Dilin Kemiği –Karıştırılan Sözcükler – II

Sözcükleri Niçin Karıştırıyoruz – 2

Emre Yazman

 

Öncelikle anlamını bilmediğimiz ya da bildiğimizi sandığımız sözcükleri karıştırıyoruz. Sonra, her kullanımı doğru sanıp akıl süzgecinden geçirmediğimiz için yanlış yapanlar kervanına katılıyoruz. Üçüncü bir neden, sözcüklerin sesbilgisel (fonetik) benzeşimler göstermesi olarak öne çıkıyor. Bu türde çok sözcük var karıştırdığımız. Çok sayıda örneğe yer verebilmek için geçen ayki konuyu değiştirmeden sürdürüyorum.

 

cirim / cürüm

Arapçadan geçmiş iki sözcük… “Cirim” hacim, oylum demek; “cürüm” ise suç… Cirim pek dolaşımda değil. Cürüm ona göre biraz daha işlek. “Cirmi kadar yer yakmak” diye bir deyimimiz var. Çok yaygın olarak “cürmü kadar yer yakmak” diye kullanılıyor. Yanlış o denli yaygın ki, başbakan bile ana muhalefet liderine “Cürmün kadar yer yakarsın” diyor.

hükümdar / hükümran

Arapça kökenli “hükümdar” padişah, kral, hakan gibi taht sahibi devlet başkanı demektir. Farsça kökenli “hükümran” ise egemen, hâkim anlamındadır. İki sözcük gerek bu biçimleriyle gerekse yapım eki almış hükümdarlık/hükümranlık biçimleriyle zaman zaman birbiriyle karıştırılmaktadır.

il / kent, şehir

Çok farklı kavramlar olan il ve kent ya da şehir son zamanlarda tamamen birbirine karıştı. İl idari bölünüşle ilgili bir kavramdır. İl-ilçe-bucak-köy yapılanmasının en üstteki basamağıdır. Küçük ölçekli haritalarda geniş toprak parçaları olarak görünüp bu toprak parçaları üzerinde kendilerine bağlı birçok ilçe, bucak ve köy barındırır.

Kent ya da şehir ise idari bölünüşle ilgisi olmayan, toplumsal yaşama ve nüfusuna göre ayrışan yerleşim yeridir. Kent-kasaba-köy ayrışmasının en üst basamağıdır. Küçük ölçekli haritalarda kentler birer noktadır. Şimdiki ölçüler değişti mi bilmiyorum, ilkokulun üçüncü sınıfında hayat bilgisi dersinde şöyle okumuştuk:  “Nüfusu 10 binin üzerinde olan yerleşimlere şehir, nüfusu 2001-10000 arasında olan yerleşimlere kasaba, nüfusu 2 bin ve altında olan yerleşimlere de köy denir.”

Bir ilin sınırları içinde birçok kent bulunabilir. Hal böyleyken il ile kent aynı şeymiş algısı yaygındır. Karıştırılan yalnız il ile kent değil, aynı zamanda il ile il merkezi kavramlarıdır. Bunda, Türkiye’de genellikle il merkezlerinin adlarının, bulundukları ilin adıyla aynı olmasının etkisi vardır. Oysa İstanbul kenti başka, İstanbul ili ise çok başka şeylerdir. Bu durum, merkezleri illerinden farklı adı olan yerler söz konusu olduğunda belirgin biçimde ortaya çıkar. Kocaeli, Sakarya, Hatay ildir. Bu illerin merkezleri ise İzmit, Adapazarı ve Antakya kentleridir. Buna karşın İzmit, Adapazarı, Antakya’ya il, Kocaeli, Sakarya ve Hatay’a da kent diyenlerin sayısı az değildir. Özellikle televizyonlardaki bilgi yarışmalarında bu durum hiç dikkate alınmaz. Bir örnek:

Türkiye’de sınır komşusu olan şehirlerin arasındaki en uzun mesafe hangileri arasındadır? a) Kocaeli-Sakarya, b) Konya-Ankara, c) Antalya-Mersin, d) Hatay-Gaziantep.

Komşu olan şehirler değil illerdir. Ayrıca, aralarındaki mesafe sorulan Kocaeli, Sakarya, Hatay il adı olduğu için cevap şıkları arasında İzmit, Adapazarı ve Antakya bulunmalıydı.

mahsur / mahzur

“Mahsur” kuşatılmış, sarılmış, çevrilmiş demektir. “Mahzur” ise “sakınca” anlamına gelir. İkinci anlamı ise “engel”dir. İki sözcük dikkatsiz ve özensizce birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Biraz dikkat ya da özen bu hatayı önler.

mahfaza / muhafaza

İçinde değerli bir şey saklanan kaba “mahfaza” denir. “Muhafaza” ise koruma, saklama anlamındadır. Özellikle çeşitli ürünlerin kullanım kılavuzlarını hazırlayanlar “mahfaza”yı unutmuş ya da bilmiyor görünmektedir. Mahfaza yerine muhafaza demektedirler ki, yanlıştır.

yakın / yakin, yakından / yakinen

İki isim ve iki belirteç… Birinciler Türkçe, ikinciler Arapça… “Yakin”in anlamı sağlam, kesin bilgi, kesin bilme. Yakinen ise “sağlam olarak” demektir. Örnek:

Hatta yakinen biliyorlardı ki, öyle ufaktan bir aileye mensup değildi.

Bu örnekte bir hata yok. Bir de şu örneğe bakalım:

Kendisini yakinen tanırım.

Burada, yakinen biraz zorlamayla doğru gibi görünebilse de “yakından tanırım” demek çok daha ayakları yere basan bir anlatım biçimidir. Hele “hamil-i kart yakinimdir” ibaresi hepten yanlıştır.

yanılgı / yanılsama

Aynı kökten gelen, ancak farklı anlamları olan bu iki sözcükten yanılsama, genellikle yanlış olarak yanılgı yerine kullanılıyor. Anlamlarına bakınca aradaki fark netleşiyor.

Yanılgı: 1. Yanılma durumu, yanlış davranış, hata 2. Bir sanatla, bir bilimle ilgili kuralların gereğince uygulanmayışından doğan sonuç 3. Yanlışı doğru ya da doğruyu yanlış sanma (felsefe terimi).

“Yanılsama”ya gelince: 1. Yanlış algılama ya da duyu yanılması 2. Var olan nesne ya da canlıyı yanlış, ayrımlı ya da değişik olarak algılama, galatıhis, illüzyon (ruhbilim terimi).

14 gün / 15 gün

Yuvarlak rakamları ya da rakamları yuvarlamayı pek severiz. İki haftalık zaman dilimine hiç düşünmeden “15 gün” deyiveririz. Peki iki hafta 15 gün müdür gerçekten? Hafta 7 gün olduğuna göre iki hafta 14 gün değil midir? Öyledir. Öyledir de, ne de olsa 15, 30’un yarısıdır ya. Eh, bir ay da 30 gün sayılır ya.

Başka dillerde hiç yapılmayan bir yanlıştır bu. Bizde ise iki haftada bir mikrofona ya da ekrana gelen bir programın sunucusu veda sırasında “15 gün sonra buluşmak üzere” der. Hatta çocukluğumun radyo izlencelerinden birinin adı “On Beş Günde Bir”di.

“Kaç gün olduğunu bilmiyorsan saymayı da mı bilmiyorsun” derim içimden. Ama öylesine yaygın yapılan bir hatadır ki, sorgulamak kimsenin aklına bile gelmez. Başka dillerde ise iki hafta sonra bugün her zaman “14 gün sonra”dır.

180 derece / 360 derece

Bir başka sayısal hatayı 180 derece yerine 360 derece diyerek yaparız. Bir çemberin herhangi bir noktasından başlayarak 180 derece gidildiğinde çıkış noktasına göre çember üzerindeki en uzak noktaya varılır. O nedenle, iki şeyin birbirinin tam zıddı olduğunu belirtmek için mecazi olarak “180 derece farklı” ibaresi kullanılır.

Bir çemberin herhangi bir noktasından hareket edip 360 derece gidildiğinde ise dairesel döngü tamamlanmış ve başlangıç noktasına dönülmüş olur. Hal böyle olmakla birlikte “180 derece farklı” yerine “360 derece farklı” diyenlerimizin sayısı az değildir.

Karıştırılan sözcükler konusu burada sona eriyor. Gelecek ay olimpiyat başlıyor. O nedenle Temmuz yazımı spor söylemiyle ilgili hatalara ayıracağım.

 

_______________________

Yazar’ın İlgilik’te bundan önce çıkmış olan Dilin Kemiği yazıları:

Sözcükleri Niçin Karıştırıyoruz – 1 -12 May. 2012

Yasal Mevzuat Müsaitse Kalan Bakiyeyi Geri İade Ediniz -14 Nis. 2012

Komşularımızın Adını Bile Yanlış Söylüyoruz -23 Mar. 2012

“Dil Noktasındaki Sorunlar Ne Adına Yaşanıyor, Açıkçası Bilemiyorum” -24 Şub. 2012

 

Not: Bu yazı, Sigorta Dünyası dergisinin Haziran 2012 sayısında (613) yayımlanmıştır.

 

© 2012 EY.ilgilik

{lang: 'tr'}

1 Yorum

  1. mison ali said,

    Haziran 24, 2012 at 17:02

    emrecigim
    yazilarini derin bir istiha ile izliyorum.insaallah yanlis degildir bu deyim.vakit bulursan birde turkcenin su kelimelerini vede kullanis bicimlerini irdele.ornek olarak,VANDIZOT,SIPIDAK,NEDIRveya aari,yada hesaaabi,misal,tepeden aari veya kor tuttugunu yapar hesaaaabi.bu kahrolusaci a niye uzatilir.operim canim
    MISON

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.