Kötü Niyetlilere Bakmayın Siz

Memleketimde Güzel Şeyler de Oluyor!

 

 

Bir kısım muhalifler, ki bunlar, birtakım küflü ilkelere yapışmış olan darbeci, ulusalcı falan taifesidirler sabah akşam memleketin kötüye gittiğini söylüyorlar. Oysa, insan haklarını, adaleti, Atatürk milliyetçiliğini, ulusal dayanışmayı, toplumun huzurunu önde tutan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk düzeniyle yönetiliyoruz.

 

Unutmuş olanlar için söylüyorum, geçen yılın Eylülü’nde, hem de pek anlamlı bir günde, tam da ayın12’sinde kapsamlı bir anayasa değişikliğini halkoylaması yoluyla yüzümüzün akıyla başarmış idik. Bu pek başarılı halkoylaması, 7/5/2010 tarihli 5982 numaralı yasanın kabulü demek oluyordu. Bu değişiklikler arasında, bunu da işin farkında olmayanlar için söyleyeyimHâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na, nam-ı diğer HSYK’ye dahi çekidüzen verilmesi de var idi. 5982’nin en şayan-ı dikkat olmakla birlikte hiç de ilgi çekmeyen maddelerinden biri ise, işte bu düzenlemeye dayanak olacak olan madde idi: Anayasamız’ın bu yeni düzenlemeyle sil baştan yazılan ve 12 Eylül halkoylamasıyla 159’uncu maddesi olacak olan madde… Anayasamız’ın en uzun maddesi… Tam 4493 vuruşluk madde. Ve yine bu konuda sıfırdan, hiç yokken yazılan, yani yeniden oluşturulan 6524 vuruşluk 19’uncu geçici madde… Sonuç olarak, 26 maddeden oluşan yaklaşık 40 bin vuruşluk değişiklik paketinin dörtte biri bu kurulla ilgili iki maddeye gitmiş idi.   

 

İşte bu yeni HSYKmiz’in pek muhterem üyelerinden, hepsinden değildir herhalde, bazılarından– anayasa değişikliği paketinde üyesi oldukları kurula verilen yere, dolayısıyla öneme yakışır öneriler gelmiş: muhteremler, milletçe yakındığımız ‘adalet organlarının ağır işliyor olması’ sorununa bir çözüm olarak, öncelikle, “tecavüze uğrayan kadın tecavüzcüsüyle evlenirse dava düşürülür, böylece iş yükü azalır” diyesiymişler. Dendiğine göre, bu parlak fikir, HSYK’nin, yargının yavaş işlemesine yol açan sorunların saptanması amacıyla düzenlediği toplantıda ortaya çıkmış. Bu konuda bir parlak fikir demeti de şu imiş: “Adli Tıp’tan cinsel suçlarla ilgili daha hızlı rapor alabilmek için ‘beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmadığı’ araştırması yerine sadece ‘beden sağlığının bozulup bozulmadığı’ araştırılmalı; 15 yaşından küçüklere karşı rızaen cinsel ilişki suçlarının ceza miktarları düşürülmeli; Türk Ceza Yasası’nın kadın kaçırma ya da alıkoyma suçlarına verilecek cezaya ilişkin yürürlükten kaldırılmış olan hükmü yeniden hayata geçirilmeli, yani, erkek, kaçırdığı ya da alıkoyduğu kadınla evlenirse, bu kaçırma ya da alıkoymanın cezası ertelenmeli.”
   

*

Oldu!… Gözlerim yaşardı…

 

*

12 Eylül 2010’da milletin yarısından çoğunun % 58 miydi ne? kabul ettiği anayasa değişikliğinin meyveleri olgunlaştı, birer birer tepemize düşüyor.

 

Ve bu vesileyle, Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul Milletvekili Sayın Egemen Bağış’ın geçen yıl bu halkoylamasının arifesinde, 14 Temmuz günü Vatan gazetesinde yayımlanan yazısını anımsıyorum. Defterime baktım: O tarihte Devlet Bakanı ve (Avrupa Birliği’nde) Başmüzakereci olan Sayın Bağış, ‘Paket ne getiriyor?’ başlıklı yazısının* girişinde, “12 Eylül darbesine ve darbe Anayasası’na büyük darbe vuracak olan ‘Anayasa Değişikliği Paketi’nin bazı çevreleri neden rahatsız ettiği sorusunun cevabını, milletimiz elbet takdir edecek ve 12 Eylül 2010’da bu cevabı herkes görecektir. Başından beri, pakette yer alan her bir maddenin; Avrupa Birliği müzakerelerinde yeni bir fasıl açmaya bedel olduğunu söylüyoruz. Nitekim AB çevrelerinden gelen olumlu mesajlar bizi haklı çıkarıyor” demiş.

 

Bugün bakıyorum da, Sayın Bakan’ın 61. Hükümet’teki görevi Avrupa Birliği Bakanlığı ve Başmüzakerecilik. Ayrıca, ülkemizin Avrupa Birliği nezdindeki müzakere heyetinin başkanı. Yani, bugün daha daha bir üst konumda. Tabii, ister istemez kafamı kurcalıyor: kötü niyetlilerce dün basına sızdırılan ‘HSYK’nin yargının yavaş işlemesine yol açan sorunların saptanması amacıyla düzenlediği toplantıda ortaya atılmış bulunan o parlak öneriler’ dolayısıyla Sayın Bağış’a bir şeyler soranlar çıkar mı?

 

Ben, kendi hesabıma ortaya sorayım: Bu ne iş?

 

 

İnal Karagözoğlu

Yalıkavak, 17 Eylül 2011

_________________________

* Sayın Bağış’ın söz konusu yazısı şuydu:

 

«Paket ne getiriyor?

 

 

12 Eylül darbesine ve darbe Anayasası’na büyük darbe vuracak olan “Anayasa Değişikliği Paketi”nin bazı çevreleri neden rahatsız ettiği sorusunun cevabını, milletimiz elbet takdir edecek ve 12 Eylül 2010’da bu cevabı herkes görecektir. Başından beri, pakette yer alan her bir maddenin; Avrupa Birliği müzakerelerinde yeni bir fasıl açmaya bedel olduğunu söylüyoruz. Nitekim AB çevrelerinden gelen olumlu mesajlar bizi haklı çıkarıyor.

Anayasa değişikliği paketinin çağdaş hukuk normlarını içerdiği, demokratik standartları yükselttiği, bireysel hak ve özgürlükleri daha ileri boyutlara taşıdığı AB yetkililerince de sürekli olarak dile getiriliyor. Peki, pakette yer alan maddeler pratikte nasıl işleyecek ve milletimize nasıl yansıyacak?

Önerilen Anayasa değişiklikleri, her şeyden önce darbe anayasasından kaynaklanan en önemli şikâyetleri ortadan kaldıracak mahiyete sahiptir. Anayasa’nın tümden değiştirilmesi konusundaki tartışmalar, maalesef bu gerçeğin çoğu zaman göz ardı edilmesine neden olmuştur. Oysa 26 maddeden oluşan değişiklik paketine bakıldığında, darbe anayasasının antidemokratik ruhunun ve esasının büyük ölçüde değiştirildiği görülecektir.

Askeri yargıdan bireysel başvuruya, kamu denetçiliği kurumundan pozitif ayrımcılığa, kişisel verilerin korunmasınan memurlara toplu sözleşme hakkına, yargı kararlarına itiraz hakkının tanınmasından yüksek yargı kurumlarımızın daha demokratik hale getirilmesine kadar; birçok unsur bu pakette bir arada yer alıyor. Kısaca hatırlatmak gerekirse:

* Bundan böyle kadınlarımızın yaşadığı zorluklar pozitif ayrımcılıkla telafi edilecek.

* Devlet, her türlü istismara karşı çocukları koruyucu tedbirleri alacak.

* Herkes kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olacak.

* Yurt dışına çıkma hürriyeti ancak suç soruşturması veya kovuşturması nedeniyle ve hâkim kararıyla sınırlandıralabilecek.

* Daha önce sadece bir sendikaya üye olabilen işçiler bundan böyle birden fazla sendikaya üye olabilecek.

* Memurlara ilk kez toplu sözleşme hakkı tanınırken, bu imkândan emekli memurlar da yararlanacak.

* Memurlar ve diğer kamu görevlilerine verilen uyarma ve kınama cezaları yargı denetimine açılacak.

* Kamu denetçiliği mekanizması sayesinde vatandaşımız artık mahkeme kapılarında sürürmeyecek.

* Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarına yargı yolu açılacak.

* Siviller, savaş hali dışında askeri mahkemelerde yargılanamayacak.

* Anayasa Mahkemesi ve HSYK, AB ülkelerindeki muadilleriyle aynı ölçüde demokratik işleyişe sahip olacak.

* Vatandaşımız hakkını, Strazburg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde değil; bireysel başvuru imkânıyla, artık Ankara’daki Anayasa Mahkemesi’nde arayacak.

*Geçici 15’inci maddenin kaldırılmasıyla milli iradeye darbe vuranlar milletimize hesap verecek.

12 Eylül 1980 tarihinde milli irade hiçe sayılarak Türkiye’nin on yıllarına mal olacak bir felaketin, millete darbenin en acı örneğini yaşamıştık. 12 Eylül 2010 tarihi ise, bu acı hatıranın izlerinin silinerek büyük bir coşkuya dönüştüğü, demokrasi bayramının yaşandığı ve Türkiye’nin kaybolan yıllarının telafi edileceği yeni bir sürecin başlangıcı olacaktır.»

 

 

Kaynak: http://www.gazetevatan.com/haber/egemen-baris-vatana-yazdi/316974/9/Siyaset

 

Bir not:

 

TC Anayasası, Madde 10- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

 

(Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 12/9/2010-5982/1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.

 

(Ek fıkra: 12/9/2010-5982/1 md.) Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.

 

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

 

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.

 

-Ayrıca bkz. http://dipnot.tv/12234/HSYKdan-tartisilacak-oneri-Kadin-tecavuz-edenle-evlenirse-davalar-duser-is-yuku-azalir.aspx

 

 

 

© 2011 İK

{lang: 'tr'}

4 Yorum

  1. Fevziye Yazman said,

    Eylül 18, 2011 at 20:55

    Desene edilmeyecek, almayacak, olmayacak, yararlanmayacak, açılmayacak, sürünecek, yargılanacak, aramayacak, vermeyecek…

  2. İnal Karagözoğlu said,

    Eylül 19, 2011 at 04:01

    Özür: Vatan gazetesi, Sayın Bağış'ın söz konusu yazısını arşivinden kaldırmış. Yani, verdiğim http://www.gazetevatan.com/haber/egemen-baris-vatana-yazdi/316974/9/Siyaset bağlantısı işe yaramıyor. Bunun böyle olacağını düşünememişim. Okurlarımı meşgul ettiğim için özür diliyorum.

  3. İnal Karagözoğlu said,

    Eylül 19, 2011 at 05:46

    Sayın Okurlarım,

    Çok yazık, ‘saygın’ olması gereken bir basın kuruluşu, yayımlamış olduğu bir yazıyı arşivinden silebiliyor günümüzde. Yani, beladan uzaklaşmış oluyor. Ama kendi eliyle saygınlığına leke sürüyormuş, ne gam!…

    Yukarıda bu yorum köşesinde yazdım, Vatan gazetesi, Sayın Bağış’ın söz konusu yazısını arşivinden kaldırmış. Böyle bir şey olabileceği hiç aklıma gelmemişti. Yine de, yazıyı ararken bir yanlışlık yapıyorum, o yüzden bulamıyorum, demek istiyorum.

    Bu konuyu bir yana bırakarak sizlere bu aramalar sırasında karşıma çıkan bir yazıyı sunmak istiyorum. Denizli’den Sayın Mehmet Halil Arık yazmış; 7 Ağustos 2010 günü Son Baskı 2004’te (Son Baskı Com, http://www.sonbaski.com/tr/ ) yayımlanmış. http://www.sonbaski.com/tr/?p=1185 bağlantısındaki yazıyı aktarıyorum:

    «Bir Açıklama:

    Egemen Bağış’ın 15 Temmuz 2010 tarihinde, Vatan Gazetesi’nin 16′ncı sayfasında; “Devlet Bakanı ve Başmüzakereci” sıfatlarıyla, “Anayasa Paketi Ne Getiriyor?” başlıklı ve sonuçta da “Evet!” denilmesine çağrıyı amaçlayan bir makalesi yayınlandı.

    Bir vatandaş olarak, Sayın Bağış’ın makalesinde belirttiğ pek çok görüşe itirazımız olması dağaldı.

    Bu nedenle, Vatan Gazetesi’nden, vatandaşlık haklarımızı kullanarak “tekzip” adına aşağıdaki yazımızın da aynı sayfa ve sütunda yayınlanmasını istedik.

    Talebimizin, adı geçen gazete tarafından dikkate alınmaması ve yerine getirilmemesi nedeniyle, biz de düşüncelerimizi kamuoyu ile paylaşmak istedik.

    Kamuoyuna saygı ile sunulur.

    Egemen Bağış’a Cevaben Açık Mektup!..

    Sayın Egemen Bağış’ın; 15 Temmuz 2010 tarihli Vatan Gazetesi’nin 16′ncı sayfasında, “Konuk Yazar” olarak, “Anayasa Paketi Ne Getiriyor?” başlıklı bir makalesi yayınlandı.

    Yazarının, “Devlet Bakanı ve Başmüzakereci” sıfatlarını taşımasından öte, yazının bir bilimsel, aydınlatıcı ve gerçekleri aktaran bir yönü yok. Tam tersine, yazı baştan sona, çarpıtmalarla, sözde gerekçelerle, gerçek niyetleri gözden ırak tutma gayretleriyle dolu bir “Evet!” propagamdası!..

    “Devlet Bakanı ve Başmüzakereci” sıfatlarıyla Sayın Bağış’a, “Konuk Yazar” olma hakkı tanınıyorsa, “Vatandaş ve Seçmen” sıfatlarıyla aynı gazetenin, aynı sayfasında, aynı puntolarla “Konuk Yazar” olma hakkının şahsıma da tanınmasını talep ediyorum!..

    Bu sadece demokrasinin gereği değil, aynı zamanda evrensel hukukun sağladığı bir cevap hakkıdır.

    Demokratik hakları kullandırmakta eşit davranacakları umuduyla Vatan Gazetesi yetkililerinin, bu talebimi yerine getirdiklerini bizzat görmeyi diliyorum.

    Gelelim Sayın Bağış’a cevaplarımıza:

    Sayın Bağış, “Anayasa Paketi ne getiriyor?” diyerek söze başlamış!..

    Ben de “Hiçbir şey!” cevabıyla başlarsam söze, eksik ve hatalı giriş yapmış olurum. Bu yüzden, “yenilik adına, reform adına demokrasi ve özgürlükler adına hiçbir şey”; ama “gerçekleri çarpıtma, niyetleri gizleme ve yandaşları cesaretlendirme adına çok şey” diyerek ilk cevabımı vermek istiyorum.

    Öncelikle hemen şunu belirtelim ki getirilen Anayasa Değişiklik paketi ne 12 Eylül’ü ortadan kaldırmakta, ne de onun Anayasası’nı.

    Tam tersine 12 Eylül’ün öngöremediği, eksik bıraktığı antidemokratik uygulamaları gündeme getirerek, 12 Eylül rejimine güncellik kazandırıyor.

    Bu paketten bazılarının rahatsız olduğunu söylüyor Bay Egemen Bağış. Evet, bu paketten yurtseverler, aydınlar, hukukçular rahatsız. Hem de öyle az-uz değil. Çok rahatsız. Kaygı derecesinde. Cumhuriyetin temel ilkelerinde telafisi mümkün olmayacağına inandığımız yaralar, hasarlar açılacağı endişesiyle rahatsız!..

    AB yetkilileri paketten çok memnun(!)muş. Her fırsatta bunu dile getiriyorlar(!)mış. Paketteki her madde yeni bir faslın açılmasına bedel olacak kadar destek görüyor(!)muş.

    Sayın Başmüzakereci, AB’nin memnuniyetinden bu denli güvenle söz ettiğine göre, referendumdan “Evet!” çıktığı günün sabahı, 13 Eylül günü AB’deyiz!.. Öyle mi, Sayın Bağış?..

    İşte çarpıtma bu. Değişikliklerin sizleri ve AB’yi memnun etmesi, benim ülkem insanlarının da, memnun olması anlamına geleceği yargısına nereden vardınız?..

    İşte, aramızdaki en büyük fark bu!.. Başkasının beyniyle düşünüp kendi ağzıyla konuşmak!..

    Gününde Sevr’i dayatan emperyalizm de memnundu Sevr’den!.. Şimdi, Sevr’den memnun olmayan AB’li mi var?..

    Ülkemizin PKK ile olan sorunlarının AB’yi ne oranda “ırgaladığını” bilmeyen kaldı mı?

    Avrupa’nın güvenliğinin Şemdinli’den geçtiğine hangi AB ülkesi gülüp geçmiyor? Daha dün, dünya bizi İran konusunda, Gazze’de, İsrail’i kınamada yapayalnız bırakmadı mı?.. Kör olan bile gördü, sağır olan bile duydu!.. Duymayan-görmeyen, üç maymunu oynayan bir tek sizlerin kalmış olması ülkemiz adına ne üzünç verici!.. Ülkenin bekasında söz sahibi olduğunuz için hüzün verici!.. Bırakalım AB’den, dışardan “Evet!“e destek aramayı; halkın vicdanından, yüreğinden alınsın istiyoruz “Evet!” desteğinin, eğer ülke geleceği açısından yararlıysa!.. Ne var ki, dış destek arayışları bile “Hayır!” dememize yeter!..

    Avutma, uyutma, çarpıtma politikaları bu ülkeye hep zarar verdi!..

    Anayasa paketi ile getirileceği iddia olunan özgürlükler, demokratik haklar ve hukuksal değişiklikler öylesine iğdiş edilmiş ve gizlenmiş ki; akıl, izan ve vicdan penceresinden bakılmadıkça, mantık süzgecinden geçirmedikçe bunları görmek olası değil. Bu paketle dağ fareye gebe!.. Ya gebelik (sandıkta) kürtajla, doğum öncesi irtica farelerinin önü kesilecek, ya da her taraflarından sürekli kemirilegelen Cumhuriyet ilkelerinin köküne kibrit suyu dökülecek!..

    “Kadınlara ve çocuklara pozitif ayrımcılık geliyor(!)“muş!..

    Bugüne kadar korumadınız demek ki çocukları, kadınları!.. Bugüne kadar suç işlediniz!.. Bu maddenin Anayasa’ya sokulması ile suçluluğunuz tescil edilmiş oldu!.. 7,5 yıldır elinizi kolunuzu Ergenekon mu tuttu da, gerekli kanunları çıkarmadınız da, bu ve benzeri maddeleri anayasa oylamasında dolgu maddesi olarak kullanmaya bıraktınız?..

    Sayın Başmüzakereci Bakan müzakeresinin sonuçlarını bizlerle -lütfedip- paylaşıyor. Artık bundan böyle, “herkes kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olacak(!)“mış. “Yurtdışına çıkma hürriyeti ancak hakim kararıyla sınırlandırılabilecek(!)“miş.

    Demek ki bu hürriyetlerin kullanımı bugüne kadar, ancak hükm-ü sadaretlerinin lütfuna terk edilmiş!.. Ki şimdi zincirler neyin karşılığında güya gevşetiliyor?..

    Bunlarla da bitmiyor verilen hak(?)lar:

    “İşciler birden fazla sendikaya üye olabilecek(!)“miş.

    Niçin acaba? Birisine gerçek üye, diğerine takiyyeden çakma üye olabilsinler diye mi?

    “Memurlara toplusözleşme hakkı getirilmekte(!)“ymiş!.. Gerçi “grev hakkı” yokmuş ama, memurların anaları evinde bu kadarı da bulunmamaktaymış!..

    Uslu dururlarsa memurlar, o hakkında lutfedilip verilmesinde hiçbir sakınca olmazmış!.. Öyle diyor yandaşlar TV kanallarında. Uslu durmanın “sadakat” ve “biat” olduğunu bilmeyen mi var?

    “Kamu denetçiliği mekanizması sayesinde vatandaşlarımız artık mahkeme kapılarında sürünmeyecek(!)“miş.

    Nasıl olacaksa?.. Herhalde yandaşlar için açılan davalara kamu denetçileri “Ben baktım, suç yok” raporu verecek!.. Gizli tanık; açık raportör, yine gizli rapor gibi bir şey!..

    “Yüksek Askeri Şura kararlarına itiraz hakkı gelecek(!)“miş..

    Milli Siyaset Belgesi’nden “irtica” çıkarıldığına göre, “bölücülük” de mi suç olmaktan çıkarılmakta yoksa! Zaten bir taraftan içi boş açılımlardan söz ederken Cumhuriyetin temel ilkeleriyle problemi olan hastalıklı avaneci takım buna çoktan başladı bile!.. Cumhuriyetle ve onun temel ilkelerine karşı çıkma hakkının demokrasi ve özgürlük kavramı içerisinde görüldüğü bir ortamda kuşkumuzda haksız olmadığımızı düşünüyoruz!..

    “12 Eylül faşist rejiminin simgesi geçici 15′inci maddenin kaldırılmasıyla, milli iradeye darbe vuranlar milletimize hesap verecek(!)“miş..

    Bu maddenin de, yukarıda sayılanlar gibi, kamuflaj ve dolgu maddesi olarak kullanıldığını görmeyecek kadar halk izandan yoksun mu?.. Fiilen kimlerden hesap sorulacak, birkaç isim verir misiniz Sayın Bakan!.. 30 yıl öncesinin hesabını sormayı “kapalı niyetlerine” malzeme yapanlar, içinde bulundukları Meclis’in 700’e yaklaşan dokunulmazlık dosyalarını görmezlikten geliyorlarsa, niyetlerinden kuşku duymak hakkımızı kimse elimizden alamaz!.. İşte, size “Hayır!” oyu kullanmaya yetecek kadar gerekçe!.. Ama henüz bitmedi!..

    “Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı gelecek(!)“miş.

    Yaa!.. Siz bir tek partinin Anayasa Mahkemesi’ne başvurma hakkına tahammül edemezken, bugünün 73, yarınların 80, 100 milyonlarının başvurularına nasıl tahammül edeceksiniz? Yoksa, yeni Anayasa Mahkemesi’nde düşündüğünüz değişikliklerle oluşturulacak kadro, “Bizim dışımızdakilerin başvurularını nasıl olsa reddeder!” düşüncesiyle süs olsun diye mi bu hakkı koydunuz 26 madde arasına?.. Bu denli eminsiniz demek ki sonuçtan. Ya geri teperse?

    Bu Anayasa paketi ile “Anayasa Mahkemesi ve HSYK, AB ülkelerindeki muadilleri ile ayni ölçüde demokratik işleyişe sahip olacak(!)“mış.

    Hukuku ciddiye alan hiçbir hukukçu, bu değişikliklerle, AB ülkelerindeki muadillere ulaşılabileceğini savunmuyor!.. Temennide kalacağını bile bile, bir dileğimizi alenen belirtmek isteriz!.. Söyleminizin inandırıcılığı için, Sarkozy ve Berlusconi’ye ülkelerinde uygulanabilen demokratik hukuksal işleyişin muadilliğini, getirdiğiniz ülkemiz anayasa değişiklik metninde görmeyi dileriz!.. Samimiyseniz, işte meydan!..

    Ama bu haliyle, yurtseverler sizin dayattığınız anayasanıza “Evet!” demeyeceklerdir.

    O yüzden:

    Oldubitti anayasasına hayır!..

    Çalışanlarına grev hakkını çok gören, emeği yüce değer saymayan anayasaya hayır!..

    Mahkemelerin bağımsızlığını ortadan kaldıran anayasaya hayır!..

    Hesap sorulmasının önünü kesmeyi temel amaç edinmiş bir anayasaya hayır!..

    Devleti değil, tepesindekileri güçlendiren, yetkilerini sorumluluklarla sınırlandırmayan, tek kişi veya zümre diktasına fırsat yaratan anayasaya hayır!..

    Asıl değişiklik nedenlerini halktan gizleyen, kamuflajlı art niyetli anayasaya hayır!..

    Hayır!.. Hayır, hayır!.. Milyonlarca defa hayır!..

    Evet, Sayın Bağış, tek bir noktada hemfikiriz!.. 12 Eylül 2010 akşamı çifte bayram var!..

    “Halka hapı yutturma” gayretlerinize rağmen, 12 Eylül 2010 tarihi halkın yeni 12 Eylül anayasasına “Hayır!” demiş olmanın gururu ve coşkusuyla çifte bayram yaşayacak!..

    Türk halkı, kurtuluş günlerinde nasıl davranılacağını bilir!..»

  4. İnal Karagözoğlu said,

    Mart 19, 2014 at 16:03

    Bir arama sırasında, Egemen Bağış’ın yukarılarda sözünü ettğim yazısının verdiğim bağlantıda yeniden yer aldığını gördüm.

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.