‘Anayasa Süreci’ne Ben de Katılayım İstedim

‘Yeni’nin Anlamı

 

 

‘Yeni’ sözünün anlamı nedir? Kapsamlı bir sözlükse elinizdeki, on kadar anlamı olduğunu görürsünüz. Kullanış yerine, kullanma bağlamına göre değişen anlamlar…

 

Yeni bir kalem, yeni âdet, yeni arkadaşlar, yeni doktor, yeni yaklaşımlar, yeni yüzler, yeni bir istem, yeni komşu… Bu ‘yeni’ler sıfat; bir de belirteç olanı var: “Daha yeni uyudu” örneğindeki gibi.

 

Anayasamız konusunda hadise işte bu ‘yeni’ sözünden kaynaklanıyor. Yukarıdaki ‘yeni yaklaşımlar’ tanımlamasında ‘yeni’ sözüyle kastedilen şey yüzünden… ‘O güne kadar düşünülmemiş, söylenmemiş, gösterilmemiş, görülmemiş olan bir şey… Yani, değişik.’ Evet, ‘yeni bir anayasa’ derken denmek istenen bu. Bu yargımı belirtirken birilerinin açık açık dile getirmedikleri niyetlerinin bu olduğunu mu söylüyorum? Son moda söyleyişle birilerinin ‘niyetlerini mi okuyorum’?

 

Benimki niyet okuma falan değil; durum, ayan beyan ortada: örneğin bir milletvekili, sıradan da değil, ülkeyi yönetmekte olan siyasi güçle özdeş olan partinin genel başkan yardımcılarından biri, bir televizyon izlencesinde kendisine yöneltilen “Bir gün Gençliğe Hitabe’nin kaldırılması teklifi gelse siz buna nasıl bakarsınız” sorusunu yanıtlarken işin içine öğrenci andını da katarak “Bunlar ayet mi” diyor (bkz. 2 Şub. 2012 ta. gazeteler). Böyle bir durumda ‘yeni bir anayasa’ sözünden ben, içerisinde bugüne kadar hiç düşünülmemiş, hiç söylenmemiş, hiç görülmemiş olan birtakım ‘yeni’ şeylerin olması amaçlanan bir anayasa murat edildiğini anlıyorum. Yani, değişik.

 

Böyle bir ‘yeni’ anayasa nasıl var edilir?

 

Evrensel görüşe ve uygulamaya göre, ortada bir anayasa yokken ilk kez yapılacak olan bir anayasa ya da var olan bir anayasanın yok sayıldığı durumlarda ‘yeni bir anayasa’, ancak asli (asıl olan, ana öğe olan) kurucu irade tarafından yapılabilir. Dolayısıyla, ortada dolaştırılmak istenen ve bir kısım çevrelerce dört elle sarılınan ‘yeni anayasa’ söylemi, ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti bağlamında yanlıştır, geçersizdir. Yani, ‘yeni’ bir anayasa yapılamaz!

 

Ya ne olabilir?

 

Anayasamız yapılacak değişiklik(ler) yoluyla yenilenebilir.

 

Nasıl?

 

Var olan anayasanın belirlediği yöntemle ve belirlediği temel içeriğe uygun olarak, belirlediği temel ilkeler korunarak… Bu işi yapacak olan güç de, yani irade de, tali (ikincil) kurucu iradedir. Ülkemiz için bu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir (TBMM).

 

Bu böyledir, ama yine bugün ülkeyi yönetmekte olan siyasi güçle özdeş olan partinin genel başkan yardımcılarından biri de aylar önce şunları söylemiş bulunuyor (bkz. www.akparti.org.tr ile 2 Eyl. 2011 ta. gazeteler):

 

“Elitlerin ve statükonun kurucu irade gibi konumlandığı, milletin ve TBMM’nin tali irade hâline getirildiği çarpık ve gayri meşru düzen sona ermiştir. Tabanın talepleri net olarak ortaya çıkmalıdır. Memleketin sahibi millettir, kendi nüfus cüzdanını kendi yazmalıdır. Geleceğimizin ve ülkemizin bekasının tapusu bu ilkelerin yerleşmesiyle mümkündür.”  

 

Şu yakınlarda da, TBMM Başkanı, katıldığı ‘yeni anayasa’ konulu bir konferansta, ülkemizde bir anayasa sorunu olduğunu ve ‘yeni bir anayasa’ya gereksinim duyulduğunu söylemiş (bkz. 21-22 Eyl. 2011 ta. haber kaynakları). Sayın Meclis Başkanı, burada yaptığı konuşmada, mevcut anayasadan otuz yıldır yakınıldığını da belirterek ‘yeni anayasa’nın bir uzlaşı anayasası olması gerektiğini söylemiş; bu nedenle de, sadece uzmanların görüşlerine dayanarak bir anayasa hazırlamak istemediklerini vurgulamış. TBMM Başkanı, siyasi partilerden anayasa değişikliği konusunda yeterli geri dönüşüm alamadıklarını da söylemiş. Meclis’te vatandaşın yüzde doksan beşinin temsil edildiği bugünkü durumun bir kere daha olabileceğinden emin olmadığını da belirten Sayın Meclis Başkanı, vatandaşın, işte böyle bir dönemde ‘yeni bir anayasa’ yapılması konusunda partileri isteklendirmesi gerektiğini dile getirmiş. TBMM Başkanı, anayasa konusunda gerekenin bu dönem yapılmasının şart olduğunu da vurgulamış ve bu iş için önlerinde fazla bir zaman olmadığını, ‘yeni’ anayasa taslağının Mayıs’ta yazılmaya başlayacağını açıklamış. Bu arada TBMM Başkanı, 2013 ve 2014’te art arda seçimler olacağını hatırlatarak böyle bir dönemde gündeme yeni anayasa yapma işinin gelmesinin zorluğuna işaret etmiş, “Bu değişikliği bu senenin sonuna belli bir noktaya getirmek gibi mecburiyetimiz var. Hem sorumluluğumuz var, hem hedefimiz var” demiş.
 

Şimdi de bir bakalım, ikincil kurucu irade, ‘otuz yıldır yakınılan’ Anayasamız konusunda neler yapmış?

 

Toplam 17 değişiklikte, 2 kez başlangıç maddesinde, 104 ana maddede, 3 geçici maddede değişiklik yapmış, 3 de yeni geçici madde eklemiş. Bu değişikliklerin 7’si 15.5.1987, 10’u 27.12.2002 tarihlerinden sonra olmuş.

 
Yani?

 

Yanisi şu: ikincil kurucu iradenin, yani TBMM’nin elini tutan mı var? Yok.
 
*

“Yeni bir anayasa” diyenlerin en tepesindekiler işte bunları söylerken, çok değişik çevrelerden 2011 Ekiminden başlayarak bir araya gelmeye başlayan katılımcılarca geliştirilip olgunlaştırılan ve adı geçen yılın son günlerinde konan ‘Milli Anayasa Forumu’ ise, Anayasamızın güncellenmesi konusundaki ortak görüşleri şöyle özetliyor:

 
«● Günümüz anayasasının Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesinin, asli kurucu iradenin, Atatürk ve Cumhuriyet ilkelerinin belirtildiği başlangıç bölümü ve ilk 4 maddesi hiçbir şekilde değiştirilemez.

 

● Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, üniter ve ulus devlet yapısı kesinlikle tartışılamaz. Bu anlayışla, mevcut anayasanın 5, 14, 28, 58, 68, 81, 118 ve 130. maddelerinde Anayasamızın ilk dört maddesine aykırı değişiklik düşünülemez;
 
● Devletin dili (Türkçe) değiştirilemeyeceği için, mevcut anayasanın 42 ve 134. maddeleri de asla değiştirilemez;
 
● ‘Türk Milleti’ kavramı, Atatürk’ün dediği gibi “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” anlayışı
içinde kesinlikle değiştirilemez ve bu doğrultuda mevcut anayasanın 5, 6, 7, 9, 59, 62, 66, 67, 69, 70, 72, 76, 90, 92, 101, 103, 104, 132 ve 134. maddelerinde Anayasamızın ilk dört maddesine aykırı değişiklik yapılamaz;

 

● Laiklik ilkesi tartışmaya açılmamalıdır. Bu anlayışla, mevcut anayasanın 14, 24, 68, 81, 103 ve 136 maddeleri de yine Anayasamızın ilk dört maddesine aykırı olarak değiştirilemez;

 

● Günümüz Anayasasının 174 (İnkılap kanunlarının korunması), 175 (Anayasanın değiştirilmesi) ve 176. (Başlangıç ve kenar
başlıklar) maddeleri hiçbir şekilde değiştirilmemelidir;

 

● Milletvekili dokunulmazlığı sınırlandırılmalıdır;
 
● Yargı, bağımsız, tarafsız ve adil olmalıdır;
 
● Vatandaşlık, din, mezhep ve etnik kökene dayalı olmamalıdır;
  
● Basın özgürlüğü üzerindeki bütün engeller, yasaklar ve baskılar kaldırılmalıdır;
 
● Bütün emekçilerin (işçilerin, memurların) sendikal örgütlenmesi önündeki engeller kaldırılmalıdır;
 
● Özel Yetkili Mahkemeler kardırılmalıdır;
 
● Uluslararası ilişkilerde karşılıklılık koşulu (mütekabiliyet şartı) mutlaka Anayasada yer almalıdır.
  
● 1982 Anayasasında herhangi bir değişiklik yapılmadan önce,
 
 - Siyasi Partiler Yasası değiştirilmeli ve genel başkan egemenliğine son verilmelidir;
 
- Siyasi partilerde kesinlikle önseçim yapılmalıdır;
 
- Seçim Yasası değiştirilerek,seçilme barajı kaldırılmalıdır;
 
- Ceza Yasasında adil olmayan hükümler ivedilikle düzeltilmeli ve tutukluluk süresi sınırlandırılmalıdır;
 
- Düşüncenin açıklanması önündeki her türlü kısıtlama ve cezalandırma kesinlikle kaldırılmalıdır.»
 
Ve, bazı eski ve yeni milletvekilleri ile meslek odalarından, basından, üniversitelerden, sivil toplum kuruluşlarından temsilcilerinin, sendika yöneticisi kişilerin katılımlarıyla oluşmuş olan Milli Anayasa Forumu, “Anayasamıza göre seçilmiş olan TBMM’nin tamamen yeni bir anayasa yapma görev ve yetkisi yoktur” diyor.

 

Şimdi burada, bu forumun adındaki ‘milli’ sözcüğüne takılmakla işe başlayacaklar olduğunu biliyorum. Bu takılmanın dik âlâsının nerelerde nerelerde ve ne amaçla dile getirildiğini bilenler için bu beklenmedik bir şey değil. ‘Asli kurucu irade’ kavramını ıskalarsan o başka… “Bilmiyorsan” demiyorum, zaten o yazıp çizilebilenler senin cahilliğinden güç almaktadır. Yurtsevmezleri ise saymıyorum.  

 

*
‘Uzlaşı’ ve ‘yeni’ sözcükleri… Vatandaşın TBMM’de temsil edilme oranının yüksekliği… Hepsi de çekim gücü yüksek şeyler. Ama bir yurt üzerine inşa edilmiş yapı yıkılırsa herkes onun altında ezilir, ortada ne o yükseklikler kalır ne de bir şey… Paçayı kurtaranlar da her zaman olduğu gibi yurtsevmezler olur ancak.

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 27 Şubat 2012

 

© 2012 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.