Dilin Kemiği

Türlü Çeşitli Yanlışlar

Emre Yazman

 

Bu yazı dizisini hazırlarken aklıma gelen, okurken rastladığım ya da kulağıma çalınan yanlış kullanımları bir yere not ettim. Not ederken de hataları kendimce sınıfladım. Aynı türden yanlışları bir arada ele alırken bu sınıflama kolaylık sağladı. Bu ay, hiçbir sınıfa sokamadığım, o nedenle de adını “çeşitli” koyduğum hataları irdeleyeceğim.

 

İnsanlardan “tane”yle söz etmek

İnsanlarda nicelik belirtmek üzere onlardan “tane”yle söz edildiğine sıkça rastlıyoruz. “Kaç tane çocuğunuz var?”, “Üç tane çocuğum var”, “Genel seçimlerde 550 tane milletvekili seçilir”, “Bu şirkette dört tane genel müdür yardımcısı var” gibi tümceler kulaklarımızın çok alışkın olduğu söylemler. İnsanlardan söz ederken, on tane koyun, on beş tane tavuk der gibi onların niceliği “tane”yle anlatılmaz. “Kaç çocuğunuz var?”, “Üç çocuğum var”, “Genel seçimlerde 550 milletvekili seçilir”, “Bu şirkette dört genel müdür yardımcısı var” denmelidir.

Aklıselim insan

Aklıselim, Arapça “akıl” ve “selim”in gene Arapçanın kurallarına göre bir tamlama biçiminde bileştirilerek oluşturulmuş bir sözcük. İki anlamı var: 1. Doğru, akla uygun yargılar verme yeteneği, 2. Doğru ile yanlışı birbirinden ayırma ve doğru yargılama gücü.

Türkçede, dilin kendi kaynaklarından “sağ” ve “duyu”nun bileştirilmesiyle türetilen “sağduyu” sözcüğüyle karşılığını bulmuşuz bunun. Hemen ekleyeyim, bu “sağ”ın sağla solla bir ilgisi yok. Salim, sağlıklı anlamında…

Yeri gelmişken belirteyim ki, “güzeli çirkinden ayırt edebilme yetisinin en yükseği” demek olan “zevkiselim”i de “sağbeğeni” sözcüğüyle karşılamışız.

Sağduyu, “sağduyulu” sıfatını doğurmuş. (Tedbirin karşılığı önlem ama, tedbirli yerine önlemli demiyoruz nedense.) Peki, “sağduyulu”nun Osmanlıcadaki karşılığı ne? “Aklıselimli” demiyoruz, “aklıselim sahibi “ demek gerekiyor. Demek gerekiyor da, kimileri demiyor. Sağduyulu insanlar anlamında birçok kişi “aklıselim insanlar” diyor.

Aslında sağduyu, sağduyulu gibi çok güzel sözcüklerimiz varken Arabın aklıselimiyle işimiz olmaması gerekir. Bari doğru kullansak… Ama birçoğumuz onu da beceremiyor.

Ayak diretmek

Bir düşünceyi, bir davranışı sonuna dek sürdürmek, inat etmek anlamına gelen bir deyim “ayak diremek”. Son zamanlarda sıklıkla yanlış olarak “ayak diretmek” biçiminde kullanılır oldu. Bu biçimde yaygınlaşıp yerleşmesinden kaygılanmaktayım.

Cinnet geçirmek

Doğrusu cinnet getirmek. Cinnet geçirilmez, getirilir. Yukarıda değindiğim kaygıyı bunun için de duyuyorum.

Elebaşı

Kitle iletişim araçlarında çok duymuş, okumuşsunuzdur: “Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan” diye… Terör örgütü elebaşı olmaz. Doğrusu “terör örgütü elebaşısı”dır. Nasıl “dans ayakkabı” değil de “dans ayakkabısı” diyorsak, bu da öyledir.

Fildişi Sahilleri

Bu Afrika ülkesinin adını her ulus kendi dilinin sözcükleriyle oluşturur. Almanlar Elfenbeinküste, Fransızlar Côte d’Ivoire, İngilizler Ivory Coast der. Küste, côte ve coast’un tekil olduğuna dikkat edin. Yani, neredeyse herkesin dediği gibi Fildişi Sahilleri değil, Fildişi Sahili olacak. Daha da iyisi, sahilin Türkçesi kıyıyı kullanmak: Fildişi Kıyısı, ki ansiklopedilerde genellikle böyle geçer.

Haiz

Haiz, “bir şeyi olan, elinde bulunduran, taşıyan” anlamında bir sıfattır. Bağlantıya girdiği adın -i halinde olmasını gerektirir. “Çok önemi haiz bir konu” doğru kullanımdır. Yaygın yanlış -e halinde kullanılması olup “… çok öneme haizdir” yanlış kullanımdır. Aslında “çok önemi vardır” ya da “çok önemlidir” demek dururken haiz sözcüğünü kullanmak, üstelik yanlış kullanmak niyedir?

İftar yemeği

İftar zaten “ramazanda akşam yemeği” demektir. “İftar yemeği” gereksiz yinelemedir.

Mütevazi

Mütevazi paralel, koşut anlamına gelir. Çok geniş bir kesim tarafından yanlış olarak alçakgönüllü anlamında kullanılmaktadır. Bu anlam için doğru sözcük “mütevazı”dır.

Obez hastası

Son zamanlarda sıkça duyar olduk bu “obez hastası” tamlamasını. Hastalığın adı obezite. Bu hastalıktan mustarip (muzdarip değil) olanlara da “obez” deniyor. Obez hastası yanlış. Ya obezite hastası ya da obez demek gerekir.

Sokak / sokağı

Barbaros Bulvarı, İstiklal Caddesi, Bayıldım Yokuşu, Moda Çıkmazı… Hepsi Türkçenin tamlama kurallarına göre doğru söylenip yazılıyor. Sorun “sokak”ta… Nedense “sokağı” demeyi sevmiyoruz. Genellikle “sokak” deyip geçiyoruz. Domdom Kaptan Sokağı, Domdom Kaptan Sokak olup çıkıyor. Adresinizi birine not ettiriyorsunuz. Özellikle dikkat edip “Sokağı” deseniz bile not alan kişi “Sokak” diye yineliyor. Bu yanlış bir ara neredeyse bütün sokak tabelalarına değin yayılmıştı. “Sokağı” yazan tabela bulmak neredeyse olanaksızdı. Sonra nasıl olduysa belediyelerin aklı başına geldi. Tabelalar değiştirilirken doğrusu yazıldı. Ancak yanlış yaygınlaşmıştı bir kez. Halkın ağzı düzelmedi ne yazık ki.

Şunu da belirtmeden geçmemek gerekir: Sokağın adı eğer bir sıfatsa, sıfat tamlaması kuralına göre isim ek almaz. Yani Rüzgârlı Sokak, Şen Sokak, Cazip Sokak vb.

Sonu bitmek

Bir şey sona erer, biter, bir şeyin sonu gelir; ama bir şeyin sonu bitmez. Çünkü “son” zaten bitişi anlatır, “bitmek” de sonu… Sıkça kullanılan gereksiz bir yineleme…

“Sonu r harfiyle biten bir sözcük arıyorum” demek yanlıştır. “R harfiyle biten …..” ya da “Sonu r olan …..” demek gerekir.

 

_______________________

 Yazar’ın İlgilik’te bundan önce çıkan son üç Dilin Kemiği yazısı:

“Hoşça Kal”, “Sağ Ol” Ayrı; “Altyapı”, “Hiçbir” Bitişik… -15 Kas. 2012

Defaaten Söyledik, Onun Yokluğunu Oldukça Arayacağız -15 Eyl. 2012

Yaygın Olarak Kullanılıp da Sözlükte Bulunamayanlar -18 Ağu. 2012

 

   Not: Bu yazı, Sigorta Dünyası dergisinin Kasım 2012 sayısında (618) yayımlanmıştır.  

 

© 2012 EY.ilgilik

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.