Her Bir Şeyin Çözüm Yolu Vardır

İşte Açıklıyorum

 

Aile efradı, eş-dost ne zamandır bastırıp duruyor, açıkla diye… Benimle birlikte gitmesine kimsenin gönlü razı değil. Şu son köprü bakımı işleri olmasaydı zor açıklardım; milletin çektiği trafik şeysi beni zerre kadar ilgilendirmez, ama “Köprüler yaptırdım gelip geçmeye / Çeşmeler yaptırdım suyun içmeye, karam aman aman…” dercesine şu kadar arabayı köprüden beleş geçirmek, bu da yetmez, köprü ahalisine iftarlık dağıtmak iktisadiyatıma dokundu ve açıklamaya karar verdim.

İşte açıklıyorum: Haliç ve Boğaz doldurulmalı. Bu da benim projem… İstanbulumuz’un köyleşme süreci tamamlanıp da –bu iş bu yüzyılda mı sonuçlanır, bir dahakine mi sarkar, artık bilemem– nasıl olsa benim sır gibi sakladığım bu fikir beş yüzlük ampul gibi birilerinin kafasında ışıldamaya başlayacak… Bu gerçek karşısında en doğrusunu yaptım, açıkladım gitti işte. Hem ailemin, eşin dostun gönlü olmuş olacak hem de namım yürüyecek, öyle değil mi?

Projem sayesinde şehrin iki yakası bir araya geldiğinde ve bu arada Fatih de Beyoğlu’yla öpüşmüş olduğunda, İstanbul halkı huzura erecek, kamu maliyesinde gediklere yol açan olur olmaz şeyler de son bulacaktır. Dahası, külliyetli miktarda kamusal arsa stokuna kavuşulacaktır.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Müziğe Yansıyan Tarih

“Bak, Bahta da İkbale de Nur İndi Hatay’da!”

Dün basın-yayında AA’nın geçtiği küçük bir haber de vardı. Kızışmaya başlayan Suriye meselesi başta, gündemin dar geldiği bir yığın şeyin yanında kendine ancak şöylesine yer bulabilmiş bir habercikti bu. Eğer devletin en üst katında yürüyen işlerden biri olmasaydı o ufak yeri de zor bulurdu ya…

Benim gibi tuhaf, saçma sapan şeyleri merak edenlerin memleket nüfusuna oranı nedir acaba? Mesela ben pek merak ederim, devlet yetkililerinin –öyle hepsinin değil tabii, sayıları ancak kırk-elli kadar olduğunu sandığım erkânın– türlü konularda belirli zamanlarda, tarihlerde yapacakları olağan işleri kimler belirler? Bu işte kaç kişi çalışır? Mesela, aynı hükümetteki tarım bakanının kadrosundakiler ile milli eğitim bakanınınki arasında fark var mıdır? Kadro neye göre belirlenir? Hükümete göre, bakanın kişiliğine, çapına vesairesine göre değişir mi? Peki bu kadroda yer alanlar neye göre seçilir? En azından KPSS’den geçerler mi? İcazet mercii var mıdır bu görevlendirmelerde? Güvenlik soruşturması falan?…

Kafama üşüşen bu sorular yine iyi… Şunlara ne demeli: o tepe kadrosundaki zevat emirlerindeki o kişilere ne kadar güvenir? Güven bunalımına düşerlerse makamlarının yolunu bile şaşırmazlar mı? Sonra, bu görevlilerinin işlerini layıkıyla yapmamış olmaları olasılığı var; bu durumlarda faturayı ne ölçüde paylaşırlar? Yok, yok, artık devam etmeyeyim; düşündükçe hafakanlar basıyor…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Temmuz 2012…

Ramazan 1362…

 

Bugün, günlerden 23 Temmuz 2012 Pazartesi; hicri takvimle 4 Ramazan 1433. Bu takvimlerde –rumide de– günler değişmiyor: birinde pazartesiyse öbürlerinde de pazartesi…

Ramazanın yaz aylarına rastladığı günleri üçüncü kez yaşıyorum. Ramazan ayı her yıl bir öncekinden on-on bir gün öne geldiğine göre, demek ilk yaz ramazanımı 31 Ağustos 1943’te, 1 Ramazan 1362’de ‘idrak etmiş’ oluyorum (!) O tarihte sekizimi sürmekteyim… Erişte sahurda pişiriliyor; babam, ille hoşaf olsun istiyor. Büyükannem (annemin anneannesine böyle diyorum), tekne orucu tutmama yardımcı oluyor…

*

İlk yaz ramazanlarımdan bende derin izler bırakanı ’947 yılı ramazanıdır. O ayı da bağda geçirmiştik… Bizim Tokat’ta ‘bağ’ dendi mi, üzüm bağı gelir akla. Tabii birçok meyva ağacı da olur bağlarda, ama olayın merkezinde üzüm vardır. Bağa göçmek olağanüstü bir şeydir; kirazla başlayıp bağbozumuyla sona eren bir yaşam biçimi… İşin içinde mutlaka nişasta çıkarmak da var. Su kuyuda, serinleme sulama havuzlarında, kanalda… Oyunlar: çember, lök, aşık, istop, mile, kuka, saklambaç, ağaç kapmaca, pıçak saplama, ceviz ütmece, elle sürülen iki tekerli araba, sandık araba ve nihayet eşek yarışı… Saman oluğundan samanlığa kayma… Bunlar erkek çocuklarının işi; bu arada hemen her gün komşu çocuklar kızlı oğlanlı toplaşıp papazkaçtı falan da oynuyoruz. Yere serdiğimiz bez bir yaygı üzerinde… Minder falan yok; bağdaş kuracaksın ya da dizlerinin üzerine çökeceksin. Kızlar bacaklarını bitiştirip yana atıyorlar: ağırlık tek kalçaya verilmiş, hafiften kibarca bir kaykılma durumu… Etekler büyük bir itinayla çekiştirilmekte. Bacaklar, bileklerden yukarı ancak iki-üç parmak kadar ortada kalacak şekilde dışarıda; ayaklar kıvrılmış, utangaç… Bizler, erkek çocukları, eskilerden ne bulduysak ayaklarımıza onu çeçirmişiz ya da yalınayak… Kızlar çoğunlukla takunyalı; tasmanın koruduğu yerler ayaklarında beyaz birer leke gibi… Derken derken, kızlar farklılıklarıyla ilgimizi çekmeye başlıyorlar.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Evet, Ama Yeter mi?

Belirtkeyi Değiştirmeden Olmaz!

 

Önce şunu belirteyim, ben partili martili değilim. Mevcut siyasal partiler yasası ile seçim yasası yerlerinde durdukça bu taraklarda bezim olmaz. Aşağıda yazmayı tasarladığım yazıyı, sadece ve sadece ülkesini sevdiğini ve Cumhuriyetimiz’in kazanımlarından yana olduğunu söyleyen kendi hâlinde bir gözlemci olarak yazacağım.

Partilisi, gönül vermişi, umut bağlamışı, muhalifi, partisizi herkesler izlemiş olmalı, CHP, ülkemizin bu kadim partisi, adıyla sanıyla Cumhuriyet Halk Partisi, işte bir kurultayını daha yaptı. Hadise, yalnızca iç çevrelerce değil, dış çevrelerce de dikkatle takip edilmiştir herhalde… Ve ortaya çıkan sonuçlar, her kesimi kendi açısından memnun etmiştir ya da etmemiştir. CHP üzerine değerlendirmeler kurultaydan çok önce başlamıştı; artık ağızlarda ve kalemlerde bir süre de bu sonuçlar bağlamında ve daha somut verilere dayalı olarak gider…

*

Ne büyülü bir sözcük şu ‘değişim’ dedikleri… Ne de çok şey bekleniyor bu lafa –‘inanmaktan’ diyemiyorum– kanmaktan… Birileri, ‘değişmek’ sözcüğünden türeyen lafazanlıklardan medet umabilir; o birileri, birilerini o sözlerin albenisiyle avlayabilir. Elbet öyle olur: işin içinde ‘avlamak’ varsa, her şeyden önce ortada ‘avlanacaklar’ var demektir; bu olguya girmeyeyim, uzar…

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Dilin Kemiği –Spor söylemi hataları

“Düşmeye Oynayan Takım Silkelenip Atletizmiyle Öne Geçti”

Emre Yazman

 

Olimpiyatlar dünyanın en büyük spor olayı. Yaz oyunları artık yıllarda düzenlenir. Yani şubatın 29 çektiği yıllarda… Başka bir deyişle dörde tam olarak bölünebilen yıllarda… Bu yıl da olimpiyat yılı… Londra Olimpiyatı 27 Temmuzda başlıyor, 12 Ağustosa dek sürüyor. Sporla dolu günler… Spor böylesine gündemdeyken spor söylemiyle ilgili dil yanlışlarına değindim.

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Gübür

Bir Kültür İşi

 

Çok yaşamamıştır, ben öyle sanıyorum. Niye öyle sanıyorum? Benin gibi ısrarcı biri bile üyeliğinden ayrılmışsa, o dernek kapanmış olmalı.

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.