Neyin Ne Olduğunu Bilmezsen…

Evlere Şenlik Durumlar

 

 

Ticaret kuruluşlarının zaman zaman müşteri çekme kampanyaları oluyor. Bunlara, işin gereği olarak albenili adlar veriliyor. Dilini bilmemek, hele de öğrenmeye yönelmemek kötü; bazen bu bilgisizlik yüzünden çok tuhaf adlar da veriliyor bu kampanyalara. Alın, ‘evlere şenlik’ sözünü… Lafın içinde ‘şenlik’ var ya, ‘evlere şenlik’ deyiminin iyileme anlamı olduğu sanılıyor.

Bu deyim, değişik zamanlarda değişik ticaret kuruluşlarınca değişik şeyleri pazarlamak için bol bol kullanıldı. Şu son günlerde de yine bir iletişim şirketi ona sarıldı. “‘Evlere şenlik’ şeyini şey edersen evin şenlenecek” demeye gelen bir tanıtım… Ben böyle ürünü istemem, benden uzak olsun.

Oysa, ‘evlere şenlik’ deyimi, pek çok inceliği olan dilimizde, ‘beğenilmeyen, olumsuz karşılanan bir durum ya da davranış’ için alay yollu söylenen bir söz; ‘evlerden ırak olsun’ deyimiyle ne denmek isteniyorsa o demeye geliyor. Yani, kötü bir şeyin evlerden, insanlardan uzak olmasını dilemenin bir başka yolu.  

*

Bedri Rahmi’nin ismiyle müsemma bir şiiri vardır: ‘İstanbul Destanı’… Şair, ‘evlere şenlik’ deyimini kendi zevki bakımından cuk oturtmuş bu şiirinde; sözün geçtiği bölüm şu:

“Derken
Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses
Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin
Hacıyağına bulanmış sesiyle esner:
Gamı şadiyi felek
Böyle gelir böyle gider”

Ve ‘karşıdaki radyodan gelen gayetle mülayim ses’ de -pek belli değil mi?- Münir Nurettin Üstad’ın…

Buradaki “Gamı şadiyi felek / Böyle gelir böyle gider” dizeleri, Hacı Ârif Bey’in bir mahur şarkısından; güfte Enderunlu Vasıf Osman Efendi’nin: “Zahiri hâle bakıp etme dahl bir ferdi / Çekilir çile değil çille-i germ ü serdi / Kendi hâlince olur her kişinin bir derdi / Tükenir mi feleğin sille-i nerm ü serdi / Mihneti kendine zevk etmedir âlemde hüner / Gam ü şadi-i felek böyle gelir böyle gider.” 

Enderunlu’nun dizelerini günümüze çevirmeye çalışayım: Görünen duruma bakıp da hiç kimseyi dışlamayasın; acı da olsa tatlı da, çile çekilir şey değildir ve herkesin kendisine göre bir derdi vardır. Şu dünyanın yumuşak olsun sert olsun tokadı biter mi hiç? Bu dünyada ustalık, insanın sıkıntıları hoşuna gidecek biçime dönüştürebilmesidir; dünyanın üzüntüsü de sevinci de işte böyle gelip geçer…

Rahmetli Münir Nurettin bu curcuna şarkıyı, araya bir gazel ekleyerek söylerdi. Gazelin Ziya Paşa’dan olan sözleri şu: “Ya Rab, ne eksilirdi derya-yı izzetinden / Peymane-i vücuda zehr-ab dolmasaydı (aman, aman), / Azade-ser olurdum asib-i derd ü gamdan (aman, aman, aman), / Ya dehre gelmeseydim ya aklım olmasaydı (of, of, of).” Yani, “Ey büyük Allahım” diyor Paşa, “bedenimizin kadehine zehirli sular dolmasaydı, senin o yücelik denizinden ne eksilirdi? (Böyle olmasaydı) Başım dert ve keder ateşinden kurtulmuş olurdu… (Ah,) Ya dünyaya gelmeseydim ya da aklım olmasaydı…”

*

Dedim ya, dilini bilmemek, öğrenmek için çaba göstermemek kötü; neyin ne olduğunu bilmezsen evlere şenlik işler yaparsın işte. Şunu da söyleyeyim, evet, Bedri Rahmi Üstat, Üstat Münir Nurettin’i kendi zevkince evlere şenlik bulmuş olabilir, buna diyecek bir şey yok, -ben de o sesi ve tavrı sevmem- ama Hacı Ârif Bey’e ayıp etmiş ‘hacıyağına bulanmış’ nitelemesiyle…

Son söz: Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun bu dizeleriyle ne Münir Nurettin’in sesi ne de Hacı Ârif Bey’in müziği değersizleşir. Ve bu yazı da İstanbul Destanı’nı lekeleyemez… Dev isimleri andım, hepsi bu.

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 27 Nisan 2012

 

 

________________________

* Zahiri Hâle Bakıp Etme Dahl Bir Ferdi: http://www.youtube.com/watch?v=ZXYZxg9Kgss ; Münir Nurettin Selçuk söylüyor.

 

© 2012 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.