Bir Yönlendirme Sanatı mı?

Yaşamlarımız Kurgulanıyor


Nilgün Serimoğlu

 

 

Son yıllarda dünyada yaygınlaşıp ülkemize de sıçrayan bir akım var: Hangi kanalı açsak, hangi dergi ve gazeteyi elimize alsak yapmamız ya da yapmamamız gereken konuların bildirimleriyle karşılaşıyoruz. Pişirdiğimiz yemekten yatakta hangi tarafımıza dönüp yatacağımıza kadar her şey birileri tarafından düşünülüyor, hatta birtakım kurallara bağlanıyor.

 

Aslında bu durum çok rahatlatıcı (!). Sorumluluk yok, araştırma, düşünme zahmeti yok. Bize yalnızca yaşamın tadını çıkarmak kalıyor. Evrim teorisine göre kuşaktan kuşağa geçişlerde gereksinim duyulmayan organlar dumura uğruyor, zaman içinde bazıları yok oluyor. Bu durumda gelecek zaman dilimlerinde bazı kimselerin beyinleri olağandışı gelişirken bazılarımızın beyinleri mercimek ebadına inecek. Çünkü bir bölüm insan diğerlerinin beden ve zihinlerini programlarken diğerlerinin uygun görülmüş şeyleri sorgulamadan yerine getirmeleri bekleniyor. Doğal olarak da sağlıklı bir beden ve beş duyunun dışında beyin gibi karmaşık şeylere gereksinim yok oluyor giderek. Beyin zaten gereksiz bir organ… Olsa olsa sorun yaratır. İnsanın başı şöyle bir hafifler beyin ağırlığından kurtulunca… Dertler bile azalır… Azalmasa da, anlamadığımız için yine de mutlu yaşarız.

 

Fakat yine de bir sorun var… Birtakım robotlar hâlinde yaşasak da rehberlerimiz farklı düşünceler içinde olup fikir birliğine varamadıkları için kamplara bölünmemiz tehlikesi var. Süt için diyenler ile “Aman! Sakın süt içmeyin” diyenler yakında meydan savaşlarına girecekler. Seçenekler her gün çoğalıyor. Birinin ak dediğine diğeri kara diyor. Bir bakıyorsunuz, bir bey ya da bir hanım, televizyon aracılığıyla o güne kadar doğru bildiğimiz şeyleri çökertiyor. Üstelik yüzeysel de olsa kanıtlar sunuyor. Fakat daha onu sindirememişken başka bir kanal yeni bir ‘mucize uygulama’ sunuyor. Ben hiçbirini incitmemek için bütün diyet yöntemlerini birden uygulamaya başladım. Her gün artık beş kibrit kutusu büyüklüğünde peynir ve on-on iki öğün diyet yemeği yiyorum. Ama benim bünyem bir tuhaf. Neden birdenbire on kilo aldığımı hiç anlayamıyorum :)

 

Şaka bir yana, sağlık konusu gerçek otoritelerin yanı sıra sınırlı bilgileriyle popülerlik kazanmak isteyen şarlatanların hücum ettiği bir alan oldu. İnsan bedeni çok basit, tek tip bir mekanizma imiş gibi konuşuluyor. Anatomik farklılıklar, kişisel sorunlar göz ardı ediliyor. Her bünyeye uyamayacak mucize tedaviler, ilaçlar tehlike saçıyor.

 

Güzellik reçeteleri var bir de… O kadar çok uyulması gereken güzellik yöntemi var ki, insanların kendileri dışında hiçbir şeyle ilgilenebilmelerine olanak yok. Botoks, kırışıklıkları yağla doldurmak gibi işlemler sonucunda çevremizde kaşları alnına konuşlanmış, aydede suratlı insanlar dolaşmaya başladı. Modaya göre güzellik anlayışı da değişiyor (Ah, bir de tombulluk moda olsaydı…).

 

İnsan ilişkileri, -hangi düzeyden olursa olsun- mutlaka ilişki uzmanları tarafından çözülmeli; ama hangisi tarafından derseniz, bunu bilemiyorum. Artık, eşinle şöyle ağız tadıyla kavga etmek bile ‘elinde çamaşır yıkamak’ gibi ilkel bir şey olarak algılanıyor. Bırak, terapist etsin kavgayı senin yerine. Bu kimseler bu yetkileri nasıl kazandılar, bunu da bilemiyorum. Bazı diploma, sertifika türü şeyler yaşamlarımız hakkında ahkâm kesme, kesin yargılarda bulunma hakkını verir mi? Bunu da hep birlikte düşünelim ve gidip birkaç kurs görüp sertifikalar alalım. Belli mi olur, bir gün birine parmak sallamak gerekebilir. Hiç olmazsa akademik biçimde yapalım.

 

Benim bütün bu zihniyetlerin içinde en karşı olduklarım spritüel konuların guruları. Bu konularla birçok kişi gibi ben de ilgilendim, okudum, dinledim. Düşünsel yaşamımda çığır açan kitaplar oldu. Kendini ve diğerlerini daha iyi tanıyıp, davranışların, olayların kökenine inmeyi öğütleyen yayınlar birçoğumuzda aydınlanmalar yarattı.

 

Fakat… Fakat, öyle bir şey moda oldu ki, nedenini anlayamıyorum. Bizimle aynı yollardan geçen bazı kimseler, -ki bunların bazıları kendilerini ruhsal rehberler olarak ilan etmiş durumdalar- neredeyse düşünmeyi yasaklamaya başladılar. En olmadık yerlerde, olmadık kimselerin ağzından aynı lafları duyuyorum: “Ay, sakın aklına getirme kendine çekersin” veya “Sakın kötü olasılıkları düşünme çağırmış olursun”. Tamam, düşünmeyelim ama biz düşünmedik diye bir kötü olasılık yok mu olacak? Veya bizim haberimiz olmadan başkaları mı sorunlarımızı çözecek? Galiba böyle bir durum var; çünkü bu tür kişilere ne zaman bir sorundan söz etseniz, “Evrene bırak, o halleder” diyorlar. Anladığım kadarıyla, bu insanların evrenle ayrı bir hukuku var ya da aynı evrende yaşamıyoruz. Çok içli dışlılar. Onların her angaryasını üstlenirken benim kitaplarımı yayınlatmama bile yardım etmiyor evren.

Evren diye söz edilen ilahi düzen herkese akıl, mantık verdi. En ufak sorun karşısında üzerine gidip ne olduğuna bakmak, o sorunu bilgi ve mantık kurallarına uygun olarak çözmek yerine görmezden gelmemizi, kaçmamızı istemiş olsaydı hepimizi devekuşları olarak yaratırdı. Gerçi bütün bu guruları falan da evren yarattı, ama yaratırken ne düşündü bilemiyorum. Yine de n’olur n’olmaz, evrenden bir randevu almalı.

 


İstanbul, 23 Ekim 2011

 

  

______________

-  Bu yazı, 26 Ekim 2011 tarihinde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yayın organı Bizim Gazete’de yayımlanmıştır.

- Yazarın İigilik’te yayımlanan öbür yazısı: Artık Ötmüyor… _ Çalıkuşu’nun Ölümü

- Yazarla iletişim için: iletisim@nilgunserimoglu.com.tr

 

    - Not: Üstbaşlık İlgilik’e özeldir.       

 

 

© 2012 NS.ilgilik

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.