Yeni Bir Anayasaya Doğru

Beyhude İşler…

 

Olay pek çok soru işaretiyle birlikte duyulmuştu. 28 Aralık 2011 akşamı Uludere’de 34 yurttaşın yanlışlıkla öldürülmüş olduğu haberiyle karşı karşıyaydık; yanlışlık, sonradan kaçakçı oldukları anlaşılan bu kişilerin terörist zannedilmesindeydi. Ve herkesler olayı bir tarafından çekiştirmeye başladı. Yitirilenlerin yakınlarına kısa sayılacak bir zamanda tazminat ödendi ve tabii bu sefer de bu konu üzerinden bir sürü gereksiz laflar edildi. Yani, işin özünün üstünün örtülmesine katkıda bulunmakta yarışıldı.

Unutma, unutulmaya terk edilme durumu kendi hâlinde sürerken Mayıs (2012) ortalarına gelindiğinde olay birden anımsandı. Anımsanmakla kalsa iyi, alevlendi… Bu sefer, 28 Aralık 2011’dekinden bambaşka bir biçim ve özle karşı karşıyaydık; olay başka bir yöne evrilmişti. İşin renginin değişmesine yol açan, -yoksa, “bu değişimi sağlayan” mı demeliyim?- Wall Street Journal gazetesiydi. (Amerikalıların böylesi huylarını seviyorum…)

Wall Street Journal, Uludere’de 34 yurttaşımızı kaybetmemizle sonuçlanan hava operasyonunun, Amerikalılar’ın verdiği istihbarata dayanarak yapıldığını söylüyordu. Bu haber üzerine yine işin özünü görmek yerine bir Predatör – Heron çekişmesine girişildi.

Evirip çevirmeler bitmiyor; şimdi de şunlarla oyalanıyoruz (basın-yayında yer alış sırasıyla):

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Erguvan Ağacı

Seviyle, Sevgiyle…

 

Kahvaltıya bugün erken başlıyorduk. Kendi usulümde şöyle bir karıştırarak pişirdiğim yağda yumurtanın yarısına yakınını karımın tabağına aktarmış, geri kalanın üzerine acı pulbiberi boca edip tam ekmekle işe girişiyordum, telefon çaldı. Arayan yeğenlerimin annesiydi. ‘Sedacım’. İki gün önce, Pazartesi günü aileye katılan Torun 3’ün gelişini kutluyordu.

Teşekkür faslınının ardından az biraz eskilerden söz ettik, mutlu olduk. Tam günüydü: çocuklardan da konuştuk… Bu arada bir şeyler anımsayıp, anımsatıp birbirimizi güldürdük… Konuşmanın sonunda, çok zamandır bana yazı yollamadığını söyledim; Sedacım da, hemen yolluyorum, dedi.

Seda, Özdemir Asaf’ın kızı. Babasının okuduğu kaydedilmiş yetmiş şiiri varmış. Yapı Kredi Yayınları işte o kayıtları derlemiş, Haziran başında cd’li bir kitap yayımlamaya hazırlanıyormuş. “O kayıtları ben yapmıştım. Sesin alınış öyküsünü yazdım; onu yollayacağım” dedi.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Kuzu Kuzu Dinlemek…

Bununla Kalmayıp Bir de İnanmak!

 

Şöyle de diyebilirdim: “Kuzu kuzu dinliyoruz, dinlemekle yetinmiyoruz, bir de bu saçmalıklara inanıyoruz!…” Ancak, cümleyi birinci çoğul şahısla kurunca, zekâvet sahiplerinin ‘kendilerine hakaret edildiği’ sonucunu çıkarma olasılığı yüksek olduğundan bundan caydım.

Oysa, mesela örneğin birisi çıkıyor, -o birisi, anlı şanlı bir üniversite hocamız da olabilir, pek muteber bir enkırmenimiz* ya da köşecimiz de- ‘parlamenter düzenin diktatörlüğe yol açtığını ve bu düzenin iflah olmaz bir şey olduğunu’ söylüyor, bunu kaldırıp yerine başkanlık sistemini getirmek gerektiği fetvasını veriyor, ve kimileri bu lafları kuzu kuzu dinliyor, bu denenlere iman getiriyor ve dahi bu görüşü büyük bir bilmişilikle etrafa yayıyor. Neden? Çünkü hocam, “Başkanlık modeli aklın bulduğu bir sistemdir” buyurmuştur; yani, akıllı olan bunu bilir bunu söyler… (Kim “ben aptalım” der?!) Üstelik, özgürlük isteyen diktatörlükten korkar (peki, ne yapar?) ve başkanlık sisteminin limanına sığınır.

Bu arada bir de Predatör – Heron çekişmesi var: kimisi el şeyiyle şey etmişler, diyor, kimisi de buna karşılık ulusalcı (pardon ‘milliyetçi’) bir söylem geliştirip Amerika’nın şeysine kalmadık, diyor, biz kendi şeyimizle şey ederiz… Suçlamalar, savunmalar bunun üzerine kurulmuş. Gidenler ha Predatör’ün ha Heron’un verileri ışığında karanlığa göçmüşler, ne fark eder? Kimse çıkıp da, öyle de böyle de yanılmışsın işte, demiyor (diyemiyor).

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Yeniden 19 Mayıs!

Gün, Bu Tarihi Okuma Günüdür

 

Bugün 19 Mayıs 1919’da başlayan büyük yürüyüşün 93’üncü yıldönümü… Ve bugün Büyük Kurtarıcı’nın doğum günü.   

Ve ne zaman bir 19 Mayıs’a daha ulaşsak, aklıma Şark Meselesi, İngiliz Muhipleri Cemiyeti falan gelir… 

‘Şark Meselesi’, yani ‘Doğu Sorunu’ sözü ilk kez Rus Çarı Aleksandr’ın ağzından çıkmıştır. Aleksandr, kendi icatları olan bu kavramı 1815’te toplanan Viyana Kongresi’nde, delegelerin dikkatini Osmanlı uyruğu olan Rumlar’a çekmek için ortaya attı. O yıllarda İngiltere, Rusya'nın genişlemesinden korkuyordu; o yüzden de bu konunun görüşülmesini istemedi, delegeleri etkileyerek reddedilmesini sağladı.

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Anneler Günü’nde…

Bıyıklı Anneler!

Pakiz Borteçen

Eğer anne olmak,

- O doğmadan önce ona bir oda hazırlamak, duvarlarını elleriyle boyamak, odasını süslemekse;

- Daha doğmamışken onun fotoğrafını görüp heyecanlanmaksa;

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

Dilin Kemiği –Karıştırılan Sözcükler

Sözcükleri Niçin Karıştırıyoruz – 1

Emre Yazman

 

Türkçede birbirleriyle karıştırdığımız çok sözcük var. Karıştırma nedeni olarak ilk sırada sözcüklerin anlamını bilmemek geliyor. İkinci sırada ise, duyduğumuz ve/veya okuduğumuz şeyleri akıl süzgecinden geçirmeden kolayca benimsememiz var. Buna, hemencecik sürüye katılmak da denebilir. Bu başlık altında birbirleriyle karıştırdığımız sözcüklerin en yaygın olanlarını ele alacağım.

 

Read the rest of this entry »

{lang: 'tr'}

« Previous entries Sonraki Sayfa » Sonraki Sayfa »

Improve the web with Nofollow Reciprocity.