Dilin Kemiği –Karıştırılan Sözcükler

Sözcükleri Niçin Karıştırıyoruz – 1

Emre Yazman

 

Türkçede birbirleriyle karıştırdığımız çok sözcük var. Karıştırma nedeni olarak ilk sırada sözcüklerin anlamını bilmemek geliyor. İkinci sırada ise, duyduğumuz ve/veya okuduğumuz şeyleri akıl süzgecinden geçirmeden kolayca benimsememiz var. Buna, hemencecik sürüye katılmak da denebilir. Bu başlık altında birbirleriyle karıştırdığımız sözcüklerin en yaygın olanlarını ele alacağım.

 

yüzünden – sayesinde

Her ikisi de nedeniyle anlamına geliyor. Ama aralarında önemli bir fark var: “Yüzünden” bir olumsuzluğu vurguluyor, “sayesinde” ise olumlu bir nedeni, istenen bir durumu anlatıyor. Yanlış, genellikle sayesinde yerine yüzünden kullanılarak yapılıyor. Tersine pek az rastlanıyor. Örnek:

Senin yüzünden düştüğüm duruma bak.

Yanımızdaki harita sayesinde kaybolmaktan kurtulduk.

“Harita yüzünden” dersek yanlış olur.

“Sayesinde”nin kimi zaman alaycı bir anlatım için “yüzünden” yerine kullanıldığı da olur: Sayenizde başıma gelmeyen kalmadı.

Bu kullanım biçimi hatalı değildir elbette.

etkin – etkili, etkinlik – etkililik

Etkin, Arapçadan alınan “faal” ve batı dillerinden geçen “aktif”le aynı anlamdadır. Etkinlik ise “faaliyet” ve “aktivite”yle anlamdaştır.

Örnekler:

Vezüv etkin bir yanardağdır. Etkin spor yaşamını 40 yaşına kadar sürdüren sporcu pek azdır.

Spor, insanların sağlığını korumaya yönelik bir etkinliktir. Bayram çeşitli etkinliklerle kutlandı.

Etkili “müessir” demektir. Bu sıfattan türemiş etkililik ise “müessiriyet”, yani etkili olma durumu anlamına gelir. “Etkin” ve “etkinlik” kimi zaman kendi anlamlarında kullanılmanın yanı sıra “etkili” ve “etkililik” anlamlarında da sıkça kullanılıyor. Sözgelimi şöyle bir tümceye rastlayabiliyoruz: Sorunun çözümü için etkin önlemler alınacak. Faal önlem ya da aktif önlem olur mu? Olmaz. Ama etkili önlem olur.

Şöyle bir cümleye de rastlayabiliyoruz: Gösteriler sırasında polisin takındığı tutumun etkinliği sorgulanıyor. Takınılan tutumun faaliyeti ya da aktivitesi olmaz. Ama tutumun müessiriyeti, yani etkililiği olur.

Cümlelerin doğru biçimleri şöyle olacak:

Sorunun çözümü için etkili önlemler alınacak.

Gösteriler sırasında polisin takındığı tutumun etkililiği sorgulanıyor.

beğeni – takdir

Beğeni, “beğen” kökünden Türkçenin kurallarına göre türetilmiş bir sözcük. İki anlamı var:

1. Güzel ya da çirkin duygusunu verdiren duygu, zevk.

2. Güzeli çirkinden ayırma yetisi, zevk, gusto.

“Takdir”le sık sık karıştırılıyor. Peki takdir ne demek? Beğenme, beğenip belirtme, değer verme demek. Yanlış, hemen her zaman “takdir” yerine “beğeni” kullanılarak yapılıyor:

Yazarın yeni oyunu izleyicilerin büyük beğenisini topladı.

Olmaz, takdirini topladı olacak. Çünkü beğeni toplanmaz, bir oyun beğeniyle izlenir ancak.

yüzde – puan

Bir orandaki artış ya da azalıştan söz ederken “puan” kullanılır. Bir oranın artışı ya da azalışı gene oranla verilirse yanlış yapılmış olur. Bir örnek üzerinde görelim:

Halkoylamasında evet oyu vereceklerin oranı üç haftada yüzde 10 arttı.

Kamuoyu araştırma şirketi üç hafta önce bulduğu yüzde 36’lık oranı bu kez yüzde 46 olarak bulmuş. Bunu yukarıdaki tümceyle ifade ediyor. Yanlış yapıyor. Çünkü 36’nın yüzde 10’u 3,6’dır. Yani tümceden söz konusu oranın yüzde 39,6’ya (36 + 3,6) çıktığı anlaşılır. Oysa söylenmek istenen yüzde 36’nın yüzde 46’ya çıkmış olduğudur. Bu anlamı verebilmek için “yüzde 10 arttı” değil, “10 puan arttı” demek gerekir.

Sıkça yapılan bir hatadır.

süre – süreç

Önce anlamlarına bakalım.

Süre: Bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman parçası, zaman aralığı. Eşanlamlısı “müddet”.

Süreç: Aralarında birlik olan ya da belli bir düzen içinde yinelenen, ilerleyen, gelişen olay ya da eylemler dizisi. Eşanlamlıları “vetire”, “proses”.

Birer örnek tümce içinde de görelim.

Kumru yavruları çok kısa bir sürede büyüyüp yuvadan uçar.

Her ay bir yumurta hücresi olgunlaşma sürecine girerek östrojen hormonu salgılamaya başlar.

Görüldüğü gibi süre ve süreç tamamen farklı kavramlar. Anlamlarını da bilince birbirleriyle karıştırmak için bir neden kalmıyor.

önermek – salık vermek, tavsiye etmek

Önermek “teklif etmek” demektir. Ama son zamanlarda bu anlamda pek az kullanılıyor. Şimdilerde yaygın olarak “salık vermek”, “tavsiye etmek” yerine kullanılır oldu. Oysa “önermek” eyleminin böyle bir anlamı kesinlikle bulunmuyor. O anlamı karşılayan iki tane eylemimiz var. “Salık vermek”i beğenmiyor musunuz? Buyurun “tavsiye etmek”i kullanın o zaman.

“Önermek”i bu işe karıştırmayalım lütfen.

güdü – içgüdü

İçgüdü, Türkçenin sözcük türetme gücünü iyi yansıtan, Arapçadan ödünç alınmış anlamdaşlarını unutturacak denli tutunmuş, yaygınlaşmış bir bileşik sözcük. Artık kullanılmayan o anlamdaşları “insiyak” ve “sevkıtabii”.

Bir ruhbilim terimi olarak anlamı şöyle: Bir canlı türünün bütün bireylerinde us ve düşünceden bağımsız olarak doğuştan gelen bilinçsiz her türlü eylem ve davranış. Lisede psikoloji öğretmenimiz Nurettin Topçu, insanlarda zekânın baskın olduğunu, o nedenle insan türünde içgüdünün neredeyse hiç bulunmadığını söylemişti. Çünkü zekâ sürekli evrimlenirdi, işgüdü ise başlangıçta nasıl ise milyonlarca yıl sonra da öyle kalırdı. Gene kendi yazdığı ders kitabımızda ise içgüdünün tanımını şöyle yapmıştı: “Bir hedefe doğru düzenlenmiş hareketleri ne hedefin ne de düzenin farkında olmaksızın yapabilme yetisine içgüdü denir.”

İçgüdü kavramını güzel bir sözcükle karşılamayı başardık, kullanmayı da çok seviyoruz,  ama ne yazık ki bu sözcüğü genellikle doğru kullanmıyoruz. “Güdü” yerine içgüdü diyoruz hep.

Güdü ne demek peki? Güdü, bugün de hâlâ kullanılan “saik”in karşılığı. Anlamları:

1. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak davranışı doğuran, sürekliliğini sağlayan ve ona yön veren herhangi bir güç.

2. Kaynağı duygulanma değil, akıl olan neden. (Yeri gelmişken, kaynağı duygulanma olan neden de “dürtü”dür. Sözgelimi sevgi bir dürtü, ödev bir güdüdür.)

3. Bir etkinlik ya da eylemin gizli nedeni.

4. Bireyleri bilinçli ve amaçlı eylemlerde bulunmaya yönelten dürtü ya da dürtüler bileşkesi.

Şimdi bütün bunların ışığında, duyduğunuz ve okuduğunuz “içgüdüler”e bakın ve tartın. Ne demek istiyor konuşan ya da yazan? Kastettiğinin çoğu zaman içgüdü değil de güdü olduğu sonucuna varacaksınız.

Peki, niçin güdü demiyoruz da içgüdü diyoruz? Dedim ya, kullanmayı çok seviyoruz. Fiyakalı geliyor herhalde.

Karıştırılan sözcükler konusunu gelecek ay da sürdüreceğim.

 

 

_______________________

Yazar’ın İlgilik’te çıkan son üç yazısı:

Yasal Mevzuat Müsaitse Kalan Bakiyeyi Geri İade Ediniz -14 Nis. 2012

Komşularımızın Adını Bile Yanlış Söylüyoruz -23 Mar. 2012

“Dil Noktasındaki Sorunlar Ne Adına Yaşanıyor, Açıkçası Bilemiyorum” -24 Şub. 2012

 

Not: Bu yazı, Sigorta Dünyası dergisinin Mayıs 2012 sayısında (612) yayımlanmıştır.

 

© 2012 EY.ilgilik

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.