal

(Ali Emîrî’ye Gazel’den -Eski Şiirin Rüzgârıyle)

 

 

İnsanlar ne tuhaf, bir şeyleri önemli görmüşler, adlarına günler, haftalar, yıllar düzenler olmuşlar: bilmem ‘şu günü’, bilmem ‘bunlar yılı’… Anmalar, kutlamalar… Bir kısmı tekil, bir kısmı çoğul… Bir kısmı numaralandırılmış… Bir kısmı yerel ya da ulusal ölçekte; bir kısmı da dünya ölçeğinde… Dünyayı yetersiz görüp işi evrensel boyuta taşıdıklarımız da var.

 

Bunlar bizde, yani ülkemizde ‘belirli gün ve haftalar’ başlığı altında toplanmış; bu takvimi yapma işini de Milli Eğitim Bakanlığına vermişiz. Kurumlar, kuruluşlar, işte bu genel takvime bakıyor, kendilerini ilgilendiren bir şey varsa, o günlerde, haftalarda birtakım etkinliklerde bulunuyorlar. Okulların bu açıdan işi zor: ana dersler yetmezmiş gibi neredeyse biri bitmeden biri başlayan, bazen de iç içe geçen etkinliklere de vakit ayırmak zorundalar. Böylece, bu belirli gün ve haftaları milletçe geçiştirmiş oluyoruz. Bence işin en ‘eğlenceli’ (acı) yanı, bu etkinliklerin tıpkı ulusal bayramlarımızda olduğu gibi tavsamış olması… Örnek mi? İşte en tazesi kaç yıldır adında ‘birlik ve beraberlik’ sağlayamadığımız Kütüphaneler Haftası (ya da Kütüphane Haftası)… Bu yıl 49’uncusuna ulaştık.

   

Bugün, tarihiyle söyleyeyim, 31 Mart 2013 Pazar günü, resmi adı ‘Kütüphaneler Haftası’ olan haftanın son günü. Bu bize özgü hafta dolayısıyla söyleyecek, yazacak çok şey var. Ben bu haftaya bir yazıyla katılayım istedim; bu, birkaç değinmeye yer vereceğim bir yazı olacak.

 

Dedim ya, kurumlar, kuruluşlar, belirli gün ve haftalarımıza ilişkin genel takvime bakıyor, kendilerini ilgilendiren bir şey varsa, o günlerde, haftalarda birtakım etkinliklerde bulunuyorlar. Dışarıda da öyledir sanıyorum, kütüphane(ler) konusu, bizde bir devlet işi olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’na verilmiş. Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü diye koca bir genel müdürlük var bu bakanlıkta. Bir de yurt çapında şubeleri olan bir dernek kurmuşuz: Türk Kütüphaneciler Derneği. Kütüphaneler Haftası’nı işte bu iki kuruluş düzenliyor.

 

Bu hafta için her yıl bir tema belirleniyor; bu yılki, ‘Yenileşim ve Kütüphaneciler’di.

 

Bu yılki Kütüphaneler Haftası kutlamalarının çağrısı, bir gelenek olarak Kültür ve Turizm Bakanı’nca yapıldı. Hafta’nın açılışı Ankara’da Milli Kütüphane Konferans Salonu’ndaydı. Ve programa göre, açılışın son konuşmacısı âdet olduğu üzere Kültür ve Turizm Bakanı’ydı. Ancak, Bakan 21 Mart’ta çıktığı Çin ziyaretinden bir gün önce dönmüştü ve açılışa katıl(a)mamıştı. Ama şu var, basında yer alan haberlerden anlaşıldığı kadarıyla, bu hafta dolayısıyla yazılı bir açıklamada bulunmuştu; o yeterdi.

 

Kültür ve Turizm Bakanımızın bu açıklamasından, Hafta’nın temasıyla bir yanından da olsa örtüşen şu alıntıyı yapayım: “Halk kütüphaneleri toplumun her türlü bilgi gereksinimini karşılayan, bulunduğu yörenin kültürel-sosyal ve ekonomik kalkınmasına katkı sunan, çoğulcu kültürü destekleyen toplumsal kuruluşlardır. Hiçbir ayırım gözetmeksizin toplumun bütün kesimlerine hizmet götüren halk kütüphanelerinin değişen dünyanın modern yapılandırılmalarına paralel olarak, teknolojik ve toplumsal dönüşümlere uyum sağlamaları temel hedeflerimiz arasındadır. Bakanlığımız kütüphanelerini toplumun her kesimine hitap eden kurumlar haline dönüştürme ve niteliklerini yükseltme konusunda ortaya konan çabayı sürekli kılmayı arzu etmektedir.”

 

Bu değinmeleri sıralarken, birden beş yıl önceki Kütüphaneler Haftası’nın temasını hatırladım: ‘Hayatımdaki Kütüphaneler’. Ben de bu tema bağlamında hayatımdaki kütüphanelere ilişkin bir anımı anlatmıştım bu sayfalarda. Bu anım, ilk kütüphane anımdı da…* Kısaca özetleyeyim:

 

Benim çocukluğumda Tokat’ta iki kütüphane vardı; biri Halkevi’nin kütüphanesi, biri de Tokat Müzesi’ndeki kütüphane… Evimizde yığınla kitap vardı, ama kütüphaneye gitmekten pek hoşlandığımdan ve evimize de yakınlığından olacak, –tabii, öbürüne göre çok zengin– neredeyse iki günün birinde yolum Halkevi Kütüphanesi’ne çıkıyordu. Ama günün birinde imzam yüzünden başım derde girdi burada. Nedeni pek basit: on iki yaşımda falanım, soyadımızı değiştirmiş, akrabalarla aynı soyadını almştık ve ben bir yandan büyük bir ailenin bireyi olma heyecanıyla bu işe seviniyor, bir yandan da eski soyadımdan vazgeçemiyordum. Ve bu iki soyadını birleştirerek oluşturduğum koca şeyi kitaplığın imza defterindeki imza kutusuna sığdıramayışım kütüphane görevlisini çıldırtmıştı; adam, bacak kadar çocuğun zırt pırt kütüphaneye damlamasından pek memnun görünmeyen birisiydi zaten, bir kovmadığı kalmıştı beni…

 

Çocukluk yıllarımdan bende büyük iz bırakan bir anım daha var. Halkevi Kütüphanesi’nde başıma gelen yukarıdaki olaydan sonra müzedeki kütüphaneye dadanmıştım. Ya orta ikideyim ya da üçte… Türkçe hocamız, bir kitap özeti çıkarmamızı istemişti… Yabancı bir yazardan olması şart. Ben de gittim bu kütüphaneye, şöyle orta boya yakın bir kitap seçtim; Graziella… Ne yalan söyleyeyim, aslında kitabın adı çekmişti beni… Yaptığım ödev bana yüksek bir not getirdi; ve o gün bugündür bu yazma işini daha da çok severim.

 

Bu yılki kütüphaneler haftasının teması ‘Yenileşim ve Kütüphaneciler’ ya, temanın ikinci yanı da bir başka kütüphane anıma götürüyor beni: lise son sınıftayım, Vefa Lisesi.. arkadaşlarla bitirme sınavlarına hazırlanıyoruz.. yakında birkaç kütüphane var ama biz ders çalışmak için Millet Kütüphanesi’ni tercih ediyoruz. Nedeni, bize daha sıcak gelmesi… Rahat bir yer… Üstelik, havaların iyiden iyiye ısındığı bir mevsimde buranın serin avlusu iyi geliyor. Koca koca kalın tuğlalardan altıgen yer döşemeleri… Bu kalın yapılı zemin sulanmış oluyor ve çevresine mistik bir ferahlık yayıyor… Bir de iğde ağacı var; kopardığım küçük iğde dalcığını askerlik kitabımın arasına koyuyorum.

 

Millet Kütüphanesi’nin kurucusu araştırmacı yazar Ali Emiri Efendi. 1857-1924 yıllarında yaşayan Emiri, bugün ‘Millet Yazma Eser Kütüphanesi’ adıyla bir uzmanlık kütüphanesine dönüşmüş olan bu kütüphaneyi, hayatı boyunca edindiği yapıtları halka açık bir çatı altında hizmete sunmak üzere 1916 yılında Feyzullah Efendi Medresesi’nde kurmuş.

 

*

Adındaki ‘hafta’ sözcüğüne inat onca gürültü arasında yitip giden bir kitap-kütüphane etkinliği geçirdik. Ahir zaman yasaklamalarının, suçlamaların alay ettiği…

 

“Kütüphaneler Haftası da neymiş; bir haftalık bir şeydi işte… O da geeeldi geçti” durumu can yakıyor…

 

Giden büyüklere selam olsun… Sevgi, saygı dolu rahmet dileklerimle…

 

 

İnal Karagözoğlu

31 Mart 2013

 

 

_________________________

* http://www.ilgilik.com/2008/04/01/herkesin-bir-kutuphane-anisi-olmali.html/

 

Sözcükler:

muhtâc: Gereksinen, ihtiyaç duyan.  

füyûz: (burada) İlerlemeler, kültürel gelişmeler, olgunluğa erişmeler,  feyizler.

eslâf: Öncekiler, evvelkiler, geçmişler, selefler.

pend: Öğüt, nasihat.

 

(Muhtâc isen füyûzuna eslâf pendinin / Diz çök önünde şimdi Emîrî Efendi’nin: Senden öncekilerin verecekleri öğütlerden ders almaya gereksinim duyuyorsan, bundan böyle Emiri Efendi’nin önünde diz çökmelisin. İK)

 

 

© 2013 İK

 

 

Anahtar sözcükler: kütüphane, Kütüphaneler Haftası, Kütüphane Haftası, Millet Kütüphanesi, Millet Yazma Eser Kütüphanesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, Türk Kütüphaneciler Derneği

 

 

525 | Anı |Belirli Gün ve Haftalar | 310313

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.