Erguvan Ağacı

Seviyle, Sevgiyle…

 

Kahvaltıya bugün erken başlıyorduk. Kendi usulümde şöyle bir karıştırarak pişirdiğim yağda yumurtanın yarısına yakınını karımın tabağına aktarmış, geri kalanın üzerine acı pulbiberi boca edip tam ekmekle işe girişiyordum, telefon çaldı. Arayan yeğenlerimin annesiydi. ‘Sedacım’. İki gün önce, Pazartesi günü aileye katılan Torun 3’ün gelişini kutluyordu.

Teşekkür faslınının ardından az biraz eskilerden söz ettik, mutlu olduk. Tam günüydü: çocuklardan da konuştuk… Bu arada bir şeyler anımsayıp, anımsatıp birbirimizi güldürdük… Konuşmanın sonunda, çok zamandır bana yazı yollamadığını söyledim; Sedacım da, hemen yolluyorum, dedi.

Seda, Özdemir Asaf’ın kızı. Babasının okuduğu kaydedilmiş yetmiş şiiri varmış. Yapı Kredi Yayınları işte o kayıtları derlemiş, Haziran başında cd’li bir kitap yayımlamaya hazırlanıyormuş. “O kayıtları ben yapmıştım. Sesin alınış öyküsünü yazdım; onu yollayacağım” dedi.

 Özdemir Asaf  kızı Seda Arun’la. Tarih, 31 Aralık 1961… 

Kahvaltımı alelacele bitirip bilgisayara koştum. İki ileti gelmişti. Yazı ilkinin ekindeydi: ‘Erguvan Ağacı’. Telefonda dediklerini yinelediği bu kısa iletisini “Seviler” diye noktalamıştı Sedacım. İkincisi bir açıklamaydı; şunları söylüyordu:

 

«Yazımın sonunu ‘sevgiler’ diye bitirmek isterken ‘seviler’ olmuş.

Bu da bana babamın bir etikasını hatırlattı: “Sevgi’den ad yapılıyor. Mutlu’dan ad yapılıyor.. ‘Aşk’ adında ne bir kadın gördüm ne de bir erkek.. Bu korku neden?”

Ayla Algan’ın kızına ‘Sevi’ adını verdiğini duyduğumda da babamın bu sözü aklıma gelmişti.

Bu korku neden?

Sevilerle sevgiler.»

Sedacım’ın babasının cd’li şiirleri için yazdığı yazının bana geliş öyküsü de işte böyle. Erguvan Ağacı da altta…

*

Evet, aileye yeni bir torun geldi. Onu görmeye gideceğiz birazdan…

 

İnal Karagözoğlu

23 Mayıs 2012

 

 

 

 

Erguvan Ağacı

 

Mayıs ayının ilk günlerinin bir öğle üzeri Ortaköy’den başladık yürümeye. Güneş solgun turuncu, gökyüzü uçuk mavi, deniz çırpıntılı lacivert, Boğaziçi’nin iki yakası erguvan rengindeydi.

Deniz tarafındaki kaldırımda yan yana yürüyorduk. Ben denize bakıyordum. Dalgalar, sahildeki tekneleri yavaşça sallıyordu. Saçlarım uzun olsaydı onlar da rüzgârda salınacaktı.  Bebek Koyu’na geldiğimizde elimi tutmak istedi. Önce elimi çektim, sonra elini tuttum. El ele Emirgân Korusu’na geldiğimizde bizi laleler karşıladı. Boğaz’ı gören bir banka oturduk. Yan yana. Konuşmuyorduk. Denize bakıyorduk. Kendini bana yaklaştırdı. Elini omzuma attı. “Benimle evlenir misin” dedi. Şaşırmıştım. Yanaklarımın kızardığını biliyordum. Yüzüne bakamadan “Anneme sormalıyım” dedim. Omzumu hafifçe okşadı.

Akşam eve gelip olanları anneme anlatınca “Babana danışmalıyım” dedi. Beş sene olmuştu annemle babam ayrılalı. Babam, ikinci annem Yıldız Moran’la evliydi.

O mayıs akşamı babam, annemin Caddebostan’daki evine geldi. Sofrada babamla karşılıklı oturduk, annem ise başa oturdu. Önce yemek yedik. Sonra annem konuyu açtı. Sordu. Benim yanaklarım yine kızarmıştı. Cevabını bekliyordum ama vermedi. “Benim şiir kitaplarım nerede?” diye sordu. Annem kitapları sofraya getirdi. Babam tabağını kenara itti. Rakı bardağını kitaplardan uzaklaştırdı. Sayfaları karıştırmaya başladı. Şiirlerle cevap vereceğini anlamıştım. Makaralı teybi sehpanın üzerine koyup, düğmesine bastım.

Şiirlerini sesiyle oynayarak, bazen yavaş, bazen hızlı, bazen fısıldar gibi, bazen bağırır gibi okudu. Hiç ara vermeden okuyordu şiirlerini. Gece uzun sürdü. Vakit bir hayli geç olmuştu. Kitaplarını kapattı, yerinden kalktı, kitapları rafa koydu, bizlere “Hoşça kalın” diyerek gitti.

Bunlar, erguvanların İstanbul’u kuşattığı 1966 yılının mayıs ayında yaşandı. Şimdi yine mayıs ayındayız. Aradan 46 yıl geçti. İstanbul yine erguvan renginde.

Düşünmeden  bastığım o teybin düğmesiyle Özdemir Asaf’ın sesini kaydetmiş olmamın ne kadar önemli olduğunu çok sonraları anladım.

GİDEN şiirinde:

“Geçen yaşadığındır, yaşarken anlamadan.

Kalan bir gerçektir belki…”

der.

Yaşadığını anlamanın bu kadar zor olacağını hiç düşünmemiştim. Bodrum’da, bahçedeki erguvan ağacına bakarak yazıyorum bu yazıyı. Çiçekleri döküldü. Sadece yaprakları kaldı. Bir sene beklemem gerekecek çiçeklerini görebilmem için.

Seneye mayıs ayında kavuşmak üzere Erguvan Ağacı.

 

Seda Arun

Bodrum, 7 Mayıs 2012

© 2012 SA.ilgilik

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. Bayram Leventoğlu said,

    Mayıs 24, 2012 at 00:05

    Dostluğu paylaşmak kadar, güzellikleri dostlarla paylaşmak da güzel.
    Yalın dostluklar gibi yalın sözlerle yazılır yürekçe yazılar.

    Arguvan renkli hatıralar canlandı içimde. Bu yazıyı okuyan her mevsimde Arguvan mevsimini yaşayacaktır. Yaşamak için nefes almalı, gam ve gussaya tahammül için yüreğinde sevda olmalı.

  2. Sevinc said,

    Ocak 28, 2016 at 14:08

    Yuregine saglik Seda’ cigim. Yazilarini lutfen daha faxla paylas. Inanilmaz guzel. Sevgiler

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.