Otosansür!

Bu Kimin Ayıbı Olacak?

 

 

‘Medya’ lafını sevmiyorum da kullanmıyorum da… Şimdi de ‘sosyal medya’ diye bir tanımlama çıktı.

 

Gazete-dergi-radyo-televizyon dörtlüsünden söz edeceksem ‘basın-yayın’ sözünden daha uygununu bulamam. Öte yandan, ‘medya’ yerine,  sözün bağlamına göre ‘iletişim ortamı’, ‘iletişim araçları’ diyorum.

 

Basın-yayının temelini bence şimdilik gazeteler oluşturuyor. Tuhaf bir adlandırmayla ‘yazılı basın’ dedikleri gazeteler… Ben, genelağ gazeteciliği ile genelağda haber ve düşünceleri sunmak üzere yer alan oluşumları da -ister kişisel olsun ister kurumsal- ‘gazeteler’ başlığı altında topluyorum.

 

Gazete-dergi-radyo-televizyon dörtlüsüne kim bilir ileride daha neler neler eklenecek… Şimdilik, basın-yayında nereye oturtacağımı pek bilemediğim paylaşım ortamları var. İşte son günlerde ‘sosyal medya’ diye sıkça sözü edilenler bunlar…

 

Neden son günlerde?

 

Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün 22 Ağustos’ta yürürlüğe konacak olan genelağı filtreleme -benim buna ‘elekleme’ diyesim geliyor- uygulamasına Twitter’da değinmiş olması olabilir mi? Sanıyorum, evet. Sayın Gül Mayıs sonlarında bu konuda şunları demişti:

 

“Benim görüşüm, temelde hiçbir özgürlük kısıtlaması olmamalı. İsteyen herkes internette özgürce dolaşabilmeli. Öte yandan, unutmayalım ki, internet fırtınalı bir okyanus. Gemisini korumak isteyenlere de güvenli limanlar sunulabilmeli.”

 

Hemen ekleyeyim, Sayın Cumhurbaşkanımız’ın bu paylaşım alanında üç yüz elli bin dolayında izleyeni -bu alanda buna ‘takipçisi’ diyorlar- olduğu söyleniyor…

 

Ve hemen ‘sosyal medya’ tanımlamasına döneyim: buna ‘etkileşimli toplumsal paylaşım alanı’ denemez mi? Çok mu uzun oldu? Öyleyse ‘ETPA’ deriz, olur biter… Nasıl olsa kısaltmalar konusunda Amerikalıları geçtik.

 

Otosansür mü?

 

Demokrasiyi ‘ileriler’e taşımaya niyetlendin mi, kendi kendini kısıtlamak giriyor devreye. Kısaca otosansür yapıyorsun.

 

Olay adım adım şöyle gelişiyor:

 

1- Demokrasinin temel kurumu olan iletişim özgürlüğü, eskisinden daha ağır bir baskı dönemine giriyor.


2- İnsanlar, gerçek nedeni bilinemeden ve adil yargılanma hakları ihlal edilerek uzun süre hapiste tutulmaya başlıyor.

 

3- Medya sahiplerine, “Köşe yazarların her istediğini yazamaz, yorumcuların her aklına geleni ekrandan aktaramaz. Parasını sen veriyorsun, yazarına mazarına sahip çık; yazdırma, konuşturma, gönder gitsin” gibi şeyler diyenler çıkabiliyor.

 

4- Medyacıların tutuklanması artıyor.

 
Sonuç: Medyacılar için sıkıdenetimin en sinsisi,  en kötüsü olan ‘otosansür’ dönemine girilmiş oluyor.

Otosansür dönemine girilmiş olduğu nasıl anlaşılır?

Örneğin,  basın-yayının temelini oluşturan gazetelerin olmazsa olmaz mensupları olan gazetecilerin meslek örgütlerinden biri bir bildiri yayımlar; bildirinin hareket noktası, hemen her dönemde türlü baskılar altında olagelmiş olan gazetecilere, içlerinde yer aldıkları kuruluşlar eliyle daha bir gözle görülür ‘yaptırımlar’ uygulamaya başlanmış olmasıdır. Ancak, bu bildiri gazetelerde pek yer almaz, ekranlardan duyulmaz. Aslında, daha “Köşe yazarların her istediğini yazamaz, yorumcuların her aklına geleni ekrandan aktaramaz. Parasını sen veriyorsun, yazarına mazarına sahip çık; yazdırma, konuşturma, gönder gitsin” denmekle ‘otosansür’ dönemine girildiği tebliğ edilmiş olmaktadır da işin farkına varılmamıştır.

 

*

Artık ve şimdilik gazete-dergi-radyo-televizyon-ETPA beşlisinden oluşan ‘basın-yayın’, varlığını sürdürmek için ‘otosansür’ü içselleştirme yoluna giderse bunun ayıbı kimin olacak? Ve o ‘varlık’ ne kadar gerçek bir varlık sayılacak?

  

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 26 Haziran 2011

 

————–<0>—————

Bugün 28 Haziran: İzmit’in Kurtuluşu.

 

© 2011 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.