‘Lale Devri’ Deyince…

“Biz Lale Devri Çocukları mıyız?!”

 

 

Sorum bu.

Kendimce yanıtlamaya çalışayım:

Lale Devri, bilmeyen yoktur, Osmanlı Devleti’nde 1718-1730 yılları arasında yaşanan dönemin adı. Özetle, Osmanlılar’ın Avusturya’yla imzaladığı Pasarofça Antlaşması’yla başlayıp 1730 yılında çıkan Patrona Halil Başkaldırısı’yla sona eren on iki yıllık bir dönem… Bu dönemde padişah III. Ahmet, sadrazam da Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'ydı. ‘Osmanlı’nın zevk ve sefa dönemi’ olarak bilinen Lale Devri, adını, o dönemde İstanbul'da yetiştirilen ve zamanla ünü dünyaya yayılan lale çiçeğinden alıyor.

Bir ‘barış dönemi’ olarak da nitelenen Lale Devri, Saray’ın ve çevresinin eğlenceli bir yaşama dalmış olmasının yanı sıra pek çok yeniliğe kucak açmış bir dönem: Batı’yı daha iyi tanıyabilmek için önemli Avrupa ülkelerine elçiler gönderilmiş, ilk kez bir basımevi kurulmuş, itfaiye örgütünün temeli atılmış, kâğıt, kumaş ve çini fabrikaları kurulmuş, yeni yeni kitaplıklar açılmış, Doğu ve Batı’tan kitaplar çevrilmiş, çiçek aşısı yaygınlaştırılmış, ordunun teknik bölümlerinde iyileştirmeler ve yeni düzenlemeler yapılmış…

Güzel sanatlar alanında da, özellikle mimarlık, resim ve minyatürde gelişmeler yaşanan Lale Devri’nin önde gelen şairi ise Nedim. Onun bu döneme pek yakışan ünlü dizesini bilmemek olmaz: “Bu şehr-i Sitanbul ki bi misl ü behâdır / Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır.”

Ama ne acı, Lale Devri’nin bütün olumlu yanlarına karşın Saray’ın ve çevresinin halktan çok uzak oluşu, açlık ve yoksulluk çeken halkı başkaldırıya yöneltir ve dönemin şairi Nedim, söylendiğine göre, bu başkaldırı dolayısıyla geçirdiği bunalım sonunda bu dünyadan ayrılır.

*
Ve bir şarkı sözü*:

 

“Çok geç kalmışız canım
Vakit bu vakit değil
Eski radyolar gibi
Çatıya saklanmış aşk.

Öyle sanmışız canım
Artık ölümsüz değil
Leyla’yla Mecnun gibi
Çoktan masal olmuş aşk.

Lale Devri çocuklarıyız biz
Zamanımız geçmiş
Aşk şarabından kim bilir en son
Hangi şanslı içmiş.

Ben derim utanma iftihar et
Sevmeyenler utansın
Aşksızlığa mahkûm edildiysek
Bu dünya yansın.”

Sizce bu dizelerde şaşılası bir durum yok mu? Neden bu dizelerin sahibi kendisini bir ‘Lale Devri çocuğu’ sayıyor (ya da sanıyor)?! Hem de işi çoğullaştırarak? Hadi, diyelim, o bir Lale Devri çocuğu; iyi de, ‘dönem’in hangi yandaki çocuklarından? Biliyorsunuz, o dönemde, Saray ve onun çevresi bir yanda, açlık ve yoksulluk çeken halk bir yanda… Ben kendi hesabıma, bu iki yanda da olmak istemem. Siz?

Öte yandan, evet, doğru: artık, eski radyolar pek çok evde çatı katlarına atılmış olabilir ve belki, katıksız, duru aşklar da o eski radyolar gibi ortadan kalkmıştır oralarda… Ama bu durum, eskiye özlemin, şairin düşlediği Lale Devri çocuklarının tekelinde olduğu sonucunu doğurur mu?

*  
Epey oluyor, genelağda bir yazı gördüydüm, -şimdi bulamıyorum, kaldırılmış- laleye ilişkin kısa ama ilginç bilgilerle başlayan yazı, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi geçmişe duyduğu özlemle mi yoksa bu ruh inceliğini haiz olduğundan mıdır (!) bilinmez, bir kampanya başlattı ve bahar öncesinde ‘İstanbul’a üç milyon lale’ dikildi. Gittikçe artan bunaltıcı sıcaklar ve delirten trafik için aslında bu laleler ‘sakinleştirici’ etki yapabilir” sözleriyle başlıyor, “Ancak nedense ‘bu laleleri’ gördüğümde benim tansiyonum yükseliyor, kan beynime sıçrıyor. Sakın yanlış anlamayın, ben ‘çiçek düşmanı’ değilim. Kafamı çevirdiğim her yönde rengârenk, çeşit çeşit laleler görmek elbette beni de mutlu ediyor. Gayrı ihtiyari bir gülümseme beliriveriyor dudaklarımda. Ama sonrasında kendi kendime ‘güleriz ağlanacak halimize’ deyip mırıldanıyor ve …” diye sürüyordu.

Adı verilmemiş olan yazarımız, bu ‘İstanbul’u laleleme’ olgusunun kendisini niye olumsuz durumlara soktuğunu da, “Yaşayanlar ve çekenler biliyor. Şu an İstanbul’un her yeri köstebek yuvası gibi. Her hafta sonu bir buçuk milyondan fazla insanı ağırlayan İstiklal Caddesi’nde bile ayakkabılarınız toz ya da çamur renginde olmadan yürümeniz imkânsız. Azıcık dikkatiniz dağılsa kocaman bir çukura düşüp bacağınızı kırmamanız mucize olur. … İşte tam da böyle bir dönemde, İstanbul’un başka hiçbir meselesi yokmuş gibi ‘üç milyon lale’ kampanyası başlatılıyor. Hiç düşündünüz mü bu kampanyanın maliyeti nedir? Hiç düşündünüz mü bir adet lalenin maliyeti nedir? Lale soğanı, işçilik ve reklam giderleri ile birlikte bir adet lalenin maliyeti 3 YTL’dir. İstanbul genelinde 3 milyon lale soğanı dikildiğini göz önünde bulundurursak, maliyet 3.000.000 x 3 YTL = 9 000.000 YTL’ye ulaşır. Ki bu korkunç bir rakamdır. Daha korkunç olanı ise bu paranın tamamının milletin cebinden çıkmasıdır” sözleriyle açıklamaktaydı.

Ve, “Üstelik” diyerek sürdürüyordu yazarımız: “İstanbul’a dikildiği söylenen üç milyon lale fidanının hatırı sayılır bir kısmının yerinde bugün yeller esmektedir; çünkü, lale soğanları hırsızlar tarafından sökülmektedir. Bu sağımızda solumuzda gördüğümüz laleler bana iki şey hatırlatıyor. Birincisi, şu meşhur ‘Lale Devri Devri Çocuklarıyız Biz’ adlı şarkı. İkincisi ise, Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme dönemine rast gelen meşhur Lale Devri…”

Sayın Yazar’a katılmamak elde mi?!… Ah, bir de, kimi belediyelerin orayı burayı geceleri ışıldayan yapay hurma ağaçlarıyla donatma yarışı var ki… Örneğin, karakışta beldeiçi yollar kapanmış, ağaççıkların kolu kanadı kırılmış, bütün bunlara inat ‘hurma ağaçları’ gülüşüp duruyor!…

*

“Biz Lale Devri çocukları mıyız?!…”

Sorum buydu…

Yanıtımı şu nazireyle vereyim:

 

“Eski Zaman Çocuklarıyız Biz

Çok geç kalmışız a canım,
Zaman o zaman değil;
Eski radyolar gibi
Aşkı da kaldırmışlar…

Yine öyledir sanma,
Artık ölümsüz değil:
Çoktan masal olmuş aşk,
Leyla vü Mecnun gibi…

Eski zaman çocuklarıyız biz,

Zamanımız geçmiş…

Ve kim bilir aşk şarabından

En son hangi mecnun içmiş?!…

Ben derim, yine de sevmeye bak;
Sevmeyenler utansın…
Varsın,
Sevgisiz yaşamaya mahkûm olan
Bu dünya yansın!…”

Ne dersiniz?

 

İnal Karagözoğlu
Yarımca, 4 Haziran 2006

 

_________________
* İlk duyduğumda, adının ‘Lale Devri Çocukları’ olduğunu sandığım Sezen Aksu’nun bu dizelerini Bülent Özdemir bestelemiştir. Ama şarkı, bestecilerin kaderi, ‘Sibel Can’ın şarkısı’ diye biliniyor. Kürdi makamında…

 

 

© 2006 İK.© 2011 İK

{lang: 'tr'}

2 Yorum

  1. Fevziye Yazman said,

    Temmuz 31, 2011 at 10:31

    Efendim laleleri, şu sıralar lalenin yerini alan tüm çiçekleri biz üretiyoruz; sanırım Bayındır'da. Bu işten nafakasını çıkaranlar insanlarımız var(mış).

  2. pakiz bortecen said,

    Ocak 18, 2015 at 12:21

    şimdi de ben düşünüyorum : bizim çocuklarımız da mı Lale Devri yaşıyorlar , yoksa ?

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.