Kuzu Kuzu Dinlemek…

Bununla Kalmayıp Bir de İnanmak!

 

Şöyle de diyebilirdim: “Kuzu kuzu dinliyoruz, dinlemekle yetinmiyoruz, bir de bu saçmalıklara inanıyoruz!…” Ancak, cümleyi birinci çoğul şahısla kurunca, zekâvet sahiplerinin ‘kendilerine hakaret edildiği’ sonucunu çıkarma olasılığı yüksek olduğundan bundan caydım.

Oysa, mesela örneğin birisi çıkıyor, -o birisi, anlı şanlı bir üniversite hocamız da olabilir, pek muteber bir enkırmenimiz* ya da köşecimiz de- ‘parlamenter düzenin diktatörlüğe yol açtığını ve bu düzenin iflah olmaz bir şey olduğunu’ söylüyor, bunu kaldırıp yerine başkanlık sistemini getirmek gerektiği fetvasını veriyor, ve kimileri bu lafları kuzu kuzu dinliyor, bu denenlere iman getiriyor ve dahi bu görüşü büyük bir bilmişilikle etrafa yayıyor. Neden? Çünkü hocam, “Başkanlık modeli aklın bulduğu bir sistemdir” buyurmuştur; yani, akıllı olan bunu bilir bunu söyler… (Kim “ben aptalım” der?!) Üstelik, özgürlük isteyen diktatörlükten korkar (peki, ne yapar?) ve başkanlık sisteminin limanına sığınır.

Bu arada bir de Predatör – Heron çekişmesi var: kimisi el şeyiyle şey etmişler, diyor, kimisi de buna karşılık ulusalcı (pardon ‘milliyetçi’) bir söylem geliştirip Amerika’nın şeysine kalmadık, diyor, biz kendi şeyimizle şey ederiz… Suçlamalar, savunmalar bunun üzerine kurulmuş. Gidenler ha Predatör’ün ha Heron’un verileri ışığında karanlığa göçmüşler, ne fark eder? Kimse çıkıp da, öyle de böyle de yanılmışsın işte, demiyor (diyemiyor).

Yapılan, sadece kuzu kuzu dinlemek, bununla da kalmayıp her söylenene inanmak, o da yetmez, işin özüne inmeden birilerinin dediklerini bilmiş bir edayla etrafa yaymak…

Yaaa, işte böyle… Ne yazık!

 

İnal Karagözoğlu

Yalıkavak, 21 Mayıs 2012

 

 

_______________

* enkırmen: İngilizcesi 'anchorman' olan bu sözcük, televizyon haberciliğimizin yükselme (!) döneminde basın-yayıncılarımızce dilimize bu sesletimiyle sokuldu. 'Genel bilgi düzeyi yüksek olan yorumcu' anlamında kullanılıyor.

 

Dilbilimci Prof. Dr. Hamza Zülfikar, ‘Doğru Yazmak – Doğru Konuşmak’ başlıklı yazılarından birinde bu sözcüğe ilişkin şunları söylemişti:  

 

«İngilizceden dilimize geçmeye çalışan pek yeni örneklerden biri de anchorman. Okunuşu ise enkırmın. Televizyonda ankırmen, ankorman biçimlerinde telâffuz edildiğini duydum. İngiliz sözlüklerinde çeşitli anlamları bulunan bu kelimenin son anlamlarından biri de “Radyo ve televizyonlarda, gelişmeleri, olayları haber hâline getirip anlatan spiker, nakledici, hikâye edici.” Anlaşılan spiker’den farklı bir sunucu. Derleyip toparlayıp haber hâline getirme işi ağırlıkta; bu işle sorumlu görevli.

Show televizyonunda görevli Reha Muhtar’a bir unvan olarak verildiğine göre olsa olsa haber merkezi müdürü diye karşılanabilir. Ancak bu söz, ulaşılması güç bir unvan, herkesin kolay kolay elde edemeyeceği bir aşama olarak takdim edildi. Reha Muhtar, bu unvanla övüldü. Alanı İngiliz dili olan hocalarımız ilgi duyar, bunu bize açıklarsa seviniriz. Bizim sözlüklerle sınırlı olan bilgimize göre, anchorman haber merkezi görevlisi veya müdürü demektir. Bu hususu ivedilikle açıklığa kavuşturmamız gerekir. Aksi hâlde her televizyonda ve radyoda yeni anchorman’lar türeyebilir ve bu sözün okunuşu, imlâsı yeni bir tartışma konusu olabilir.»

 

Not: Bu satırların yer aldığı makaleye Dersimiz Edebiyat Com alanından ulaşılabilir .

 

© 2012 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.