Oradan Oraya…

‘Zaman’ Bahçeleri

 

 

Zaman değişiyor. Hem de gittikçe hızlanarak… “Bizim zamanımızda …” diye başlayan cümleler pek anlamsızlaştı. Ama yine de herkesin yalnızca kendisine ait ‘zaman’ bahçeleri var. Hayatınızdan uzun ya da uzunca bir zaman dilimini, bir dönemi, birkaç yılı, ayı, haftayı, günü, .. ya da  bir ânı yeniden yaşadığınız ‘zaman’ bahçeleri…

 

 

Bahar işte yine geldi. Hiç usanmadan ve aksatmadan her yıl geliyor. Aslında iki baharımız var, ama nedense ilkbahar için “bahar geldi” diyoruz da sonbahardan bu sözü sakınıyoruz. O, ikinci bahar; sakınılan kışa kapı aralıyor. ‘İkinci bahar’ını yaşayanların yürekleri pıt pıt atıyor olmalı.

 

Bugün 21 Mart 2012; yolun taa ilerisi kışa da çıksa işte yine bir bahar geldi.

 

Çok bir zamandır 21 martlara yaklaşırken tedirginlikler yaşar olduk. Hava durumu tahminleri arasında hava sıcaklığında şu kadar derece artış beklendiği, bunun da sellere, su baskınlarına yol açacağı bilgisi de var, falan… İç karartıcı şeyler… Sanki siyaset alanındaki, ekonomideki, çalışma yaşamındaki, .. çirkinlikler az geldi, bir de bahara ulaşmış olmanın getirdikleri!… Daha bunun nisanı var, mayısı var… Güzel şeyleri unuttuk mu ne?

 

Şöyle bir baktım da, vaktiyle insanlar güzelinden neler neler yapmışlar… Pek çoğunun benim ‘zaman’ bahçelerimde izleri var: kimi bir ev, bir sokak, bir yüz; kimi bir koku, bir sahne, bir nağme, bir resim, bir tek çizgicik; kimi bir kaptıkaçtı, bir tren, bir araba… Saymakla bitmez.

 

Bahar gelince karlar erir ya, bu olgu söz konusu olduğunda, nedendir bilmem, Smetana’nın Moldau’su (1) geçmeye başlar zaman bahçelerimin birinden: bir konserdeyimdir. Bazen de, Moldau’yu dinlerken eriyen karların beslediği bir ırmak akıp gider oradan. Zaman bahçelerimde bizden ırmaklar, dereler, çaylar da yok mu? Olmaz mı? Ama dünyaca bilinen bir nağmeye konu olmuşumuz yok. Ve işte bu yüzden, o bahçemde, Moldau’nun hemen yanı başında bir acı ağacı büyür de büyür…

 

Bizi ortak eskilere götürmede nağmelerin yeri başka. Bu, hemen herkesin onları duymuş olabileceğinden mi? Sanırım öyle.

 

Öyleyse, bugün o nağmelerden ortaklaşa bir demet derlesek… Bizden olsunlar:

 

“Bu gülzarın yine bir nevbaharı” diyor radyodan gelen ses (2). Santuri Ethem Efendi’den… Sultaniyegâh; yani sultanlara yaraşır bir makamda. Türlü türlü iç açıcı dizilerden oluşan bir makam bu. Usulü, bugüne pek yaraşıyor: curcuna. Olsun, müzikte iyi gider: “Bu gülzarın yine bir nev baharı / Rehini intizar etti hezarı / Dem-i teşrif-i yar-i gülizarı / Bu günde neşezar etti hezarı // …..” Kim yazmış, bilinmiyor; dediklerine bakılırsa usta birisiymiş: “Bu gül bahçesinde işte yine bir ilkbahar… Bahçenin bülbülleri yolunu gözlüyordu onun; ve gül yanaklı sevgilinin gelip bahçeyi onurlandırmasını da… İşte bu ilkbahar gününde bülbüller bahçeyi neşeye boğdu. …” Benim anladığım bu… Kuşkusuz çok daha değişik anlamlar çıkarılabilir bu söz oyunlarının içinden.

 

Bu bahçeden çıkıp Hacı Arif Bey’e uğruyorum. Ağırbaşlılığı aksak bir usulle yumuşamış bir nağmeye giriyor (3): “Esti nesim-i nev-bahar, açıldı güller subh-dem / Açsın bizim de gönlümüz, saki medet, sun cam-ı Cem / …..” Hacı Arif Bey, Nef’i’yi, bu uslanmaz şairi almış yanına… Durum kötü: “İlkbahar rüzgârları başladı, sabahları güller açılıyor… Ey saki, yardım et bana: şu Cem’in bardağıyla bana da biraz bir şeyler ver de benim de gönlüm açılsın!” Bakıyorum, Nef’i’nin bahariyesindeki rüzgâr almış beni, önce Tokat’taki lise yıllarımdan bir edebiyat dersine götürmüş, ardından gençlik günlerindeki bir köşeye savurmuş… Tam bu sırada geçen yüzyılın ortalarından bir bestecimiz, Arif Sami Toker, Nedim’den bir gazelle nihavent nihavent sesleniyor (4): “Erişti nev-bahar eyyamı, açıldı gül-i gülşen; / Çerağan vakti geldi, lale-zarın didesi ruşen / …..” Bu şarkı ise semai* usulüyle günbatısından esintiler getirmekte bahçeme: “İlkbahar geldi, gül bahçelerinde güller açıldı; lale bahçelerinin de gözü aydın, oraları aydınlatıp şenlik yapmanın zamanıdır artık…”

 

Ve bu zaman bahçemdeki nağmeler sona ererken batıdan gelen esintiler Vivaldi’den İlkbahar’ı seriveriyor önüme (5).

*

Baharın bu ilk gününde zaman bahçelerimde dolaşmayı sürdürüyorum. Uğranacak ne de çok yer var!

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 21 Mart 2012

  

 

______________________

1 Çek besteci Bedřich Smetana’nın (Çekçedeki sesletimi Bedrih Smetana) Almanca adıyla Moldau (sesletimi Moldao) diye bilinen senfonik şiiri (Çekçesi Vltava; bu dildeki sesletimi Vıltava):

http://www.youtube.com/watch?v=uI8iTETiSqU&feature=related   

2 http://www.youtube.com/watch?v=sW_9OrV1hGQ

3 http://www.youtube.com/watch?v=SE6Z4XMfrL0 

4 http://www.youtube.com/watch?v=hrIJwNh7Fms

5 http://www.youtube.com/watch?v=vlKQ-fHk6E0

* Semai usulü: Batı müziğindeki vals ritminin bizdeki karşılığı.

 

Görsel Ağaçlar Net kaynağından.

© 2012 İK

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. Fevziye Yazman said,

    Mart 21, 2012 at 22:17

    Vatanım vatanım, güzel yurdum, anavatanım. Anayurdum, babayurdum, gülşenim, Türkiyem. Başka ne diyeyim?

  2. Kayhan Arsoy said,

    Mart 22, 2012 at 10:15

    Sevgili İnal Abi,

    Emre bu yazından söz etti. Beni çok etkileyen eserlerden biridir Moldau. Ancak, zaman bahçelerinde dolaşmaya devam ettikçe, bahçenin çok yerinde karşılaşacağımız kesin! Edebiyat, müziğimiz vb.. “Hâlâ kanayan kalbimi aşk ateşi dağlar”, “Bir kendi gibi zalimi sevmiş, yanıyormuş.” gibi ‘oturaklı’ eserleri mırıldanmadan duramıyorum.
    Selam ve sevgilerimle..

    Kayhan Arsoy

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.