Müziğe Yansıyan Tarih

“Bak, Bahta da İkbale de Nur İndi Hatay’da!”

Dün basın-yayında AA’nın geçtiği küçük bir haber de vardı. Kızışmaya başlayan Suriye meselesi başta, gündemin dar geldiği bir yığın şeyin yanında kendine ancak şöylesine yer bulabilmiş bir habercikti bu. Eğer devletin en üst katında yürüyen işlerden biri olmasaydı o ufak yeri de zor bulurdu ya…

Benim gibi tuhaf, saçma sapan şeyleri merak edenlerin memleket nüfusuna oranı nedir acaba? Mesela ben pek merak ederim, devlet yetkililerinin –öyle hepsinin değil tabii, sayıları ancak kırk-elli kadar olduğunu sandığım erkânın– türlü konularda belirli zamanlarda, tarihlerde yapacakları olağan işleri kimler belirler? Bu işte kaç kişi çalışır? Mesela, aynı hükümetteki tarım bakanının kadrosundakiler ile milli eğitim bakanınınki arasında fark var mıdır? Kadro neye göre belirlenir? Hükümete göre, bakanın kişiliğine, çapına vesairesine göre değişir mi? Peki bu kadroda yer alanlar neye göre seçilir? En azından KPSS’den geçerler mi? İcazet mercii var mıdır bu görevlendirmelerde? Güvenlik soruşturması falan?…

Kafama üşüşen bu sorular yine iyi… Şunlara ne demeli: o tepe kadrosundaki zevat emirlerindeki o kişilere ne kadar güvenir? Güven bunalımına düşerlerse makamlarının yolunu bile şaşırmazlar mı? Sonra, bu görevlilerinin işlerini layıkıyla yapmamış olmaları olasılığı var; bu durumlarda faturayı ne ölçüde paylaşırlar? Yok, yok, artık devam etmeyeyim; düşündükçe hafakanlar basıyor…

Sözünü ettiğim devlet yetkililerinin işlerine güçlerine dair bu soruların dışında başka şeyler de gelmiyor değil aklıma. Kafamı kurcalayan sorular bu resmi olanlarla sınırlı değil yani… Ama bunları ortaya dökmeyeyim; mesela işlerini eve taşırlar mı, günlerin getirdiği ruhsal yükler cinsel hayatları etkiler mi falan diye başlarsam sonum iyi gelmez. Bu arada neye şükrediyorum? Şu dünyada bir bok olamadığıma… Allah dağına göre kış verirmiş; ne kadar da doğru bir söz…   

Farkındayım, kaptırıp gittim, giriş cümlemden bayağı uzağa düştüm. “Dün basın-yayında AA’nın geçtiği küçük bir haber de vardı” demiştim ya, o haber, Hatay’ın anavatana katılmasının 73. yıldönümü dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanı’nın yayımladığı iletiye ilişkindi. Haberin tarihi ile basın-yayın kuruluşlarının bu habere –ve aynı makamdakilere– yer verişlerindeki anlatıma bakıldığında, Hatay’ın Türkiye’ye bağlandığı tarihin ‘23 Temmuz 1939 olduğu’ anlaşılıyor. Oysa öyle değil. Hatay Cumhuriyeti Meclisi Türkiye’ye katılma kararını 23 Haziran 1939 tarihinde (bazı kaynaklara göre 29 Haziran 1939’da) almıştı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi de Hatay’ın ülkemize katılmasını kabul etmiş, 7 Temmuz 1939 günü de Hatay İli’nin kurulmasına ilişkin 3711 sayılı yasayı çıkarmıştı.

Peki de, 23 Temmuz günü ne olmuştu? O gün Hatay’a, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bir kurul gelerek Hatay’ın anavatana katılmasını kutlama töreninde yer almıştı.

*

İşte böyle. Ben, devlet büyüklerinin belirli zamanlarda, tarihlerde yapacakları olağan işleri ayarlayan, gerekli hazırlıkları yapıp emrinde olduğu şahıslara arz eden görevlilerden olmak istemezdim; işleri bayağı bayağı zor. Kendimi onların yerine koyuyorum da, yok yok olacak gibi değil. Maazallah bir yanlışlık yaparsam hâlim nic’olur!? Düşüncesi bile sıkıntı verdi. Bu sıkıntıyı nasıl atayım? En iyisi, söz hazır Hatay’dan da açılmışken bu eşsiz ilimize dair bir müzik dinlemek; bu bir tarihin müziğe yansıması… Dilek Türkan söylüyor:

“Bak, bahta da ikbale de nur indi Hatay’da!”  

Hatay Devleti (2 Ekim 1938-23 Haziran 1939)

Cevdet Çağla’nın Behçet Kemal Çağlar’ın sözleri üzerine yaptığı bir acemkürdi şarkı* bu… Zaman zaman dinlemek isterim bu şarkıyı ve her dinleyişimde daha da duygulanırım. Şarkı, aksak usulünde:  

“Bak, bahta da ikbale de nur indi Hatay’da… 

Körfez’de sabah etti o ay yüzlü de ay da.

Sen söyle güzel, çalmaya fer kalmadı yayda;

Körfez’de sabah etti o ay yüzlü de ay da…

 

Dünyadaki cennet ne imiş, görmeye gel sen;

Kanmaz gönül, al çiçeğinden, peteğinden…

Çıkmış kuma öpsem diye umman, eteğinden;

Körfez’de sabah etti o ay yüzlü de ay da…”

Şunları eklemeden de edemeyeceğim: Şarkının bestecisi Cevdet Çağla (1900-88) kemaniydi; ve bence, Behçet Kemal Çağlar’ın (1908-69), bu güfteyi Cevdet Bey’in bestelemesi için yazdığı pek açık: bir dizesinde “Sen söyle güzel, çalmaya fer kalmadı yayda” demiş. Usta kemani besteci de ustalığını pek anlamlı biçimde “Körfez’de sabah etti o ay yüzlü de ay da…” sözlerinde muhteşem bir saba geçkisi yaparak ortaya koymuş. Biliniyordur, bir Türk müziği makamının adı da olan ‘saba’ sözcüğü, ‘gündoğusundan hafif  hafif esen tatlı ve hoş rüzgâr’ ile ‘sevgiliden haber getiren rüzgâr’ anlamlarını da taşıyor ve sabah ezanı saba makamında okunur…

 

İnal Karagözoğlu

Yalıkavak, 24 Temmuz 2012

 

 

 

_________________

* Şarkıyı dinlemek için: https://www.youtube.com/watch?v=779TBFv1y_4

 

 

© 2012 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.