Rastlantının Böylesi

‘Kentsel Dönüşüm’ Derken…

 

 

‘Yıkım başladı!’ Bu bir haber başlığı. Bir proje olarak ortaya konan kentsel dönüşüme adım atılışına ilişkin gazetelerde, televizyonlarda dile getirilen anatema ‘yıkımın başlamış olması’. Türlü çeşitli biçimlerde kullanılmış…

 

Hükümet’in icraatlarına olumlu yaklaşan bir gazetenin sözü dinlenenlerinden birisi olsaydım bu başlığa hayır derdim. Malum, ‘yıkım’, ‘yıkma işi’ anlamına geldiği gibi, ‘felaket’ de demek; yani, ‘yok olmaya yol açabilecek şey, büyük zarar’… Sözcüğün bilimsel anlamlarında da ‘zarar’ olgusu vurgulanıyor. Niye milletin kafasında kötü yönde algılamalar doğmasına yardım edeyim? Bu sözcükten kaçınır, örneğin, “yıkma işlerine başlandı” derdim.

 

Ner neyse… Gazetecilere falan akıl vermeye bir de ben kalkışacak değilim. Herkes işine baksın…

 

Ben de hemen işime dönüyorum; işim, memlekette neler olup bit(m)iyor, onu anlamaya çalışmak. İşime bakarken a, bir de ne göreyim, Mimarlar Odası’nın yedi yıldır 1-7 Ekim tarihleri arasında düzenlediği Mimarlık Haftası etkinliklerinin bu yılki teması ‘Mimarlıkla Değişen Kentler’ değil mi? Şu işe bakın, kentsel dönüşüm sürecinin başlayışı nasıl da denk düşmüş bu haftaya… Rastlantının böylesi az görülür. Bitmedi: Uluslararası Mimarlar Birliği’nin 1 ekimlerde kutlanan Dünya Mimarlık Günü için belirlediği tema da bu yıl ‘Daha İyi Kentler, Daha İyi Yaşamlar / Mimarlıkla Değişen Kentler’ değil miymiş? Hay Allah!

 

Mimarlar Odası’nın Dünya Mimarlık Günü dolayısıyla 1 Ekim günü yayımladığı ‘Bütün Duyarlı Kesimleri Mimarlığımıza ve Şehirlerimize Sahip Çıkmaya Çağırıyoruz’ başlıklı bildirisinde neler deniyordu? Okuyalım¹:
 

“. . . . .

 

Her türlü toplumsal talebin baskı altına alındığı; demokrasi ve hukuk tarihimiz açısından ‘utanç verici’ olan, ‘insanlık ve kent suçu’ niteliğinde alınan kararların havada uçuştuğu bir dönemde Dünya Mimarlık Günü’nü kutluyoruz.

 

Yargı ve kamu kurumlarının hizaya getirilerek etkisizleştirilmesi, hukuka ve şehircilik ilkelerine aykırı ‘yasalar’ çıkarılması; meslek örgütleri ve duyarlı kesimlere yönelik yok etme politikaları ile bu ‘çılgın’ kararların uygulanmasının önündeki engellerin ‘bertaraf” edilmesi için fütursuzca davranılmaktadır.

 

TBMM tamamen devre dışı bırakılarak yürürlüğe konan KHK’ler gerekçe gösterilerek 6306 sayılı ‘Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’ adı altında ‘Dönüşüm Yasası’nın çıkarılması ve ‘uygar ülke ölçütleri’yle bağdaşmayan mesleki alan düzenlemeleri; sonuçları itibarıyla her biri bir ‘tarih ve doğa yağması’ niteliğindeki 2B Yasası, 3. boğaz köprüsü, AOÇ’nin (Atatürk Orman Çiftliği, İK) betonlaştırılması, Cumhuriyet’in simgesi olan kent meydanlarına, kültür ve kamu yapılarına müdahale, bu sürecin kimi kararlarını oluşturmaktadır.

 

Bu coğrafyada elde ettiğimiz bütün birikimler ve kazanımlar yok edilerek, ‘otoriter ve rantçı’ politikalar adım adım hayata geçirilmekte, öngörülen ‘dönüşüm’e bağlı olarak kentlerimiz, toplumsal yaşamımız ve tüm geleceğimiz karanlığa sürüklenmektedir.

 

Hukuka ve bilime açıkça aykırı olan bu koşullar karşısında mimarlar ve meslek örgütü olarak;

• İklim değişikliğinin etkilerinin ve kirletici gaz salınımlarının azaltılması, kaynaklar ve enerjinin daha iyi yönetiminin sağlanması;

• Kentlerin toplumsal olarak daha kapsayıcı, erişilebilir ve eşitlikçi olmasının sağlanması, ayrımcılığın ve güvensiz konut koşullarının ortadan kaldırılması;

• Kimlikli, uygar kentlerin ve ortamların desteklenmesi ve oluşturulması;

• Doğal veya insan kaynaklı krizler ve afetlere karşı koyabilecek biçimde kentlerin geliştirilmesi;

• Herkes için ekonomik, sosyal, eğitim ve yaratıcı olanakların geliştirilmesi;

• Tüm bireyler için güvenli ve sağlıklı koşulların sağlanması;

• Kentlerimizin toplumsal barışın ve dayanışmanın mekânları olarak düzenlenmeleri yönünde bir ‘gelişim ve değişim’ için rol almaya hazır olduğumuz bilinmelidir.

 

Bunun olmazsa olmaz koşulu olan ‘saydam ve katılımcı’ çağdaş yaklaşımları kamu yönetimlerinden daha güçlü bir şekilde talep etmek için çaba göstermekte kararlıyız.

 

Dünya Mimarlık Günü’nü bu çerçevede mimarların kentlerimizi gelecek için hazırlamak konusunda oynayabilecekleri rolleri göstermek açısından önemli bir fırsat olarak bir ‘mimarlık ve toplum dayanışması’ içerisinde değerlendirmek arzusundayız.

Bu genel yaklaşım içerisinde etkinliğimizi arttırmaya çalışacağımız inancıyla bütün mimar meslektaşlarımızın ve toplumumuzun Dünya Mimarlık Günü’nü kutluyor, ‘uygar ve esenlikli bir gelecek’ dileğiyle duyarlı tüm kesimleri mimarlığımıza, şehirlerimize ve geleceğimize sahip çıkmaya çağırıyoruz.

. . . . .”

 

Bu ‘dönüşüm’ konusunda bir gazete haberi de okumuştum². Taşınmaz hukuku alanında uzman olduğu belirtilen Gayrimenkul Hukuku Derneği Başkanı Ali Güvenç Kiraz, bir gazeteye verdiği demeçte şunları demiş:

 

“… Kentsel dönüşüm yasaları uzun soluklu bir toplumsal mutabakatla yapılır. İspanya’nın Barselona şehrinde, merkezde belediye başkanı iradesini koyarak bir anlamda halktan da destek alarak, üç-beş bin kişinin çalıştığı bir bilim enstitüsü kurdu. Şehirdeki artık alanları üniversitelere, bilim enstitülerine, yeşil alanlara verdiler. Londra’da yapılan kentsel dönüşümde fazlalık alanlarda, parklar ve acil toplanma alanları yapıldı. Bizde riskli yapının yıkılıp yeniden yapılması vatandaşa bırakılıyor.

Ortada bir plan olmadığı için arazi müteahhide veriliyor. Müteahhit var olan imar durumuna göre binayı yapıyor. Bu durumda doğal olarak artık bir alan kalmayacak. Bu, kentsel dönüşüm değil, yeniden yapımdır. Kentsel dönüşüm olabilmesi için çevresel alanların da korunması gerekir. Yeni bir yol, yeşil alan, deprem alanı olmadan kentsel dönüşüm olmaz.”

Kişilerin mülkiyet özgürlüğünün kısıtlanamayacağını da belirten Kiraz, yargıya Anayasa’yla verilmiş olan yürütmeyi durdurma yetkisinin ‘Kentsel Dönüşüm Yasası’yla kaldırıldığını, bu durumda ülkemizin çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacağını söylemiş: “İtalya Sicilya’da böyle bir kentsel dönüşüm yaptı; AİHM neredeyse her davada İtalya’yı mahkûm etti. İtalya ağır kayıplara uğradı. Türkiye için bu durum daha ağır olacak. İstanbul dünyanın en pahalı arazilerinin olduğu yerlerden biri. Türkiye bu tazminatları nasıl ödeyecek?”

Gayrimenkul Hukuku Derneği Başkanı Kiraz, bu yasanın komşuları birbirine düşüreceğini de belirterek şunları eklemiş: “… Bir de bunun sosyal boyutu var: yasada 2/3 kuralı var; bu kuralla riskli binayı sahiplerin 2/3’ü yapacak. Projeyi kabul etmeyen 1/3’i buna uymazsa 2/3’si geri kalanı satın alır deniyor. Projeye hayır diyen adamın payını satın alamazsınız. Bu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır. Kat malikleri toplantılarında insanlar birbirlerini öldürür. Ortaya çok tehlikeli sorunlar çıkacaktır. …”  

İşte böyle…

*

Pek çok kimse görmüştür sanıyorum, sinema dünyasında, fukaranın, garibanın elindeki evi-barkı, toprağı elde edebilmek için dolaplar çeviren, kaba güç kullanan karanlık kişilerin yer aldığı nice film vardır. Para gücünün, iktidara dayanma gücünün neler yapabileceği bütün çıplaklığıyla anlatılır o filmlerde… Tabii, bu filmlerin asıl kahramanları, genellikle o karanlık kişilerin ailelerinden vicdan sahibi, namuslu kızlar-delikanlılar ile malları ellerinden alınmak istenenlerin kızları-delikanlılarıdır; mutlaka bir aşk başlar aralarında… Sevgi her şeye üstün gelir… Ve kötüler hep başarısız kalır bu filmlerde: ‘mutlu son’.

 

Ama önceki gün törenlerle başlayan ‘yıkımlar’ birer film sahnesi değil. Saklamama gerek yok, ben, ‘kentsel dönüşüm’ün gerekçesi ne kadar saydam, ardında neler var, diye düşünmeden edemiyorum. Bakalım, olacaklar beni bu düşüncemden uzaklaştıracak mı? Dilerim, öyle olur.

 

 

İnal Karagözoğlu

Yalıkavak, 7 Ekim 2012

 

 

________________________

¹ http://www.mimarlarodasi.org.tr/index.cfm?sayfa=belge&sub=detail&bid=44&mid=44&recid=14543

² http://haber.gazetevatan.com/kentsel-donusum-aihmde-biter/482916/2/Haber

 

 

© 2012 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.