12 Eylüller’in Karanlığında

Eğitim-Öğretim İşportaya Düşer mi?

 

 

‘12 Eylül’ dendi mi, ben, ‘çok Atatürkçü’ görüntüsündeki bir silahlı gücün, Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilkelerini, Atatürk devrimlerini, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırma, tanıtma, yayma işlerini, ortaya koyduğu anayasa marifetiyle bir devlet dairesine havale etmiş olduğunu bilirim. Bu havale ediş köklü olmuştur; ve sıraladığım bu konular siyasetçilerin oyun alanına çevrilerek gittikçe sulandırılmıştır. Ortaya, ‘Cumhuriyet’in kazanımlarına karşı bir durum’ çıkarılmış ve bu durumun kök salıp derinleşerek kalıcı hâle gelmesine yol açılmıştır.

Pazartesi günü, bir 12 Eylül arifesinde, yeni bir ilköğretim yılı başladı. Bu münasebetle dillerden düşmeyen bir yakınma var: “60 aylık çocuklar ile 66’lıklardan 80’liklere vesaireye kadar olanlar bir arada nasıl olur?” Bu sorunun sahibi olan pek çok ana-baba ile çocuk eğitim-öğretimi üzerine ahkâm kesen nice zevat, çocukların büyüklerin arasında ‘ezileceğinden’ korkuyorlar. Haklı olabilirler. Bir de, sınıfların kalabalık olacağı düşüncesinden kaynaklanan endişeler var. Olabilir; her yerde 20-30 mevcutlu sınıfı nerden bulacaksın?

Benim öğretmenlik hayatım da var; ilk okuttuğum sınıf, bir Ege köyünde ikiler ve üçlerden oluşan 78 mevcutlu birleştirilmiş bir sınıftı. Eşim mesleğine tek öğretmenli bir okulda başlamış; onun birleştirilmiş sınıfında da doksan civarında çocuk varmış; Marmara Bölgemiz’in bir köyünde… Varın doğu bölgelerimizi falan düşünün…

Diyeceğim, eğer çocuklar bencil bir insan olarak yetiştirilmemişlerse, kalabalık sınıftan korkmaya gerek yok. Öğretmen de ‘öğretmen’ olacak ama…

Okullar açılalı bugün üçüncü gün; içimde bir heves olmadığından, sanki hevesimi kıran çocuklarmış gibi, onları kutlamadım. Neyi kutlayacaktım? Neye dayanarak hangi iyi dilekte bulunacaktım? Oysa, geçen yıla kadar gittikçe azalan bir hevesle çevremdeki okullardan birine giderdim ilk gün… Bu gidişler eskiden uçarak olurdu; epeydir de derin düşünceler içinde zor adımlarla oluyordu ama oluyordu yine de…

İçinde olmak zorunda bırakıldığım durum bu iken, beni bu yazıya oturmaya iten çok çok yeni bir şeyle karşılaşmış bulunuyorum: dershaneciler okulcu olacakmış. Bu, Sayın Başbakan’ca tarih verilerek açıklanan bir tasarının özeti. Dershaneciler de, öncelikle, halen var olan merdivenaltı dershanelerin çoğalacağını söylüyorlarmış… Böyle olması gayetle normal bir şey; bunu bilmeyecek ne var? Beni asıl yerimden zıplatan şu dedikleri:

- Devlet bedava arazi verirse, üstüne de kredi ve teşvik sağlarsa bu iş olur;

- Ha, bir de öğretmen isteriz tabii. Bizdekiler de MEB’e bağlanmalı. Dershane sahipleri de… Bizim diğer çalışanlarımızın da bir yerlerde istihdamları sağlanmalı;

- Dershanelerin açılmasını gerektiren sınavlara da son verilmeli.  

Bütün bunlar yerine getirilince n’olacakmış? Geleceğin özel okulcuları devletin eğitim yükünü devletle paylaşmış olacaklarmış… Valla iyi.

*

Şimdi benim korkum, merdivenaltı dershanelere engel olunamamış olduğuna göre, okulculuğumuzun da işportaya düşebileceği. Malum, bir vakitler pıtırak gibi özel sağlık şeyleri kurulmaya başlamıştı memlekette. Sonuçtan memnun muyuz? Kaçta kaçı olması gereken nitelikte? Ve niteliklilerinden kimler yararlanabiliyor bunların? Ve kimlerin başlarına neler geliyor kıytırık sağlık şeylerinde?

Başta veliler, pek çok insan bu yeni eğitim hamlesini duymuş olmaktan pek memnun sanıyorum. Sokak söyleşileri bunu gösteriyor. 3×4’lük yeni eğitim-öğretim sistemi de, ‘60 aylık çocukların, 66’lıklarla, 80’liklerle bir arada ders görecek olması’ sorununa indirgenmiş durumda. Ve bu haller beni ziyadesiyle karamsarlığa düşürmüştür. 12 Eylüller olmasaydı bu işler olamazdı.

Not: İşportayı ve işportacıyı küçümsediğim sanılmasın; işportacılık zor zanaattır, yapmışlığım var, bilirim. İşportacının hiçbir şeyi güvenceye alınmış değildir; değil hakkı hukuku, yeri bile yoktur; işin bütün güçlüklerine, hele de malının, tezgâhının heder edilmesine büyük bir inatla göğüs gerer, özetle yıkılmaz, ayaktadır. Benim takıldığım, müstakbel okulcularımızın takındığı istekçi tavır. Ve kendilerine teklif edilen işi o kadar zora koşmalarına karşın, uygulama sonucunda ortaya işporta mallarının da çıkması olasılığı… Ve bugün 12 Eylül.

 

 

İnal Karagözoğlu

12 Eylül 2012

 

 

© 2012 İK

 

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. Fevziye Yazman said,

    Eylül 12, 2012 at 16:50

    12 Eylül sonrası ‘kendi okulunu kendin yap’ diye okul yaptırması istenmişti halktan. Hayırseverlerimiz de yarışa girmişti hemen.

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.