Dünya Tiyatro Günü’nün 50’nci Yılında…

Dünya Sahnesinde Neler Oluyor?

 

 

Bugün 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'ydü. Pek çok bildiri yayımlanmış olmalı bu gün dolayısıyla. Uluslararası ve ulusal bildiriler, ‘karşı’ bildiriler… ‘Karşı’ bildirilere baskıcı yönetim anlayışlarının yol açtığını sanıyorum. Burada baskının ölçüsü önemli tabii… Nefesleri hepten kesen baskıcı durumlarda bildiri mildiri olmaz.

 

Kuşkusuz, hemen her birey, her kesim, her toplum türlü konularda doğal olarak değişik siyasal görüşlere sahiptir; ve yine doğal olarak hemen her eylemimizin az ya da çok siyasal bir yanı vardır. Sonuç olarak, dünyayı, ulusları, toplumları, kesimleri, bireyleri ilgilendiren şeyleri siyasetten soyutlamak olanaksız. Bu görüşleri belirtme, savunma ve yayma hakkı ise sacece demokrasilerde olabiliyor.

 

İnsanlık bir yandan demokrasi arayışlarında adımlar atarken baskıcı siyasetlerin damga vurmadığı alan da kalmadı; böyle olunca, başlangıçta yalnızca tiyatro sanatı üzerine olan bu bildiriler zamanla siyasal içerikler kazandı. İşte, Dünya Tiyatro Günü’nde de ‘karşı’ bildirilerin ortaya çıkması bu yüzden.

 

*

Bu yıl Dünya Tiyatro Günü dolayısıyla yayımlanan uluslararası bildiriyi, Amerikalı oyuncu ve yönetmen John Malkovich yazmış. Malkovich, bu alanda yer alanların, güçlük, sıkı denetim, yoksulluk ve hiççiliğe varan aşırı bireycilik gibi engelleri aşabilmeleri dileğinde bulunduğu kısa iletisini, “Ve dilerim, en iyileriniz temel soru olan ‘nasıl yaşıyoruz’ sorusunu bir çerçeveye oturtmayı başarır; çünkü ancak en iyiler -o da pek seyrek olarak ve çok kısa süreyle- yapabilirler bunu” diye bitirmiş.

 

Kimi ülkelerde çekilen acılara bakınca, Amerikalı biraz temkinli gitmiş… Ama yine de çarpıcı, değil mi?

 

Oysa, geçen yılki uluslararası bildiri olabildiğince sertti; Uganda’dan Makerere Üniversitesi Kitle İletişimi ve Drama Bölümleri öğretmenlerinden Dr. Jessica Kaahwa hazırlamıştı. İnsanlığın Hizmetindeki Tiyatro İçin başlıklı bildirisinde Dr. Kaahwa, “Birleşmiş Milletler, dünyanın dört bir tarafında barışı koruma misyonu altında güç kullanarak çok büyük paralar harcarken, tiyatro daha samimi, daha insani, daha az masraflı ve çok daha güçlü bir seçenek olarak karşımıza çıkıyor” diyordu. “Tiyatronun toplumları harekete geçirme ve farklılıklar arasında bağ kurma konusunda büyük bir güce sahip olduğu düşüncesi bugün bizi bir araya getirmektedir” diye başlayan bildirisinde, devletlerin, barışı koruyacağız diye çok büyük paralar harcadığını, buna karşılık, çatışmaları durdurma ve kontrol altına almada uygun bir seçenek olan tiyatroya çok az ilgi gösterdiğini dile getirmişti. Özetlersem, “Baskıcı güçlerin kullandığı araçlar (silah gücü) barışı nasıl sağlayabilir? Evrensel bir dil olan tiyatro ise, birleştiricidir, geçmişte yapılan yanlışların üstesinden gelebilecek deneyimleri sergiler ve herkesin benimsemiş olduğu ve ona zarar verildiğinde uğruna savaşmaya hazır olunan düşünceleri geliştirmenin yoludur” diyordu Dr. Kaahwa.

 

*

27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nün Seul’de başnükleercinin yönlendirmelerinin sahnelendiği, Suriye vesaireye ömür biçildiği günlere denk düşen 50’nci yılında, bizim ulusal bildiriyi tiyatro sanatçısı, oyuncusu ve sunucu Kenan Işık yazdı*. Ve bu yıl ‘karşı bildiri’ nitelemesiyle ortaya konan bir Dünya Tiyatro Günü Bildirisi de yoktu. 

 

Bu durum, dünyada her şeylerin yolunda gittiği ve ülkemizde baskıcı bir yönetim olmadığı anlamına geliyor.

 

Bugün hangi tiyatrodaydınız, bu gece hangi oyunu izleyeceksiniz?

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 27 Mart 2012

 

 

___________________

* http://www.devtiyatro.gov.tr/haberler-156-27-mart-dunya-tiyatro-gunu-ulusal-bildirisi.html

 

Not: Bu bildirinin başlığı ile ilk iki bölümcesini, onları bağlantıda bulamayabilecekler için aşağıda sunuyorum:

 

Tiyatro Öldü!…

 

 

Son yıllarda insanı usandıracak kadar sık tekrarlanan bir söz bu…

 

“Miadını doldurdu tiyatro, öldü!..”

 

© 2012 İK

 

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. Fevziye Yazman said,

    Mart 27, 2012 at 20:33

    Bu gün de Dünya Tiyatrosu’ndayız. İzlemiyoruz, Yaşam’ın oyuncularıyız, biçilen rolü oynuyoruz.

  2. Oya Özdemir said,

    Mart 28, 2012 at 20:56

    Sayın Karagözoğlu,
    Anlamlı yazınızı okurken, kulaklarımda TİYATRO’nun tanımıyla, iç sesim “Yüzleşir misin, hazır mısın???” diye, soruyor. Beden dilim “Tek ben miyim?” edasında, sonra çöküyor omuzlarım “Sen de bu soruyu sorarsan…”diye,… Sormuyorum, hakkım da yok. Başımı öne eğiyorum..
    Teşekkürler…
    Saygı ve Sevgilerimle,

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.