Dilin Kemiği

Harfler ve Adları

Emre Yazman

 

Bu yazı aslında “Dilin Kemiği” dizisinin ilk yazısı olmalıydı. Niçin? Çünkü alfabe ya da abece adını verdiğimiz şey bir dilin yazıya geçirilmesinde ve okunmasında “temel”dir de ondan. Böyle temel bir işlevi olan abeceyi oluşturan harfler de bütünün parçaları olarak temel işlevleri bulunan işaretlerdir.

 

Kabul etmek zorundayız ki Türkçenin 29 harfinin adını -bilmiyoruz diyemeyeceğim- söylemede çok özensiz, çok cahilce, çok sorumsuz davranıyoruz. Böyle davranan ikinci bir ulus bilmiyorum, görmedim. Tam tersine, anadilini yazdığı harflerin adlarında çok titiz davranan pek çok ulus biliyorum.

İşin ilginç yanı, bizim harflerimizin yasayla kabul edilmiş, bu arada adlarının da yasayla verilmiş olması… Bu devrim yasası da halen yürürlükte: 1 Kasım 1928 gün ve 1353 sayılı “Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun”. Kim harflerimizin adını başka türlü söylerse bu yasayı çiğnemiş olur.

Aslında hepimiz okula başlayıp okuma yazmayı söktüğümüz sıralarda abeceyi öğrenir, seller sular gibi sayarız. Hem de harflerin adında hata yapmadan. Yani ünsüzleri e ünlüsünün yardımıyla sesleterek. Buraya kadar bir sorun yoktur. Sorun bundan sonra başlar.

İlk sapmayla, ortaokul sıralarında kimya dersinde karşılaşırız. İşin acı yanı, bu sapmanın gene öğrenim sırasında, başka bir deyişle öğretim programı içinde dayatılmasıdır: Hidrojen elementinin kısaltması olan H’yi Fransızcadaki adıyla “aş” olarak okumak.

Üniversiteye gelindiğinde ya da hayata atılındığında, çevreden ve televizyon ile radyolardan bombardıman halinde zihnimize nakşedilen “ha”lar, “ka”lar, “haş”lar, “heyç”ler, “tii”ler, “vii”ler arasında allak bullak olmuş zihinlerin bir daha kendine çekidüzen verip de doğruyu bulması çok zorlaşmıştır artık.

THKP-C’yi te-aş-ka-pe-ce diye okumanın mantığını açıklayabilecek bir Allah’ın kulu varsa beri gelsin.

*

Başımdan geçen bir olayı, konuya güzel bir örnek oluşturduğu için buraya almak isterim:

İhlas Sigorta’nın Almanlar tarafından satın alınmasıyla şirketin adı HDI Sigorta olmuştu. Almanya’daki ana şirket olan HDI Versicherungen’in adında geçen HDI’nin açılımı “Haftpflicht der Deutschen Industrie” (Alman sanayiinin [mali] sorumluluğu) idi.

Peki nasıl okunacaktı bu HDI? Çok olasıdır ki o tarihte şirket üst yönetiminde görev yapmakta olan Türkler Almanları ikna ederek, İngilizceye göre “eyç-dii-ay” diye söylemeye başlamışlardı. Doğal olarak herkesin de öyle söylemesi isteniyordu.

Alman sermayeli, Türklere Türkiye’de hizmet veren, Türk yasalarına göre kurulmuş bir Türk şirketinin, Almanca sözcüklerin ilk harflerinden oluşan adındaki kısaltma niçin İngilizce okunsun ki?

Bir süre sonra, kasko sigortası HDI’de olan arabamda küçük bir hasar oldu. Onarım için yetkili servise götürdüm. Girişte beni karşılayan görevli arabamın hangi şirkete sigortalı olduğunu sordu. “He-de-i Sigorta” dedim. “Heyç-dii-ay” diye yineledi. Aklınca beni düzeltiyordu garibim. “Evet He-de-i Sigorta” dedim. Harfin temsil ettiği ses ile adı arasında bağlantı kurma arayışından kaynaklanan “heyç” garabeti kendini Fransızcada da göstermekte, bu arayış, h harfine “aş” yerine “haş” diyen azımsanmayacak sayıdaki kişiye de gerekçe oluşturmaktaydı.  Bilmiyorlardı ki temsil edilen ses ile ad arasındaki ilişki -herhangi bir sesi temsil etmeyen yumuşak ge dışında- Türkçeye özgüydü. Başka dillerde, bu ilişkinin bulunmadığı harflerin sayısı fazlaydı ve bunlar arasında h harfi de vardı.

Aradan bir hafta geçti. Bilgisayarımın gelen kutusuna bir ileti düştü. HDI Sigorta’dan geliyordu ve yönetim kurulunun, şirketin adının bundan böyle Almancadaki özgün biçimiyle “Ha-de-i Sigorta” olarak söylenmesine karar verdiğini bildiriyordu.

*

Harflerin adlarını yanlış söylediğimiz örneklere gireceğim girmesine de, oradan nasıl çıkacağım, doğrusu bilemiyorum. Örnekler öylesine çok ve çeşitli ki… Ne de olsa, başbakanının bile “ce-ha-pe”, “me-ha-pe” dediği bir ülke burası. “En-tii-vii”miz var, “Sii-en-en Türk”ümüz var, “Show tii-vii”miz var, “Sii-en-bii-sii- e”miz var (e niçin Türkçe?), bir zamanlar “Eyç-bii-bii”miz vardı. Ama bunların yanında “A-te-ve”miz, “Te-ve Sekiz”imiz de var.

SPK, SSK, SGK, KDV, KKTC, İMKB, TSK, KCK, KGS, TCK, TTK… Örnekleri çoğaltmak kolay. Ke’leri ka diye söyleyenler öylesine çok ki. Ama nedense AKP, AKM olunca iş değişiyor, neredeyse herkes ke diyor. Aynı harften söz ediyorum. Abecemizde iki k harfi yok. Peki niçin aynı harfin adını farklı söylüyoruz? Bir de MKYK var ki bunu me-ka-ye-ke diye okuyorlar. Akıl alır gibi değil. Ya PKK? Kimi pe-ka-ka diyor, kimi pe-ke-ke. Farklı gazetelerde farklı ekler getiriliyor sonuna. PKK’nın, PKK’yi gibi… Üstelik nasıl söylendiği politik tavrı da belirliyor. Ne ilgisi var oysa. Böyle basmakalıp yöntemlere oldum olası bayılırız. Bırakın, politik tavrınızı harflerin adını nasıl söylediğinizden değil de dediklerinizin içeriğinden çıkarsınlar. Ama öz olmayınca, ne yapsınlar biçime yükleniyorlar.

BMW’ye “bii-em-dabılyu” diyenlere mutlaka rastlamışsınızdır. Alman arabasının adını neden İngilizce söyleyelim ki. Biz İngiliz ya da Amerikalı mıyız? Ya Türkçesini söylemeliyiz “be-me-çift ve” diye, ya da doğrudan “be-em-ve” olan Almanca özgün adını…

Türkçe açısından tehlikeli bulduğum ve gitgide yaygınlaşan bir eğilim var ki ona değinmeden geçmek olmaz. Kısaca, yabancı dilde yazıp Türkçe okumak diye tanımlanabilecek bu eğilim genellikle şirket adlarında su yüzüne çıkmakta. Sorun, Türkçeye özgü ü, ö, ş, ı, ğ, ç harflerinin ıskalanması olarak karşımıza çıkıyor, ama biz gene de sanki o harfler kullanılmış gibi doğru okumayı sürdürüyoruz.

Bir zamanlar sektörde Universal Sigorta diye bir şirket vardı. Sermayesinin tamamı Türk olan bu şirketimizin adı “Universal” yazılır ama “üniversal” okunurdu. Niçin? Çünkü şirket adının yabancı dile uygun yazılması istenir, ama okunuşunun Türkçe olması yeğlenirdi. Şirketin adı Türkçe doğru yazımıyla Üniversal Sigorta olsaydı, iş hacminde bir daralma mı olurdu? Olur mu hiç, elbette olmazdı. Ama böylesi belli ki onlara göre daha fiyakalıydı.

Tam Sigorta’yı satın alan Turkinvest AOG diye bir şirket vardı. Hani şu 8 bin yatırımcının parasını batıran. Bu yazılışa göre nasıl okunmalıydı ismi? “Törkinvest” diye değil mi? Ama hayır, herkes “türkinvest” demekteydi. Peki nereye gitmişti bizim ü’müzün noktaları? Buharlaşıp havaya karışmıştı zahir. Anlı şanlı telefon operatörümüz Turkcell için de aynı şey geçerli. Halk “türksel” değil de “turksel” dese, belki biraz olsun akılları başlarına gelir, adlarını “Türkcell” diye düzeltme gereği duyarlardı.

Sonuç: Bugün genelağda pek çok sitede (en ciddi kurumlarınkinde bile) , birçok basketbol, futbol, voleybol takımının oyuncularının formalarında Türkçeye özgü karakterler dışlanmış durumda. Sözgelimi “Şentürk” soyadlı oyuncunun formasında “Senturk” yazılı.

Bakınız, söz konusu eğilim neleri etkiliyor, nerelere kadar giriyor. Etkisi yoktur diyebilir miyiz?

Görüyorsunuz değerli okurlar, daha dilini yazdığı abecenin harflerinin adlarında birlik sağlayamamış, kimi özel harflerini kullanmayı boşlamış bir halkın anadilini düzgün kullanması, iyi konuşması, doğru yazması beklenebilir mi? Daha işin “elifba”sında foslamış durumdayız ne yazık ki. Nerede kaldı ki öbür konular.

Dedim ya, bu yazı dizinin ilk yazısı olmalıydı.

 

_____________________

Yazar’ın İlgilik’te bundan önce çıkan Dilin Kemiği yazısı: Yabancı Kentlerin Türkçe Adları (15 Şub. 2013)

Not: Bu yazı, Sigorta Dünyası dergisinin Mart 2013 sayısında (622) yayımlanmıştır.

© 2013 EY.ilgilik

Anahtar sözcükler: abece, alfabe, harf, Türk harfleri

519 | Dil Yazıları | 170313

{lang: 'tr'}

3 Yorum

  1. İnal Karagözoğlu said,

    Mart 17, 2013 at 10:07

    Emre Bey’in bu yazısı, harflerimizin adını söylemedeki sorunlarımız bu kadar ortada iken bir de birtakım Türkçe sözleri yabancı harflerle yazmaya kalkışıyor olmamızı getirdi aklıma. Bu durum, tatil yörelerimizde başlamıştı, şimdi kıytırık yerleşim yerlerine kadar uzanmış bulunuyor. Türkçe sözleri yabancı harflerle yazma hevesi artık bir sevdaya dönüşmüştür.

    Bu işin nasıl başladığına bir örnek vereyim; başıma gelen bir şeydir:

    Dokuz yıl kadar önce bir yaz günüydü, Yalıkavak’tayız, eve giden yokuşu tırmanırken birden gözüme ‘Residence Derwisch’ diye bir tabela çarpmıştı… “Ulan” demiştim kendi kendime, “bu ne iştir?!… Ağustos sıcağı beynimi sulandırmış olmasın!?…” Yok, hayır, beynime bir şeycik olmamıştı: çevremdeki her şey bildiğim gibiydi; yalnızca ve yalnızca, bu yokuşu her çıkışımda içimde belli belirsiz bir kıskanma duygusuna yol açan ‘Derviş Bey Konağı’ tabelası gitmiş, yerine işte o görkemli şey gelmişti… Tek bir dile sığdırılamayacak, nasıl diyeyim, uluslararası bir laf öbeğiydi ‘Residence Derwisch’…

    O sersemlikle yokuşu zar zor tamamlayıp eve vardığımda ilk işim kafamı soğuk suyun altına tutmak olmuştu; biraz kendime geldikten sonra da ‘Residence Derwisch’ karmaşıklığının ne olduğunu anlamaya oturmuştum. Bunun bir tamlama olduğu iyi kötü anlaşılıyordu. Peki, İngilizcenin ya da Fransızcanın tamlama kurallarına uygun bir şey olabilir miydi? Olabilirdi… İlk anda böyle düşünmüştüm. Böyle düşünmüştüm, ama içim rahat etmemişti; kendimce akıl yürütmeye başlamıştım: birinci sözcük, evet, kesinlikle İngilizceydi; işi, ikincideki ‘w’ bozuyordu. Ama ‘Derwisch’ diye bir sözcük de yok değildi: bizim ‘derviş’in Almancasıydı. Kısa bir duraklama ve ardından gelen duraksamadan sonra da “Hele dur yahu, birdenbire kestirip atma; belki senin düşünemediğin bir şey vardır işin içinde” demiştim kendime. Ne olabilirdi ki?! Örneğin şu olamaz mıydı: belki adam, İngilize, Fransıza, Almana ortak bir seslenişte bulunmak istemiştir? Öyle ya, ‘residence’ sözcüğü de ‘Derwisch’ sözcüğü de bu insanların dilinde benzer biçimde yazılıyor değil miydi: residence/résidence/Residenz, dervish/derviche/Derwisch… İyi de, Fransızlar bu işe gönül koyacaklardı. Koysunlardı be… Ben dilimin içine etmişim, kimsenin gıkı bile çıkmıyor, Fransızı mı düşünecektim…

  2. Fevziye Yazman said,

    Mart 17, 2013 at 13:49

    Emre Bey, ‘ki’ler size de bulaşmış…
    ‘Derviş Bey Konağı’nın beyi nereye gitmiş peki?

  3. İnal Karagözoğlu said,

    Mart 17, 2013 at 16:19

    ‘Derviş Bey Konağı’nın beyi nereye mi gitmiş? ‘Rezidans’ın anlamının içinde saklı olabilir mi?…

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.