Perşembenin Gelişi

Yeni Bir Adıma Doğru mu?

 

 

Bu sayfalara uğrayanlar arasında bilenler vardır, 27 Ocak 2011 günü İlgilik’in başına sevimsiz, üzüntü verici bir kaza gelmiş, birdenbire yok oluvermişti. Bu kötü durum 2 Şubat günü giderilebilmiş, ancak 14 Mayıs 2010 tarihinden sonra eklenmiş olan yazılar geri döndürülememişti. Tabii, o yazılara yapılmış olan yorumlar da… Onların çoğunu alanıma yeniden koydum; geri kalanlardan bazılarını ise, güncel konulara uygun düştükleri zaman yayımlayacağım. Bir de artık yayımlanması gereksiz olanlar var; arşivimde kalacaklar.

 

Bu açıklamadan sonra, şimdi, bugünlerin gündemine uygun düştüğü için 10 Ocak 2011 tarihli bir yazımı sunmak istiyorum. Başlığı, “Belki ‘Fatmagül’ün Suçunun da… _ Bu Perşembe Başka Perşembe”. Yazı da şu:

 

<<Genelağda Meclis Haber Gov Tr diye bir yer var, yasamaya dair dişe dokunur bir haber mi dolaşıyor ortada, ben oraya bakarım. İletişim bilgilerinde, ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi, Merkez Bina: TBMM 06543 Bakanlıklar – Ankara’ yazıyor; yani, en güvenilecek yer. Öyle yeniyetme habercilerin yazdıkları şeylere, kendisini tilki sanan haber yönetmenlerinin çarpıttığı haberlere, haberciliğe soyunmuş köşecilerin döktürmelerine kulak asmam.

 

Bu ‘Muhteşem Yüzyıl’ geyiklemesinde de işte öyle yaptım. Basın-yayında, “Başbakan Erdoğan'a yayın yasağı koyma yetkisi verildi”,RTÜK yasa tasarısının 1. bölümü kabul edildi”, “RTÜK Yasası’nda Erdoğan’a padişah yetkisi” türünden haber başlıkları yer aldıysa da bunların hiçbiri beni gıdıklamadı. Ama aslında, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’ı televizyonlarda, ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi yüzünden endişe ve üzüntü içinde olduğunu belirtirken görmemle birlikte içime bir kurt düşmedi de değildi; Sayın Başbakan Yardımcısı Arınç, “Şikâyetleri süratle dikkate alacağız ve kanun çerçevesinde gereğini yapacağız” diyordu.

 

Sayın Arınç, tek başına ‘öncü birlik’ gibidir, ne zaman bir konuya değinse, ülkenin gündemi ‘az sonra’ değişir. Ya da gündemi değiştirme işlemleri başlamıştır da ne olup bittiğinden ‘birazdan’ haberimiz olacaktır… “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir” misali… Bunda da öyle oldu: ‘RTÜK’ denen Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esaslar ile usulleri de belirleyen ve yaygın adıyla ‘RTÜK Yasası’ diye bilinen 13 Nisan 1994 tarihli ve 3984 numaralı yasanın bir kere daha değiştirilmesi konusunda epey yol alınmıştı aslında. Ve son olarak da RTÜK Yasası’nda değişiklik yapılmasına ilişkin yasa tasarısının birinci bölümünden sonra ikinci bölümü de TBMM Genel Kurulu’ndan geçmişti. Pek tabii, durum ve vaziyet de gazetelere ve saireye işte yukarıdaki başlıklar makamında düşmüştü.

 

Başlıklara düşen o endişeli anlatımlara gelince…

 

İşin içyüzünü Meclis Haber Gov Tr’nin ‘Yasama Haberleri’ bölümüden okuyorum:

 

«Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, kamuoyunda ‘RTÜK Yasa Tasarısı’ olarak bilinen ‘Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı’ ile yetki kargaşasını ortadan kaldırmaya, RTÜK’ü daha etkin kılmaya çalıştıklarını, sayısal yayıncılığa geçişin hukuksal altyapısının oluşturulması için çaba sarf ettiklerini söyledi.

TBMM Genel Kurulunda ‘temel yasa’ olarak görüşülen tasarının tümü üzerinde hükümet adına söz alan Arınç, konuyla ilgili kanunun 16 yıl önce çıkarıldığını anımsattı. Anayasa Mahkemesi’nin yasanın bazı hükümlerini iptal etmesi, yayın teknolojisinin hızla değişmesi ve AB müktesebatına uyumun yeni yasal düzenlemeye ihtiyaç doğurduğunu kaydeden Arınç, ilgili sivil toplumsal kuruluşlarının da katılımıyla yaklaşık 1 yıldır tasarı üzerinde çalıştıklarını ifade etti.

Tasarının önemli bir boşluğu dolduracağını belirten Arınç, sektörün sorunlarına çözüm bulmak istediklerini kaydetti.

Arınç, yetki karmaşasını ortadan kaldırdıklarını, yayın denetimi konusunda RTÜK’ü daha etkin kılmaya, yayın sektöründe rekabeti artırmaya çalıştıklarını ifade etti.

Arınç, müeyyide sisteminin de yeniden düzenlendiğini kaydetti. Kademeli müeyyide sisteminin mevcut olduğunu anımsatan Arınç, “Oysa vahim pek çok konuda bu sırayı takip ettiğiniz zaman ve yargı sürecini de hesapladığınızda maalesef dizi bittikten aylarca, belki birkaç yıl sonra bu konu gündeme gelebilmektedir. Tasarı ile kademeli müeyyide sisteminden vazgeçilerek, yayın ilkeleri toplumsal etkileri ve sonuçları bakımından sınıflandırılmış ve buna göre idari yaptırım öngörülmüştür. İhlalin niteliğine göre RTÜK idari para cezası ile birlikte idari tedbir niteliğinde program durdurma müeyyidesi de uygulayabilecektir” dedi. Arınç, kuruluşların gelirine orantılı idari para cezası öngörülerek, ceza adaletinin de sağlandığını ifade etti.

Arınç, tasarıya göre, hükümet veya bakanın yayın durdurabileceğine yönelik eleştirileri yanıtlarken de tasarıdaki ilgili maddeleri okudu. Söz konusu hükümlerin pek çok Avrupa ülkesinde bulunduğunu, olağanüstü durumlar için yetki verildiğini kaydeden Arınç, durdurma kararına karşı Danıştaya gidilebileceğini, Danıştayın 48 saat içinde karar vermesinin öngörüldüğünü anlattı. Arınç, “Dolayısıyla hukuka aykırı bir düzenleme olduğu kanaatinde değilim” dedi.
 
Kabul edilen maddelerin diğer hükümlerine göre, milli güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hallerde veya kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu durumlarda Başbakan veya görevlendireceği Bakan geçici yayın yasağı getirebilecek.

Yayın durdurma kararına karşı Danıştay’da iptal davası açılabilecek. Danıştay, bu davalara öncelikli olarak bakacak ve yürütmenin durdurulması talebini 48 saat içerisinde karara bağlayacak.» 
 
*
Bu ‘perşembe’ öyle böyle değil. RTÜK Yası’nın bu yeni donanımıyla belki ‘Fatmagül’ün suçunun üstü de kapatılır. Ne bileyim…>>

 

*   *   *

Bugüne gelirsem…

 

Dünden başlayarak basın-yayında yer aldı, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genelağdaki yerinde de var, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, partisinin önceki gün Balıkesir’de düzenlediği seçim mitinginde yurttaşlara seslenirken “Şimdi Facebook’lar falan, ya bunlar çirkin teknoloji; bu Facebook falan filan, bunlar çirkin, berbat. Herkes adına buralarda her türlü ahlaksızlık yapılabilir” dedi.

 

Şimdi düşünüyorum, bu şu mu demek: Televizyon yayınlarından, dizilerden, falan filanlardan sonra, sıra önce Facebook meysbuklara, ardından da aşağıya doğru basamak basamak inip genelağdaki kişisel alanlara gelecek… Öyle mi? Bunun böyle olmayacağının güvencesi ne?

 

Sayın Başbakanımız bu dediklerini, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi’ne gönderildiğini ileri sürdüğü epostadan söz ederken dile getirmiş; iyi de, genelağdaki toplumsal paylaşım yerleri, bugünlerde çığrılan ‘ileri demokrasi’ türküsünün güftesinde başköşeye konmuş olan sivil toplum kuruluşlarının iletişim araçlarının başında gelmiyor mu?

 

Hem, kötüyü, çirkini, berbatı, ahlaksızı, bayağıyı ayıklamak yerine, sistemi toptan ‘silmek’ niye?

 

Tabii, dikkatimi fazlasıyla çeken bir nokta da, Sayın Başbakanımızın, ‘Bülent Arınç’ misali öncü birliklerin işe parmak sallamalarına gerek kalmadan konuyu birinci elden ortaya koymuş olması. Malum, Sayın Arınç, örneğin, ‘Muhteşem Yüzyıl felaketi’ için de, “Endişe ve üzüntü içindeyim, kanun çerçevesinde gereğini yapacağız” demişti. Ben bu şeyi izlemediğim için, bu uyarıdan sonra Kanuni’nin içkiyi keserek uçkuruna sahip olup olmadığı ‘noktasında’ malumatım yok.

 

 

İnal Karagözoğlu

Yarımca, 14 Mayıs 2011

 

 

 

 

© 2011 İK

{lang: 'tr'}

Post a Comment

Improve the web with Nofollow Reciprocity.