Dilin Kemiği –Gereksiz Yinelemeler

 

Yasal Mevzuat Müsaitse Kalan Bakiyeyi Geri İade Ediniz

 

Emre Yazman

 

 

Kapalı kort, kapalı havuz, kapalı manej, kapalı veledrom, hatta kapalı stadyum olur da kapalı spor salonu olmaz. “Spor salonu” demek yeterlidir. “Erkek horoz” diyor muyuz?

 

Gereksiz anlamsal yinelemeler -gereksiz sözcükler de denebilir-, sıkça yaptığımız dil yanlışlarından. Duyduğumuzu, okuduğumuzu aynen kullanmak, başkalarının yaptığı yanlışı biz de yapmak zorunda değiliz. Genellikle, bilerek ya da bilmeyerek böyle bir zorunluluk varmış gibi davranıyor, çevremizden bolca yansıyan bu yanlış kalıpları akıl süzgecinden geçirmeden cömertçe kullanıyoruz.

İlgi alaka göstermek

İlgi Türkçe kök ve ekle türetilmiş, alaka ise Arapçadan aldığımız eşanlamlı iki sözcük. Bunlardan yalnızca birini kullanmak meramı anlatabilmek için yeterliyken, niçin ikisini birden kullanma gereksinimi duyulur? İlgi göstermek ya da alaka göstermek çok mu sadedir? Anlam mı zayıf kalmaktadır? İlgi alaka göstermek denince ne olmaktadır? Sadelikten uzak, süslü, şatafatlı konuşma hevesi bize Osmanlıcadan mı mirastır?

Soruların yanıtları belli. Oraya hiç girmeyeceğim. Ancak şu kadarını belirtmeliyim ki, böyle gereksiz yinelemeler duru bir anlatımın önünde yüksek birer engeldir.

Kalan bakiye

“Bakiye”deki sesletim yanlışına değinmeden yineleme hatasına geçmek doğru olmaz.

Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş.

Dizedeki “baki kalmak” sürekli, kalımlı olmak anlamındadır ve “baki”nin, şairin adında olduğu gibi iki hecesi de uzun okunur. “Bakiye” ise aynı kökten gelen bir sözcük olmakla birlikte, ilk hece ezici çoğunluğun yaptığı gibi uzun değil kısa okunur. “Takıye” bakiyenin sesletimi için verilebilecek uygun bir örnektir.

Yineleme hatasına gelirsek… Bakiyenin birinci anlamını sözlük “artık, artan, kalan, geri kalan, kalıntı”, ikinci anlamını da “hesapta kalan para” diye veriyor. Bu durumda “kalan bakiye” değil de yalnızca “bakiye” ya da “kalan” demek gerektiği ortaya çıkıyor. Bu hata öylesine yaygın ki, sözgelimi en büyük bankalarımızdan birinin sitesinde bile çok yakın zamana kadar “kalan bakiye” ibaresine rastlanabiliyordu.

Kapalı spor salonu

Bir salon düşünün ki kapalı olmasın. Kapalı olmayan bir mekândan “salon” diye söz edilebilir mi? Kapalı olma durumu “salon” kavramının olmazsa olmazıdır. Salon ya da spor salonu kapalılık anlamını zaten içinde barındırır.

Kapalı kort, kapalı havuz, kapalı manej, kapalı veledrom, hatta kapalı stadyum olur da kapalı spor salonu olmaz. “Spor salonu” demek yeterlidir. “Erkek horoz” diyor muyuz?

Yasal mevzuat

Mevzuat, bir ülkede yürürlükte olan yasa, tüzük, yönetmelik vb.’nin tümü demektir. Adı geçenler için bir de “yasal” sıfatını kullanmak gereksizdir. “Yasal yasa” olur mu?

Yazılı metin

Eşanlamlısı “tekst” olan metnin sözlükte iki anlamı var:

1. (Yapıt, yasa, belge için) Bir yazıyı biçim, anlatım ve noktalama özellikleriyle oluşturan sözcüklerin bütünü. 2. Basılı ya da el yazması parça.

Bir metinden söz ediliyorsa -her iki anlamı için de- yazılı ya da basılı bir belge söz konusudur. Sözlü metin olmaz. Sözgelimi bir konuşmanın ne sözlü metninden ne de yazılı metninden söz edilebilir. Çünkü metin yazıdır. Yazı yoksa metin de yoktur. O nedenle “yazılı” sıfatını metin için kullanmak gereksiz ve yanlıştır.

Geri iade etmek

İade etmek… Geri vermek… Aynı anlama gelen iki eylem… Ama birçoğumuza yetmiyor bunlar ve “geri iade etmek” diye ikisinin kırması üçüncü bir eylem türetip rahatlıkla kullanmaya başlıyoruz. Yanlış olduğunu aklımızın köşesinden bile geçirmeden… Gereksiz bir anlamsal yineleme daha…

Yerine ikame etmek

“İkame” sözcüğüne geçen ayki sesletim hataları konulu yazımda değinmiş, k sesinin ince okunmasının yanlış olduğunu belirterek, doğrusunun “kanun”da olduğu gibi kalın okunması olduğunu vurgulamıştım. Aynı sözcük bu kez “gereksiz yinelemeler” başlığı altında karşımıza çıkıyor. İkame, zaten “yerine” anlamını taşır. O nedenle “yerine” gereksiz bir yinelemedir. İkame etmek evet, yerine koymak evet, ama “yerine ikame etmek” hayır.

Necmiye Alpay, “Türkçe Sorunları Kılavuzu” adlı kitabında (Metis Yayınları) bu konuda üç sorunlu örneğe ve önerilerine yer vermiş. Adı geçen yapıttan aynen alıyorum:

Sorunlu örnek: “(…) ‘yapmak’ fiilinin yerine ne ikame edilebileceğini düşünelim.” (Yalçın Ş., s. 16) Öneri: “(…) ‘yapmak’ fiilinin yerine ne konulabileceğini düşünelim.” Ya da: “(…) ‘yapmak’ fiiline neyin ikame edilebileceğini düşünelim.”

Sorunlu örnek: (…) halkın asırlardan beri kullandığı yüzlerce kelimeyi sırf Arapça ve Farsça kökenli diye tukaka ilân edip dilimizden kovmaya ve yerlerine ne idüğü belirsiz uydurma kelimeler ikame etmeye hayır!” (Yalçın Ş., s. 38) Öneri: “(…) tukaka edip (…) yerlerine ne idüğü belirsiz uydurma kelimeler koymaya hayır!”

Sorunlu örnek: “Emekçinin yerine robot ikame edilecek!” (İlhan Selçuk, 1.1.2000 tarihli Cumhuriyet gazetesi) Öneri: “Emekçinin yerine robot konulacak!”

Ful dolu

“Dolu” demek olan İngilizce “full” sıfatı, önceleri yalnız motorlu taşıtların yakıt depolarının doldurulmasıyla ilgili olarak kullanılan “ful”, “fullemek” biçiminde dolaşıma girmişken, sonraları “ful dolu” biçimiyle gereksiz anlamsal yinelemeler arasına katıldı. Üstelik bir tür anlam genişlemesine de uğrayarak… Artık rahatlıkla, tıklım tıklım dolu spor salonu için “ful dolu” diyenlere rastlayabiliyoruz. Bu kişilere “tıklım tıklım dolu”, “hıncahınç dolu” ya da kısaca “dopdolu” demek yetmiyor.

Kayda değer bir durum da, özgün dilinde kalın sesletilen “full”daki l sesinin Türkçede inceltilmiş olması.

Biz her şeyi inceltmeyi çok severiz de… Kibar oluyor zahir.

 

 

_______________________

Yazar’ın İlgilik’te çıkan son üç yazısı:

Sesletim Hataları _ Komşularımızın Adını Bile Yanlış Söylüyoruz -23 Mar. 2012

Moda Sözcükler _ “Dil Noktasındaki Sorunlar Ne Adına Yaşanıyor, Açıkçası Bilemiyorum” -24 Şub. 2012

“Eyç-di-ay”dan “Ha-de-i”ye… -31 May. 2008

 

Not: Bu yazı, Sigorta Dünyası dergisinin Nisan 2012 sayısında (611) yayımlanmıştır.

 

© 2012 EY.ilgilik

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. İnal Karagözoğlu said,

    Nisan 14, 2012 at 13:44

    Dilimizin pek çok sorunu var. Bunun başlıca nedeni, öğrenim yaşı ortalamamızın düşüklüğü olabilir. Öğrenimin niteliği de belirleyici kuşkusuz… İşte, suçu hemen eğitime yükleyiverdim. Ne ölçüde doğru bir şey yaptığım sorgulanmalı. Bu işi konuya ilgi duyanlara bırakıp sorunlardan sorun beğen, diyerek vaktiyle ‘anlatım sorunları’ başlığı altında topladığım dokuz durumu sıralayayım:

    1 Aynı ya da ayrı dillerden anlamdaş (eşanlamlı) sözcükleri birlikte kullanıyoruz;

    2 Kökleri ayrı dillerde anlamdaş, ama biri ad (isim) öbürü önad (sıfat) olan sözcükleri birbirleriyle ilintili olarak birlikte kullanıyor, bazen de bunlarla tamlamalar yapıyoruz;

    3 Çeviri ya da çeviriye kaçan sözler kullanıyoruz;

    4 Gereksiz yere kalıplaşmış sözler ediyoruz;

    5 Türkçesi ya da Türkçeleşmiş karşılığı olan yabancı sözcükler kullanıyoruz;

    6 Moda sözcükler, söz kalıpları kullanıyoruz;

    7 Gereksiz sözcükler kullanıyoruz;

    8 Yanlış sözcükler kullanıyoruz;

    9 Zorlamayla olur olmaz yeni anlamlar yüklenen kimi sözcük, söz kalıbı ya da deyimler kullanıyoruz.

    Emre Yazman bu yazısında, listemin başında yer alan ‘aynı ya da ayrı dillerden anlamdaş (eşanlamlı) sözcükleri birlikte kullanma’ sorununu çarpıcı örneklerle ele almış. Ancak, Emre Bey bu sorunu bir ‘dil yanlışı’ olarak koyuyor ortaya; oysa, toplumun örnek aldığı yönetim, eğitim, yargı, güvenlik, sağlık, bilim, kültür, sanat, moda, spor, siyaset, ekonomi, iş, üretim, sanayi, ticaret, iletişim, basın-yayın, reklamcılık, tanıtım vb. alanlarda yetkili, etkili ve sorumlu konumlarda, yerlerde olan kimilerince de düşülen bu yanlışlıklar, günümüzün iletişim olanaklarının olağanüstü katkısıyla ‘doğru’ diye algılanıyor. İşte bu durum bir sorundur.

    Şunu da eklemek istiyorum: İnsan, ‘aynı ya da ayrı dillerden anlamdaş (eşanlamlı) sözcükleri birlikte kullanma’ yanlışını niye yapar, niye böyle bir soruna yol açar? Bu işin, çoğunlukla konuşmayı, yazıyı zengin göstersin diye yapıldığı kanısındayım. Osmanlıcadan vazgeçemeyenler ile Osmanlıca sözcüklerin albenisine kapılanlar da bu yolu seçiyor. Anlamdaş sözcüğün birini öbürünün açıklaması olarak kullananlar; bunları, anlamları yakın sözcükler, benzer sözcükler diye bilenler de var. Televizyonda sağlık izlencesine bir bilen olarak konuk olan bir hekimin, “Kalp ve damar hastaları, tercihan, kolesterol düzeyleri düşük olan bu yağları yeğlemelidirler” demesi işten bile değil…

  2. Betül ve İhsan Kural said,

    Mayıs 10, 2012 at 23:00

    Emre ağabey çok doğrusun,zaten kendi dilini doğru konuşmaktan aciz millet,
    çakma millettir…!

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.