Duruma Bakmayın Siz

Neşeli Görünmenin Ardındaki

 

Çok mukbili gördüm ki güler içi kan ağlar 
Handan görünen herkesi hurrem mi sanırsın

Ziya Paşa

 

Dün Dil Derneği’nden 80. Dil Bayramı etkinliklerine ilişkin iletisini aldım; nerede ne yapılacak, ayrıntılı bir izlence. Onu, İlgilik’in her açılan yüzünde hemen solda görülen seçenek dizelgesinde Sayfalar bölümünün başında yer alan Dil Derneği Duyuruları sayfasında verdim. (Bu vesileyle, bu sayfanın zaman zaman güncellendiğini belirteyim.)

Bu bayram, Dil Devrimi’ni kutlamak için düzenleniyor.

Dil Devrimi nedir?

Bu soruyu yadırgayanlar olabilir. Olmalı da. Ancak, bu soruyu –ve daha pek çok şeyi de–soracak hâle geldiğimizin farkında değilim sanılmasın. Eğer bu durumun farkında değilsem, bu ülkede yaşamıyorum demektir.

Cumhuriyet’in kazanımlarının başında devrimlerimiz gelir; bunların hangisi daha önemlidir, diye bir sıralama yapılabilir mi?

Bence yapılamaz. Ancak, devrimlerin tutması için iki dayanaktan söz etmek gerekir ve onlar da birer devrimdir: Harf ve Dil Devrimleri. İşte bu yüzden, Harf ve Dil Devrimleri, bir bütün olan Türk Devrimleri’nin içinde birlikte ayrı bir öneme sahiptirler ve önde gelirler. Ben bu görüşteyim. 

Açıklayarak sürdürüyorum: Kemal Atatürk, yüzyıllar boyunca ümmetlik ve kulluk anlayışıyla yönetilmiş ve ümmetliği ve kulluğu benimsemiş olan bir halkı aklı ve vicdanı hür yurttaşlar konumuna eriştirmenin savaşımını ancak bir dizi devrimin ışığında başarabilirdi. Ve o ışıklı yolda kısa zamanda nice yollar aşıldı. Ve o yolu aydınlatan ana kaynak Harf ve Dil Devrimleri’ydi. Bu ayrılmaz ikili olmasaydı ümmetlik ve kulluktan yurttaşlığa dönüşüm o kadar kolay olabilir miydi?

Şimdi de son birkaç yıldır dilime fena halde dolanmış olan bir sözcükle bir pencere açayım: ‘hatırlanıyordur’, bir zaman adı sıkça geçen simalardan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (‘AK Parti’ diyorlar) bir ileri geleni, –o sırada 23. dönem milletvekiliydi– iki yılı az biraz geçiyor, bir Amerikan gazetesine ne dese iyi? “Türk toplumu bir travma yaşamıştır. Bir gecede kıyafetlerini, dillerini değiştirmeleri istenmiştir. Dini yaşama biçimleri ortadan kaldırılmıştır.” Neresinden tutarsın? Yoksa güler misin? Gülmeyi tercih etmiştim(k).

. . . . . . . . . .

Kısadan olsun: Geldik mi bugünlere!? Geldik.

Gülmeyi sürdürüyor muyuz? Vaziyet öyle.

Ben? Ben de… Gören öyle der. Oysa, ‘son gülen iyi güler’i oynuyorum. Umarım yalnız değilimdir.

 

İnal Karagözoğlu

20 Eylül 2012

 

 

_____________________

Şiirde geçen yabancı sözcüklerin bu beyit bağlamındaki anlamları:  

 

mukbil: Mutlu, mesut, bahtiyar.

handan: Gülen, neşeli, şen.

hurrem: Sevinçli, mesrur, şen.

 

 

© 2012 İK

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. İnal Karagözoğlu said,

    Eylül 21, 2012 at 12:04

    Dil Devrimi’ne Kısa Bir Bakış

    “Millî his ve dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesinin yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

    Mustafa Kemal Atatürk, bu sözleri söylediğinde yıl 1930’du. Büyük Kurtarıcı’yı bunları demeye yönelten neydi?

    Tarihi boyunca pek çok uluslarla karşılaşmış ve olan Türkler, o toplumlarla türlü alış-verişlerde bulunmuş bir ulus. Bu ilişkilerin doğal sonuçlarından biri de dil alanında da alış-verişlerin olması. Ancak, devletler kuran bir ulus olarak Türkler, bu etkileşimlerde baskın karakter olmalarına karşın, dil konusunda, devlet yönetiminde bulunanların dinsel yönden bir seçimi olarak büyük ölçüde Arapça’dan sözcük alma yoluna gitmişlerdir. Bu arada, İran’la olan coğrafi yakınlığın ve tarihsel –ve özellikle kültürel– ilişkilerin bir sonucu olarak da Fars dilinden pek çok sözcük alınmıştır. Sonuçta, ‘Osmanlıca’ denen karma ve karmaşık bir yapıya sahip bir iletişim aracı çıkmıştır ortaya. Bu olguda gözden kaçırılmaması gereken husus, oluşan bu karma ‘dil’in öncelikle bir devlet yönetimi dili –ve özel bir tür olarak da saray edebiyatı (özellikle de Divan edebiyatı) dili– ve bir ölçüde de Divan Edebiyatı dışında kalan edebiyat dünyamızın dili olmanın ötesinde pek bir anlam taşımamış olmasıdır. Halk (tebaa)? Bu kesim ise, sarayın dilinden az buçuk etkilenmelere karşın kendi dilini kullanagitmiştir.

    Türkiye Cumhuriyeti’nin tarih sahnesinde yepyeni bir devlet olarak yer almasıyla, bu yeni devleti kuran iradenin önünde önemli bir sorun olarak dildeki bu durum da vardı. Bu arada ve öncelikle, ‘Türk’ tanımı, tarihsel gelişimi içinde yeniden ele alınmış, ‘Türk’ kavramı, ırksal boyutundan arındırılıp Mustafa Kemal’in “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” sözleriyle özetlenen yeni anlamıyla bir halkın adı olmuştu. Madem Türkiye halkına ‘Türk’ deniyordu, o halde, bu halkın iki parçalı dili de yeniden ele alınmalıydı ve bu işin belirleyicisi bu halkın dili olmalıydı. Nasıl? Dile sokulmuş olan ve fakat milletin büyük kesimlerince anlaşılmayan o yabancı sözcükler ile o dillere özgü dilbilgisi kuralları ayıklanarak… Böylece, ortaya çıkacak olan Cumhuriyet’in dili, ulusal ortak bir dil olarak konuşuluyor ve yazılıyor olacaktı. İşte, bunu sağlamaya yönelik eyleme Dil Devrimi denir.

    Dil Devrimi’nin ilk adımı, Türk Dil Kurumu’nca 26 Eylül 1932 günü ‘Türk Dili Kurultayı’ adıyla bir toplantı düzenlenmesiyle atıldı. Dolmabahçe Sarayı’nda toplanan bu kurultay 5 Ekim 1932’ye kadar sürdü. Bu ilk dil kurultayının toplanışının yıldönümleri, dilseverlerce Dil Bayramı olarak kutlanıyor.

    Bakalım, bu halk bayramı ne zaman ve ne yolla yasaklanacak…

  2. İLGİLİK » Blog Archive » İleri Demokrasinin Feraseti said,

    Aralık 14, 2012 at 07:16

    [...] İlgili bir yazı için bkz. http://www.ilgilik.com/2012/09/21/duruma-bakmayin-siz-2.html/  [...]

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.