“Takvim?…”

 

2013’e mi Giriyoruz, Gerçekten mi?!…

 

 

Bizim toplum için neresinden baksak seksen yılı aşan bir geçmişi var ‘yılbaşı kutlaması’nın. Zaman zaman artan bir hevesle, zaman zaman da artan bir nefretle bakılıyor oluyor bu yılbaşı olgusuna. Bu bir ‘bitiş-başlangıç noktası’ olan ânı cümle âlem birlikte kutlamayı seçenlere de, evde aile içinde ya da yakınlar arasında gösterişli-gösterişsiz kutlayanlara da eyvallah derim. Ekonomik, siyasal, kültürel, … ilişkilerin dayattığı karmaşık yaşam koşulları, işin en azından takvimsel yanını kabul etmeye zorluyor insanları. Pek çok toplum açısından ne yazık, başka türlü dünyalı olunamıyor. Bir önceki cümlemde koşulları sıralarken ekonomik olanı boşuna başa koymadım: bu duruma türlü kulp takanlara, uyumasaydın da dünyaya sen biçim verseydin birader, derler…

 

Bakıyorum da, hemen her meşrepten basın-yayında, milletin yılbaşını nerede ve nasıl geçirebileceğine dair kışkırtıcı seçenekler gırla… Pek çok insan kan ağlıyor, pek çoğu da paramı nerede ezeyim diye bakıyor. Kınayabilir miyim? Yo… Her yıl dünyanın her yerinde bu böyle olmuyor mu? Nemiz eksik?

 

*

Madem ‘yılbaşı’ hadisesinin en azından takvimsel yanını kabul etmek zorundayız, eski dosyalarımdan bir yazımı alayım buraya ve hatırlamaya çalışayım, on yedi yıl önce beni bu yazıyı yazmaya yönelten şeyler nelerdi… Ve, bakayım, “her bakımdan çok ama çok ilerledik” dendiğine göre, mesela bugün dünyayı yönetmeye talip olabilir miyiz, bu arada da âleme kendi yılbaşımızı dikte edebilir miyiz? Memleket içinde esip gürlemek kolay da…

 

Yazı şu:

 

«Takvim?…

 

 

TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk, ülkemizin, gümrük birliğine girişi konusunda Avrupa Birliği’yle (AB) vardığı anlaşmayı değerlendirirken demokrasideki durumumuzu kastederek (uluslararası hukuk ölçütlerinin altında kaldığımızı beliterek) “Türkiye bu koşullar altında 2001 yılına kadar AB’ye giremez” diyor, “AB’nin takvimi belli. AB takviminde Kıbrıs ve Malta, Türkiye’den öncelikli.” (Cumhuriyet, 12 Mart 1995) 

Cindoruk: Avrupa Birliği bize hayal (Görsel, www.cumhuriyetarsivi.com kaynağından.)

 

2001’e kadar AB’ye giremeyeceğimizi Yüce Meclis’in başkanı söylediğine göre, –ki bu kişi zengin demokrasi deneyimlerine sahiptir– bunda gerçeklik payı yüksek olmalı…

 

*

‘2001’ deyince ne anlıyoruz? Dünya’nın, İsa’nın doğumundan başlayarak Güneş’in çevresinde 2001 kez dönmüş olmasını değil mi? Demek, koca Dünya bu yolculuğu daha altı kez yineleyecek. Pek bir şey kalmadı.

 

Soruyu biraz değiştirip, ‘2001’ deyince ne anlamamız gerekir, derseniz, işler biraz biraz karışıyor. Şöyle: Önce, örneğin, ‘matbaa ne zaman icat edildi’yle başlayıp, ‘biz mi icat ettik’le devam edip, ‘yaygın kullanımı nerelerde oldu’, ‘peki bize ne zaman geldi’ falan diye  bir-iki soru daha sormak gerekiyor. Bunları yanıtladıktan sonra bir de bakıyorsunuz, şöyle bir hesap yapıvermişsiniz: 1720 – 1440 = 280. Yuvarlak hesap 280 yıl… Daha sonra da bunu 2001’den çıkarıvermişsiniz: 2001 – 280 = 1721. Yani, aydınlanma çağının çağcıllaşmaya evrildiği Fransız Devrimi’ne daha 68 var… Öyle, “2001’e 5 kala”, “2001, dünya bizimledir” falan, bana göre laftan öte bir anlam taşımıyor. Taşıyor mu? Yani, ‘2001’ denince, ben ‘2001 x 365’ten başka şeyler anlamalıyım.

 

*

Şimdi, içten içe, dıştan dışa, belki bu hesaba kızanlar olcaktır. Eh, olabilir; bir şey diyemem. Ama gümrük birliği heyecanlarından demokratikleşme söylemlerine, Gazi Mahallesi olaylarından şu son günlerde olan bitene bakınca, kimse beni “2001’ler” masallarıyla uyutamaz.

 

*

Büyük Kurtarıcı’nın açtığı yoldan sapmasaydık, aydınlanma sürecini çoktaaan yaşamış olacak, ‘el kapılarında’ elimiz böğrümüzde dönenip durmayacaktık. Çünkü zaten ‘Avrupalı’ olacaktık…

 

*

AB’nin takvimi belli. Ya bizimki?

 

Oysa, Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimlerden biri de takvimdeydi. 1926’da ‘uluslararası takvim’e geçmiştik…

 

Yarımca, 24 Mart 1995»

 

*     *     *

AB heveslerinin dalga dalga yükseldiği günlerde, AB bize demokratikleşme konusunda habire bir şeyler dayattıkça, devletliler şöyle derlerdi: “Biz bu düzenlemeleri AB istediği için değil, insanımız demokrasiyi hak ettiği için yapıyoruz.”

 

İyi, güzeldi… Sevinip duruyorduk. Hayır yanlış anlaşılmasın, ben oldum bittim bu AB işine ters bakanlardanımdır.

 

Her ne ise… Geldik mi bugüne? Tarihiyle 31 Aralık 2012’ye?… ’İleri demokrasimiz’ de var… Eeeee!?…

 

Şey… Umutların yeşereceği bir yıl dilerim. Tembellik yok ama…

    

 

İnal Karagözoğlu

31 Aralık 2012

 

 

(Bu yazı, 30 May. 1995 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Olaylar ve Görüşler köşesinde, yayımcı tarafından gözden geçirilmiş biçimiyle yayımlanmıştı.)

 

Görselin Takvim?… yazısı içinde yer alışı bu yayına özeldir.

 

© 2012 İK

 

 

Anahtar sözcükler: takvim, 2013, yılbaşı, umut, demokrasi, aydınlanma, çağcıllaşma, yeni yıl, kutlama

 

 

 

502 | Ayrıksı | Belirli Gün ve Haftalar | 311212

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.