Neden Bir ‘BOAP’ Yok?

Chavez’in Yeniden Seçilmesi Dolayısıyla

 

 

Elin oğlunun ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ diye bir hedefi var, bunu biliyoruz. BOP… Adamlar ‘Great Middle East Project’ diyor… Gerçi tam adı da kısaltması da bu değil, ama söylemesi kolay diye böyle deniyor. Amerikancası ‘The Partnership for Improvement and a Common Future with Northern Africa Region and Expanded Middle East Project’, Türkçesi de ‘Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesiyle Ortak Bir Gelecek ve İlerleme İçin Ortaklık Projesi’ olan proje.

 

Bu projeyi çok iyi ve yakından biliyorum; nasıl bilmem, eşbaşkanlarından ‘bir tanesi’ bizde…

 

Şimdi kendi kendime soruyorum, ‘Büyük Orta Amerika Projesi’ diye bir şey de var mıdır? ‘Great Middle America Project’? Uzun uzun söylersem, ‘The Partnership for Improvement and a Common Future with Southern America Region and Expanded Middle America Project’? Yani BOAP…

 

Yok.

 

Tamam yok; öyleyse neden BOP benzeri ‘BOAP’ diye bir şeyden söz ediyorum?

 

BOP’un ana çıkış noktası petrol değil mi? Evet.

 

Şu bilgilere bakıyorum: Venezüella, petrol üreticileri sıralamasında beşinci. Günde 3,2 milyon varile yakın petrol ihraç ediyor; bunun yarısı kadarı ABD’ye gidiyor. Venezüella’nın, son yıllarda bulunan petrol yataklarıyla dünyada en büyük petrol rezervlerine sahip ülke olduğu biliniyor. OPEC verilerine göre 300 milyar varile yakın bir rezerv… Bu miktarı bir ölçüye vurursak, ülkemizin hemen hemen 1250 yıllık petrol gereksinimine denk geliyor. Yani bu ülke, petrol bakımından son derecede stratejik öneme sahip.

 

Bu veriler birilerinin akıllarına, en başta Venezüella’nın harmanlanacağı şu benim ‘BOAP’ dediğim BOP benzeri bir oluşum getirmez mi? Hem böyle bir oluşum, yayılmacılığın hiç de hoşlanmadığı birtakım direnç odaklarına hadlerinin bildirileceğini göstermenin kârlı bir yolu değil midir? Bu arada, bölgede ‘çıban başı’ olmayı inatla sürdüren Küba’nın halli yolunda adım atılmış da olmaz mı?

 

Bunları kâğıt üzerine yazmak kolay; ama bu iş olmaz.

 

Niye?

 

Niyesi şu:

 

Biz hiçbir derdimiz yokmuş gibi kafayı Suriye konusuna takıp yarım yamalak bilgilerle bölük pörçük olmuş yuvarlanır giderken, dünya candarmasının burnunun dibinde, Güney Amerika’daki bir ülkenin, Venezüella’nın lideri başkanlık koltuğuna bir kez daha oturdu. Devlet başkanlığına yeniden seçilen Hugo Rafael Chavez Frias 1999’dan bu yana bu görevde. Ülkenin resmi adı bu tarihte ‘Bolivarcı Venezüella Cumhuriyeti’ olmuştu; oranın dili İspanyolcayla ‘República Bolivariana de Venezuela’. Bizim için ‘Atatürkçü’ ne ise Venezüella için de ‘Bolivarcı’ işte o… Ve bu sözcük, Chavez’in, ‘21’inci yüzyıl için sosyalizm’ sloganıyla yürüttüğü devrim hareketlerinin adı olmuştur. Bolivarcı Devrim…

 

‘Bolivarcılık’ diye de adlandırılan bu siyasal düşünce ve uygulama anlayışı Güney Amerika’da da yaygın. Bu sözcükte adı geçen kişi, Venezüellalı general Simon Bolivar. Venezüella, İspanya’ya karşı bağımsızlığını 24 Haziran 1821’de bu generalin önderliğinde kazandı. Bolivar, 19’uncu yüzyılda Güney Amerika’da verilen hemen bütün bağımsızlık savaşlarının da öncüsü.

 

Sonuç olarak, ‘BOAP’ dediğim ‘Genişletilmiş Orta ve Kuzey Amerika Bölgesiyle Ortak Bir Gelecek ve İlerleme İçin Ortaklık Projesi’nin kapsamına girmesi ‘düşünülecek’ ülkelerin haritaları, ora halklarının verdikleri bağımsızlık savaşları sonucunda belirlenmiş. Bu ne demek? ‘BOAP’ın, laf ebeliğinden öte bir anlamı yoktur, demek…

 

Buna karşılık BOP’lanması düşünülen Ortadoğu’dakilerin haritaları ise yayılmacı sömürgenler tarafından cetvelle çizilmiştir…

 

BOP’un içinde olması istenen bizim ülkemizin sınırlarının ne pahasına ve nasıl çizildiğine gelince… İki sözcükle yanıtlamak yeterli: Kurtuluş Savaşı. “BOP’a hayır” demek, bu savaşı bütün yönleriyle bilmeyi, bilmek yetmez anlamayı, o da yetmez duyumsamayı gerektirir. Bunun için gereken bir tek koşul var, o da yurtsever olmak. Ve bence BOP’a bakışı belirleyecek ölçüt de bu.

*

Şimdi birileri çıkıp, Chavez’in başkanlık koltuğuna bir kez daha oturmuş olmasına bir şeyler bulaştırmaya kalkışacaktır. Örneğin, Venezüella’da ekonomik büyümenin yalnızca petrol fiyatlarındaki artışa bağlı olduğu, bunun da dışalıma bağımlılığı arttırdığı; enflasyonla baş edilemediği, 2008 başında üç sıfır atılarak yenilenen para birimi ‘güçlü Bolivar’daki bu yılki aşınmanın % 30’a doğru gittiği ve en önemlisi, ülkede, ekonominin petrole dayalı olmasından yararlanan ve yolsuzluklara bulaşmış olan yepyeni bir zengin kesimin ortaya çıktığı söylenecektir.

 

Bunların hepsi doğrudur.

 

Ben şöyle düşünüyorum: Her ülkede olduğu ve olacağı gibi, siyasal öğretiler, düşünceler her ne olursa olsun bunlara dayanan uygulamaların, yani her yönetimin sakat bir yanı oluyor. Ve hep olacaktır da… Bakın, bizde ‘demokrasi’ dendi, yetmedi; şimdilerde ‘ileri demokrasi’ye geçildiği söyleniyor ama insanımıza bu da yetmiyor… Tabii, zarfa değil mazrufa bakmayı bilmek de lazım. Bu gibi durumlar, işin içinde insan etmeninin olmasından kaynaklanmakta. Bu gerçeği göz ardı etmek ise kimileri için pek kolay… Olanı biteni doğru değerlendirmek de yine bilgiye dayanıyor. Vicdan da olacak elbette…

 

 

İnal Karagözoğlu

Yalıkavak, 11 Ekim 2012

 

 

© 2012 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.